1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Sonuna kadar özlük hakkı ve özgürlük mücadelesi
Sonuna kadar özlük hakkı ve özgürlük mücadelesi

Sonuna kadar özlük hakkı ve özgürlük mücadelesi

Uluslararası konjonktürden kaynaklanan hızlı ve zorlu bir değişim sürecinden geçiyoruz.

A+A-

Uluslararası konjonktürden kaynaklanan hızlı ve zorlu bir değişim sürecinden geçiyoruz. Etkilerini ekseriyetle Müslüman ülkelerde hissettiren bu değişim süreci; kimi ülkelerde sistemi barışçı yollardan değişime zorlarken, kimi ülkelerde ise yer yer iç savaşa varan karışıklıklara ve ağır yıkımlara yol açıyor. Dünya sathında ve özellikle Ortadoğu’da yaşanan bu değişimden etkilenmemek ya da uzak durmak sanıldığı kadar kolay değil.

Değişimin ana eksenini özgürlük talepleri şekillendiriyor. Sadece Ortadoğu ülkelerinde değil, demokratikleşme mücadelesinde son 10 yılda Türkiye’de de yükselen sesin baskın temasının özgürlük olduğu gözlerden kaçmıyor. Değişim dinamiklerinin gözlemlenebileceği yapıların başında sivil toplum örgütlerinin söylemlerinin gelmesi çok doğaldır. Bu açıdan, vesayetten kurtulmaya çalışan Türkiye demokrasisi ile birlikte sivil toplum da ciddi bir sınavdan geçiyor.

Gerçek örgütlenme hem özlük hakları hem de değerler sendikacılığı mücadelesini birlikte yürütmektir ki, Eğitim-Bir-Sen’in bütün çabaları bu temel hakları muhafaza etmeye ve daha da ileriye taşımaya yöneliktir. 2012 yılı itibarıyla Eğitim-Bir-Sen 231 bin ve Memur-Sen 650 bin üyesiyle Türkiye’nin hem en büyük sendikası ve en büyük konfederasyonu hem de en büyük örgütlü yapısıdır. Bu yüzden Eğitim-Bir-Sen’in üstlenmiş olduğu sendikal misyon ve yürüttüğü çalışmalar tarihe not düşmek adına çok önem arz ediyor. Ayrıca hem bu misyonun hem de sendikal çalışmaların takdiri sözde sendikaların değil, yalnızca milletin teveccühüyle ölçülebilir. Bu minvalde, Eğitim-Bir-Sen, daha çok millet, daha az devlet anlayışıyla hareket etmekte; bürokratik oligarşinin toplum mühendisliği ve jakoben yaklaşımı yerine millet iradesinin hakim olduğu özgürlükçü anlayışı bitmek tükenmek bilmeyen bir azim ve gayretle yol haritası olarak görüp gücünü çoğunluktan değil, kuruluş ilke ve değerlerinden alan yapısıyla çalışmalarını yürütmektedir.

Bir zamanlar darbe yapanların, darbe yapmaya niyetlenen ve darbeyi bir ihtimal olarak sürekli gündemlerinde tutanların, milletin örgütlü yapılar içinde nitelikli bireyler ve vatandaşlar olarak kendi haklarını öğrenmelerine, muhafaza etmelerine ve geliştirmelerine asla tahammül edemedikleri bu ülkede; sendikacılığı ya darbecilerin ya derin devletin ya da illegal örgütlerin sopası olarak yapanlara da tanıklık ettik, ediyoruz. Ekmek için, özgürlük için yola çıkmış ve bu yolu yürünecek yegâne yol olarak bilen sendikamızın ulaştığı seviye, hiç şüphesiz merkez ve çevre teşkilatlardaki her bir üyenin elini taşın altına koymasıyla gerçekleşmiştir. Bu emeği veren, yılmadan gayret gösteren sendika üyelerinin, sendikanın kuruluş temellerindeki insan ve hak merkezli çağrıyı, hiç kimseden ve hiçbir şeyden korkmadan daha yükseğe ve daha fazla insana ulaştırmaları gerekiyor.

Eğer bir sendika, sendikal mücadeleyi ve faaliyetleri anlamlı ve başarılı kılan nitelikli insan kaynağından ve nitelikli yaklaşımlardan yoksunsa, büyüklüğün hiçbir anlamı yoktur. Bu bakımdan nitelik; hak merkezli, özgürlük merkezli, insan merkezli olmalıdır.

Sendikal tarihe baktığımızda, kimi sendikaların, çeşitli siyasi partilere ve/veya ideolojik gruplara angaje olduklarını, faaliyetlerini de onların emir ve talimatları doğrultusunda gerçekleştirdiklerini görüyoruz. Buna karşın Eğitim-Bir-Sen, her seçimde oyunu daha da artıran ve halkın büyük çoğunluğunun desteğini alan hükümet karşısında yalnız kendi üyelerinin değil, Memur-Sen ile birlikte bütün kamu görevlilerinin ve emeklilerinin hakkını sonuna kadar savunmuş, daha fazla kazanım üretmek için faaliyetlerini sürdürmüştür. Bu durum, bir anlamda sendikal tarih için yeni bir milat oluşturmuştur. Artık sendikal tarih ülkemiz açısından Eğitim-Bir-Sen öncesi ve sonrası olmak üzere iki ayrı dönem olarak incelenecektir.

Eğitim-Bir-Sen, vizyonunu ve ufkunu genişleterek sendikacılık yapmaya, iletişim kuran ve toplumun tamamını kucaklayan bir anlayışı tesis ederek yoluna devam edecektir. Eğitim-Bir-Sen, daha önce başka sendikalarca ısrarla kullanılan imha ve tenkit diline tevessül etmeden, inşa ve motivasyon dilini sahiplenerek sorunları aşmanın gayreti içinde olacaktır. Eğitim-Bir-Sen, bugüne kadar ağlama, sitem ve kahır sendikacılığı yapmadı, bundan sonra da yapmayacaktır. Bizim sendikacılık anlayışımız; üzerimize düşeni yapmayı, çalışanların talep ve beklentilerini kazanıma dönüştürmeyi, çözümler geliştirmeyi, mahrumiyetleri ve mağduriyetleri bitirmeyi, insanı ve insan onurunu esas alan çalışma hayatını oluşturmayı esas alır. Bugüne kadar bu anlayışın gereğini bihakkın yerine getirdik. Sivil toplum ve değerlerlerimiz adına doğru bulduğumuz çağrıyı yaptık; bu çağrıya uyan ve kulak verenleri takdir etmekten geri durmadık ve çağrılarımıza kulak tıkayanlara ise tepki vermekten çekinmedik, kaçınmadık. Gücümüzün ve büyüklüğümüzün arka planında da bu ilkeli, kararlı ve inisiyatifi tamamen bize ait duruşumuz var. Bu duruşumuzu idrak eden, bu idrakle ‘soylu mücadelede ben de varım’ diyen 231 bin üyemizle sendikacılığa yeni bir vizyon kazandırmak, eğitim çalışanlarını yeni kazanımlarla tanıştırmak; daha demokratik, daha özgür ve daha müreffeh Türkiye idealini gerçeğe dönüştürmek mücadelesine ilk günkü inanmışlığımız ve kararlılığımızla devam edeceğiz. 14-16 Eylül tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirdiğimiz 6. Türkiye Buluşması’nda başlangıçtan sona kadar hakim olan heyecan, bu iddialı cümleleri kurmamı hem kolaylaştırıyor hem de zorunlu kılıyor. Çünkü teşkilatımızın liderleriyle gerçekleştirdiğimiz bu toplantıda, “hem büyümeye hem de alanlarda mücadele etmeye devam”, yani büyüme ve daha da güçlenme kararını aldık. Bu, aynı zamanda eğitim çalışanları için yeni kazanımlar demektir.

Bundan sonra, Eğitim-Bir-Sen, üye sayısını korumaya dayalı bir yaklaşımla değil, üye sayısını zirveye taşımaya odaklı bir anlayışıyla sendikacılık yapacaktır. Sendikal mücadele alanında rekabet kaçınılmaz bir olgu. Ancak rekabet üstü olmanın seçilmesi durumunda, Eğitim-Bir-Sen’in kendisiyle yarışacağı ve bu yarışın kurallarını da kendisinin belirleyeceği çok açık. Çünkü rekabet üstü olmak, değer tekelleri oluşturmak demektir. Eğitim-Bir-Sen’in yalnızca milletinden devraldığı misyon da bunu gerektirir. Burada Martin Luther’in bir tespitine kulak vermek yerinde olacaktır:

Eğer bir kimsenin işi sokak süpürmekse, o kimsenin sokak süpürüşü Beethoven’ın senfoni besteleyişi veya Shakespeare’in şiir yazışı gibi olmalıdır. Eğer işi sokak süpürmekse, işini böyle yapmalıdır. O sokakları o kadar iyi süpürmelidir ki, cennetin ve dünyanın sakinleri bir an durup şu sözü söyleyebilmelidirler: Buradan büyük bir sokak süpürücüsü geçti ve işini çok iyi yaptı. Bu anlayışla işini yapan sıra dışı insanlar hangi işi yaparlarsa yapsınlar saygınlıklarını her zaman koruyacaklardır.

Martin Luther’in bu veciz anlatımından da fark edileceği üzere, sendika yöneticisinin ve üyelerinin ferdî gayretlerini en üst seviyede tutarak niteliklerini her zaman artırmaları ve içinde bulundukları yapıda hem memuriyet görevlerini hem de sendikal görevlerini çok iyi yapmaları gerekir.

6. Türkiye Buluşması, teşkilatımızın örgüt disiplini konusundaki hassasiyetini ortaya koymuştur. Bu disiplin anlayışı, emir-komuta algısına dayanan kör bir itaati değil, birlikte yol alma ferasetini içeren soylu mücadele ittifakını esas alıyor. Antalya, bu ittifakın daha da kuvvetlendiği ve en az 280 bin üye hedefinin bütün lider kimlikler tarafından tek ses olarak deklare edildiği birlikteliğe şahit oldu. Antalya’da buluşan bu ortak ses ve irade, 16 Eylül’den bu yana alanları kuşatıyor. Eğitim çalışanlarının olduğu her yerde, en az bir Eğitim-Bir-Sen lideri ve onlarca Eğitim-Bir-Sen üyesi soylu mücadeleye yeni nefesler kazandırma çağrısı yapıyor. Bu çağrı karşılık buluyor, bu çağrı çalışanlarca kayda değer bulunuyor, bu çağrıya kulak verenlerin, “ben de varım” cevabını verenlerin sayısı her geçen gün daha da artıyor. Alanlar bizi, eğitim çalışanları davetimizi bekliyor; gidilmeyen işyeri, selam verilmeyen eğitim çalışanı kalmayıncaya kadar soylu mücadeleye davete devam edelim.

Son olarak, başta Mehmet Akif İnan olmak üzere, bir süre önce Hakk’ın rahmetine kavuşan Erol Battal, Ökkeş Dere ve sendikamıza hizmet etmiş olan diğer bütün kardeşlerime Allah’tan rahmet diliyorum. 

Ahmet GÜNDOĞDU 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.