1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Toplumun Mimarları Masanın Mağdurları
Toplumun Mimarları Masanın Mağdurları

Toplumun Mimarları Masanın Mağdurları

Millet olarak asırlardan beri geçirmekte olduğumuz buhranların sebebi ve kaynağı, kültür ve eğitim sahasında aranmalıdır.

A+A-

Millet olarak asırlardan beri geçirmekte olduğumuz buhranların sebebi ve kaynağı, kültür ve eğitim sahasında aranmalıdır.

Hocasının atının ayağından sıçrayan çamurdan bile kendisine şeref payı çıkaran hükümdarın mesut asrı nihayet bulduktan sonra, devletimizin yapısında sarsıntılar başladı. Bunun akabinde topluma yön veren ilim erbaplarının değersizleştirilerek, cahillerin ulema sınıfına nüfuz etmeleriyle birlikte bu meslek grubunun gayret ve mücadele refleksleri zayıflatıldı.

Bunun sonucunda toplumun harcı olan ilim, irfan, öğrenme, öğretme ve ilerleme kavramlarının aşınmasıyla toplumsal gelişme de yeterince sağlanamadı.

Tarihsel serüvene ve hazin akıbetine kısaca göz atacak olursak; 17. asırda şiddet egemen oldu. 18. asırda hükümet müesseslerinde bazı ıslahatlar yapıldı. 19. asırda halka inilerek, bizzat cemiyet hayatının bünyesinde olmakla birlikte, hemen hepsi de şekle bağlı değişmelere, inkılaplara başvuruldu. 20. asırda, aynı çalışma tarzı tekrarlandı. Son iki asırda, birçok yeni müessese, okullar ve derslikler açıldı. Ancak bu okullarda eskinin taklidi yerine moda kelime ile ifade olunan yeninin taklidi olarak tarihteki yerini aldı. Avrupa, körü körüne taklit edilmek istendi. Okullar açıldı, buralarda yeni ilimler okutuldu. Ancak ilim sevgisi aşılanamadı; hocanın, öğretmenin üstünlüğü ve toplum içindeki önderliği telkin edilemedi. Çünkü ilme gerçekten inanılmadı. İlim bizim hayati menfaatlerimiz için vasıta olarak şekil halinde istismar edilmek istendi. İlmin taşıyıcısı ve uygulayıcısı olan öğretmenler de bu süreçten nasibini aldı.

Öğretmen, toplumun manevi mimarıdır. Toplumsal inşa ve ihya sürecinde hiç şüphesiz öğretmen özne konumundadır. Bilge düşünürümüz Nurettin Topçu, Türkiye’nin maarif davasını anlatırken, tahayyül edilen maarif sisteminin inşacısının ve ustasının öğretmenler olduğunu vurgulayarak, “Muallim meselesi, maarif davamızın ana meselesidir. Maarifi yapacak olan muallimdir. Şayet değerlendirilmezse, maarifi yıkanda o olur” diyor. Toplumsal yıkılışın inşacısının, yani öğretmenin itibarsızlaştırılmasıyla başladığı muhakkaktır. Türkiye’yi muasır medeniyet seviyesinin ötelerine taşıma hedefine ulaşmanın yapı taşının öğretmen olduğu unutulmamalıdır. Milletimizi uzun yıllardır yaşadığı sıkıntılardan kurtarmak, refaha kavuşturmak, demokrasimizin çıtasını tartışılmaz bir seviyeye çıkarmak; adaleti, insan hakları ve özgürlüklerin güvencesi haline getirmek için toplum içinde öğretmene gereken itibarı tevdi etmemiz elzemdir. Bunların hepsinin temelinde eğitim vardır. Eğitimin en önemli unsuru da öğretmendir.

1973 yılında çıkarılan Milli Eğitim Temel Kanunu’nun ‘Öğretmenlik’ başlığı altında düzenlenen 43. maddesinde, öğretmenlik mesleği, “devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleği”  olarak tanımlanmış ve mesleğe giriş “hazırlık, genel kültür, özel alan eğitimi ve pedagojik formasyon” içeriği ile bütün öğretim kademelerinde asgari lisans eğitimli, yüksek öğrenimli olmaları zorunlu kılınmıştır. Bugün eğitim sistemimizin tüm kademelerinde çalışan öğretmenlerimizin tamamı yüksek öğrenimli ve alanının uzmanı olarak yasal güvence altına alınmıştır. Ancak, varlığı insanlık tarihi kadar eski olan öğretmenlik mesleği, asıl gücünü, yerden sıçrayan çamurun kaftanını kirletmesine üzülen hocasına, “Sizin gibi âlimin atının ayağından sıçrayan çamur bizim için ziynettir” diyen Yavuz Sultan Selim’den; kendisini padişah zannederek çiçek veren ahaliye Padişahı gösteren, ancak Sultanın hocası Akşemsettin’i göstererek “Gidiniz yine ona veriniz” diyen cihan padişahı Fatih Sultan Mehmet’ten alır. Öğretmenler, tarihi süreç içerisinde devletin bekasına yönelik önemli misyonlar yüklenmiş ve görevini başarıyla yerine getirmiş meslek mensuplarıdır. Bugün ülkenin geleceğine yönelik olarak tasarlanan ve herkesin hem fikir olduğu eğitime yüklenen misyonun olmazsa olmaz temel taşı öğretmenlerdir. Sınıfında lider olarak öğretmen, toplumsal gelişimin öncüsü olarak öğretmen, milletimizin gönlündeki mümtaz yerini korumaktadır.

Eğitim sistemimiz, yılların birikimi olan kötü yönetimlerin sonucu olarak, vesayetçi anlayışın ürettiği ezberci, dayatmacı, eleyici, üç yanlış bir doğru denklemi üzerine kurulmuş; kategorize eden, ötekileştiren, başarısızlığı çocuklarımızın kaderi haline getiren olumsuzluğun, eğitime ilişkin toplum nezdinde oluşturduğu algı, ne acıdır ki, zamanla öğretmenin başarısızlığına dönük bir algıya dönüşmüştür. Üzücü olan, sistemin yapısından kaynaklanan, eğitim programlarının ve eğitim ortamlarının çağın ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak oluşu, eğitim yönetiminin geliştirilememesi ve eğitimin genellikle eğitimcilerce yönetilememesi sonucu oluşturulan problemlerin kaynağının hala tespit edilememesi ve öğretmenlere yönelik algının oluşmasına sebep olanların problemin kaynağı olmaya devam etmeleridir. Çünkü bu algı sonucu son zamanlarda meslektaşlarımıza yönelik üst düzey yöneticilerden, hizmet alanlarında sözlü, fiziksel şiddet girişimleri apaçık ortadadır. Hepimizi yetiştiren, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı, gençlerimizi yetiştiren öğretmenlerimizin şiddete maruz kalması, ne toplumsal ahlakı ne de meslek ahlakı ile bağdaşmaktadır. Meslektaşlarımızın mesleğine ilişkin hak ettiği maddi ve manevi destekten yoksun oluşu, tarihsel süreç içerisindeki saygınlığını zaafa uğratmıştır.

Meslektaşlarımızın bazı kesimlerce sürekli aşağılanması, yetersiz olduklarının dillendirilmesi ve hep eğitilmesi gerektiğinin yetkili organlarca sürekli vurgulanması, uzmanlık gerektiren diğer meslek mensuplarına göre daha az ücret alması, benzer sürelerde hizmet öncesi eğitim alan bazı meslek gruplarına ödenen ek ödemelerin bu meslek grubuna layık görülmemesi öğretmenlerimize, dolayısıyla geleceğimize yapılabilecek en büyük kötülüktür.

Hepimiz yeryüzü bahçesinin birer mensupları isek, bilinmelidir ki, öğretmen ve öğretim elamanı o bahçenin gülüdür. Sadi Şirazi’nin ‘Bostan ve Gülistan’ kitabında geçen bir hikâyede gülün dikenine sorarlar, “Sen niçin bu kadar güzel kokuyorsun?” Dikenin cevabı ilginç olur: “Gül bahçesinde kaldığımdan dolayı.” Gülün bahçesinde kalan diken bile güzel kokuyor. Gül bahçeleri olursa, inanın, dikenimiz bile güzel kokacak. Bilinmelidir ki, bizler gül kokan bir medeniyetin mensuplarıyız. Bu medeniyetin ihyasını dert edinen, çile ve sancısını çekenler, hiç gülü üzer mi, öğretmenini toplum önünde azarları mı? “Tohum derdinde olmayan ağaç odundur” diyor değerli şair. Biz öğretmenlerin, toprak gibi olma sorumluluğumuz var. Üzerimizde hayra çağıran bir nesil yetiştirecek topraklar. Toprak ne kadar zengin olursa, değer ve itibar verilirse, o toprakta yetişen bitkiler o kadar gür ve gürbüz olacaktır.

Uzmanlık statüsü yasayla verilmiş olan lider öğretmenlerimiz, mesleğinin gereği olarak hep model ve örnek olması, dilediği kıyafeti hem yasal zorunluluktan hem de mali sıkıntılarından dolayı alamaması, giyememesi ve hala ne giymesi gerektiğine başkalarının karar verdiği bir düzende işinin gereği olan liderlik ve model olma rolünü nasıl yerine getirecektir.

Eğitim-Bir-Sen olarak, medeniyetimizi inşa ve yeniden ihya etmenin öncüsü olan öğretmenlere yapılan haksızlığın ifşası için, öğretmene saygının deforme edilmesine karşı çıkmak için İstanbul’da binlerce öğretmenimizle yürüdük. Tepkimizi, eğitim camiasına yakışır bir eylemle asil ve soylu bir şekilde ortaya koyduk. Öğretmenlerimizin gerek özlük haklarını, gerekse itibarını toplu sözleşme sürecinde olduğu gibi, en iyi şekilde savunduk ve savunmaya da devam edeceğiz.

Toplu sözleşme sürecini takip eden taraflı-tarafsız herkes, öğretmenlere yapılan haksızlığı sona erdirecek tekliflerle masaya oturduğumuzu kabul etmektedir. Kamu İşveren Heyeti’nin ve Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun tekliflerimize evet demeyerek bu haksızlığın devam etmesine göz yumduğu herkesin malumudur. Kamuoyunun yakından bildiği gibi, eşit işe eşit ücret kapsamında hazırlandığı iddia edilen 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, öğretmenleri ve öğretim elemanlarını yok saymıştır. Öğretmene ve elemanlarına, bütçeye maliyeti yüksek olur bahanesi ile ek ödeme verilmemiştir.

İlk toplu sözleşme görüşmeleri öncesi ve sonrasında, öğretmen ve öğretim elemanlarına ek ödeme verilmesi hususunda ilgili taraflarla çalışanlarımız adına taleplerimizi paylaştık. Toplu sözleşme görüşmeleri başlamadan önce Kamu İşveren Heyeti’ne sesimizi duyurmak, oluşan mağduriyetin giderilmesini sağlamak için 19 Nisan’da bordro yakma ve 25 Nisan’da faks eylemleri yaptık. Emeğimiz, hak ve özgürlükler için 1 Mayıs’ta geniş katılımlı bir miting yaparak, taleplerimizi haykırdık. 15 Mayıs’ta Kamu işveren Kurulu’nun 2012 ve 2013 yılı zam tekliflerini 81 ilimizde alanlarda gerçekleştirdiğimiz eylemlerle protesto ettik. Kamu işveren Heyeti’nin beklentileri karşılamaktan uzak tekliflerine tepki göstererek, 23 Mayıs’ta Türkiye genelinde iş bıraktık, Ankara Güvenpark’ta oturma eylemi yaptık.

Yüzde 4+4’e hayır dedik. “Ek ödeme yoksa, imza da yok” diyerek, mutabakat metnini imzalamadık.

Toplu sözleşme sürecinde hem hükümete hem de hükümete muhalefet etmeyi beceremediği için Memur-Sen’e dil uzatan ana muhalefete ve memurların haklarını savunmak yerine her türlü tezvirata başvuran sözde sendikalara karşı mücadele verdik. Muhalefet partilerinin Meclis Grup toplantılarına katılarak, malum sarı sendikacılık yapanların her türlü kirli propagandalarına rağmen onurlu bir duruş sergileyerek, sorumluluğumuzun gereğini layıkıyla yerine getirdik.

Bütün bunlara rağmen sonucunu kabul etmeyip imzalamadığımız toplu sözleşmede eğitim hizmet kolunda 18 konuda kazanım elde ettik. Tekliflerimizin önemli bir kısmı ise çözüme kavuşturulmak üzere Kamu Personeli Danışma Kurulu’na sevk edilmiştir.

Öğretmenlerin ve öğretim elemanlarının emeğinin karşılığı olan ekmeği talep ettikleri için mesleğinin karşılığı olan saygıdan mahrum edilmek istenmesine direneceğiz ve buna asla izin vermeyeceğiz. Emeğimizin karşılığını istemekten yorulmayacağız, mesleğimizin saygınlığını korumaktan yılmayacağız. Bütçe disiplinini bozar bahanesiyle ek ödeme verilmemesine olan tepkimizi de, bütçeye maliyeti sıfır olan öğretmene saygı talebimizi de aynı anda, her yerde ve büyük bir kararlılıkla seslendirmeye devam edeceğiz. Çünkü öğreticisine saygı duymayan bir toplumun, öğrendikleriyle iyiye, doğruya ve güzele yol almasının imkânsız olduğunu biliyoruz. Çünkü, öğretmenliğin peygamber mesleği olduğunu salık veren bir medeniyetin mensuplarıyız. Çünkü, kendisine bir harf öğretene kırk yıl köle olmayı taahhüt eden ilim kapısı Hz. Ali’nin idrakinin örnek alınması gerektiğine inanıyoruz.

Son olarak, hak ve özgürlük mücadelemiz, toplumun mimarı olan fedakâr ve cefakâr öğretmenlerimizin hak edeceği konum ve itibarı hakkaniyet ekseninde teslim edilinceye kadar devam edecektir.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.