1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Varlığını 12 Eylül'e borçlu olanlar 12 Eylül'le hesaplaşamazlar
Varlığını 12 Eylül'e borçlu olanlar 12 Eylül'le hesaplaşamazlar

Varlığını 12 Eylül'e borçlu olanlar 12 Eylül'le hesaplaşamazlar

12 Eylül 1980’de ülkemizde gerçekleştirilen ABD güdümlü askeri darbenin ardından 32 yıl geçmiş bulunmaktadır.

A+A-

12 Eylül 1980’de ülkemizde gerçekleştirilen ABD güdümlü askeri darbenin ardından 32 yıl geçmiş bulunmaktadır. Her geçen gün darbenin arkasındaki sis perdesi aydınlanmakta; darbenin asıl mağdurları ile darbenin yarattığı yeni düzenden kimlerin beslendiği bir bir ortaya çıkmaktadır.

Devletin idari organlarının, darbecilerin gölgesinde yapılandırıldığı, yaklaşık dokuz yıl süren bu dönemde; partiler feshedilmiş, birçok siyasi parti lideri gözaltına alınmış ve yargılanmıştır. Atatürk’ün büyük bir özveriyle Cumhuriyet değerleri üzerine kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi, Türk Dil Kurumu ve Tarih Kurumu gibi çok sayıda kurumun kapatıldığı bu süreç, Atatürkçü düşüncenin en fazla zarar gördüğü, çok sayıda Atatürkçü aydın ve düşünürün zindanlara tıkılarak yıpratıldığı dönem olarak tarihe geçmiştir.

Faşist darbenin sonunda, 800.000 insanın gözaltına alındığı, 250.000 demokrat yurtsever insanımızın tutuklandığı bir süreç yaşanmıştır. Bunun sonucunda yurtsever, aydın demokrat, devrimci insanlarımızın bir bir işkencelerden geçirilmesi sonucunda, bir korku imparatorluğu oluşturulmuştur. Çalışanların yoksullaşmasına neden olan neoliberal 24 Ocak kararları bu dönemde daha sıkı uygulanmış, işbirlikçi sermaye, çalışanlara karşı demokratik tepkilerden dolayı gerçekleştiremediği yasaları, 12 Eylül karanlığında peş peşe çıkarttırmıştır. Bu ekonomik kararlar dışında emeğin örgütlenmesini engelleyen bir dizi yasaklar getirilmişti. Bunun sonucunda o zamanın en büyük öğretmen örgütü olan TÖB-DER kapatılmış; üyeleri 1402 yasasıyla görevlerinden uzaklaştırılmıştı.

Ülkenin içinde bulunduğu siyasi istikrarsızlığı, ekonomik sorunları ve işsizliği bahane edenler, toplumu, devletin kuşattığı alanların sınırları içinde tutmak istemişlerdir. Bu yolla Cumhuriyet döneminin kurucu felsefesindeki demokratik, laik ve halkın yönetimde söz sahibi olduğu anlayış ortadan kaldırılmış; siyasi partiler, işçi ve memur örgütleri gibi her türlü toplumsal örgütlenme baskı altına alınarak, toplum üzerinde bir apolitizasyon programı uygulanmıştır. Ülkenin ve toplumun sorunlarıyla, siyasetle uğraşmayan, sormayan, sorgulamayan bir gençlik yetiştirilmek istenmiştir. Bugün AKP iktidarının özlemini çektiği ve hedef olarak ortaya koyduğu biat eden “kindar ve dindar” gençlik projesi 12 Eylül darbesinin bir sonucudur ve 4+4+4 Kesintili Zorunlu Eğitim Yasası ile de hayata geçirilmiş bulunmaktadır.

12 Eylül’ün oluşturduğu korku düzeninin izleri günümüzde mevcut siyasi iktidar döneminde sürdürülmektedir. Darbenin izlerinin silinmesi konusunda sarf edilen sözlerin yerine getirilmediği görülmektedir. 12 Eylül 2010 tarihinde gerçekleştirilen anayasa değişikliği paketinde, en büyük propagandayı 12 Eylül darbesini gerçekleştirenlerin yargılanacağı üzerinden yapan AKP iktidarı, bugüne kadar bu vaadini gerçekleştirmemiş,  tam tersine 12 Eylül darbesine karşı duranları cezalandırarak kendi 12 Eylüllerini yaratmışlardır. Bugün hapishaneler dolup taşmakta, mahkûmlar için yatacak yer bile bulunamamaktadır. 12 Eylül 2010 referandumunda anayasada yapılan değişikliklerin halkı aldatmaya yönelik olduğu anlaşılmıştır. Demokrasimiz önünde engel teşkil eden YÖK, zorunlu din dersi, seçimlerde uygulanan yüzde 10 barajı, siyasi partiler yasası, daha yüzlerce yasa ve hukuk dışı uygulama, bugün hala varlığını korurken, bunlara yenileri eklenmiş, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni aratacak Özel Yetkili Mahkemeler kurulmuştur. Ülkemiz adeta açık cezaevine dönüştürülmüştür. 

12 Eylül 1980’den önce ülkemizde iki buçuk milyon sendikalı işçi varken, bugün ileri demokrasi naraları atanların döneminde bu sayı sekiz yüz bine düşmüştür. Aynı zamanda özelleştirme ve taşeronlaştırma uygulamalarıyla çalışanların örgütlenme özgürlüğü engellenmiş, darbe döneminde bile yapılmayan bu dönemde yapılmış, yasa çıkarılarak grev yasaklanmıştır. Kullanılan bir kısım demokratik haklar bile suç sayılarak, kişiler gözaltına alınmakta hatta cezalandırılıp hapse atılmaktadır.

12 Eylül Darbesi’nin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersini Anayasada zorunlu hale getirilmesiyle AKP gibi partilere ortam hazırlanmıştır. 12 Eylül’ün getirdiği siyasi ortamdan beslenen AKP’nin 4+4+4 yasasıyla eğitimi gericileştirmek için attığı adımların en önemlilerinden biri de birçok din temelli seçmeli dersin, ders çizelgelerine yerleştirilmesi olmuştur. Bu derslerle birlikte birçok okul, imam hatip okullarına dönüştürülerek, tekrar mektep-medrese ikilemi yaratılmıştır.  Böylece Öğretim Birliği Yasası rafa kaldırılarak, Cumhuriyet devrimleriyle hesaplaşılmaktadır.

12 Eylül faşist yönetiminin oluşmasına neden olanları kınıyoruz. Demokrasi ve hukuk dışı arayışların hiçbir dönem çözüm olamayacağı inancındayız. Darbenin kirli ilişkileriyle bugün önemli görevlerde bulunanların da gerçek yüzlerinin ortaya konulması, kamuoyu vicdanında yaraların sarılmasında önemli rol oynayacaktır. 

Veli DEMİR

Genel Başkan

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.