İsraftan ne anlıyoruz?

Elhamdülillah, uzun zamandır beklediğimiz yağışlar imdadımıza yetişti. Kul “bittim” dediği yerde Allah “yettim” diyecek de yeter ki kul, kulluğunu bilsin ve teslimiyetini göstersin.

Elhamdülillah, uzun zamandır beklediğimiz yağışlar imdadımıza yetişti. Kul “bittim” dediği yerde Allah “yettim” diyecek de yeter ki kul, kulluğunu bilsin ve teslimiyetini göstersin.

Yakınmalar, ağlayıp sızlamalar, korku ve tedirginlik içerisinde ahlar vahlar teslimiyetsizliğin ve tevekkülsüzlüğün bir neticesidir.

Ne gariptir ki; insanoğlu şu dünyaya halife olarak gönderilmiş, dünyanın imar ve ıslahıyla sorumlu tutulmuş olmasına rağmen en fazla isyan eden, bozgunculuk yapanda yine kendisi olmuştur. Bugün kar’ın yağmasına sevinen insan çok yağınca, “beyaz esaret” şiddetli yağışlar nedeniyle oluşan seli “felaket” diye nitelendirmekten çekinmemiştir. “Mevsim normalleri üzerinde” ve “altında” diye iklimlerde ki değişimi kendince normal zannettiği bir yere oturturken de kendinin normallerini ve anormallerini pek masaya yatırmamış bile. Allah'ın verdiği nimetlerin şükrünü eda etme hususunda zihnini yorma gereği duymayan insan, bunları alabildiğine israf etmekten de çekinmemiştir.

İsraf, sadece yeme ve içme hususunda değil her şey için söz konusudur. Suyun israfı kadar sevginin, merhametin, zamanın, ilmin, amelin, duyguların hatta inancın bile israfı vardır. Bu nedenle her hususta itidalli olmak, orta yolu benimsemek İslam’ın öngördüğü davranış şeklidir.

İbadete bile orta yolu emreden dinimiz, nimetleri sadece kayıp etmemek için değil, dengemizi kayıp etmemek, kulluk çizgisinden sapmamak için de israfı haram kılmıştır. Bu ölçü ve kurallar bize hayat dengesinde durmamızı sağladığı gibi dünyamızı da yaşanabilir bir dünya haline getirir.

İslam, istikamet üzere yaşamayı öğütlerken insana, kul olma eğitimini vererek bütün davranışlarda ölçülü ve isabetli olabilmenin çözümlerini sunar. Her nimeti bitip tüketme tedirginliğinden ziyade hesap verme korkusuyla görmemizi ister.

Suyun yokluğu kadar merhametin yokluğunun yol açtığı kuraklığı da hesap etmeliyiz. Sevginin kuraklığının ne gibi yaralar açacağını gözden uzak etmemeliyiz. Zamanın beyhude ve anlamsız şeyler uğruna harcanmasını israf olarak görmek ne kadar isabetliyse ibadet ve itaat hususunda ki cimriliği de aynı kategoride zararlı algılamalıyız. Hoyratça kullanılan su kadar müsrifçe kullanılan ömrümüzü de sorgulamalıyız.

İnsanlara karşı işlenen hak hukuk ihlallerinin şu dünyanın düzenine verdiği zarar, yerkürenin ısınıp mevsimlerin değişmesinden, ozon tabakasının delinmesine kadar verdiği zarardan daha az değildir. Susuzluktan ölen insanlardan daha çok değil midir, zulüm ve haksızlık nedeniyle öldürülün mazlumlar?

Adaletin olmadığı, gönüllerin kuraklığının zirve yaptığı bir dünyada gökyüzünden yağmur damlalarını beklemek kadar insanlardan merhamet davranışlarını beklemekte elzem değil de nedir?

“Hava bedava su bedava”, “hayat benim hayatım kime ne, bir daha mı geleceğim bu dünyaya” anlayışı da bizi anlayışsız insan haline getiriyor. Hiçbir davranış ve düşünce israf ve ölçüsüzlükten farklı yorumlanamaz. Bu nedenle İslam bize su ve yemek israfı hususunda bile kulluğun parametrelerini gösterir yani ölçülü olmayı öğütler. Siz, suyu veya başka bir şeyi israf etmemek için gayret edip yola çıktığınızda daha başka erdemlere ulaşır, farklı gediklerinizi ve eksikliklerinizi kapatarak şu hayatın dengede kalmasını sağlamış olursunuz.

Peygamberimizin su israfı üzerinden şu uyarısı bunun en önemli göstergesidir:

Rasulüllah (s.a.v), ashabında Hz. Sa’d’ın yanına uğramıştı. Sa‘d namaz için abdest alıyor, suyu bolca kullanıyordu. Peygamber Efendimiz:

“Bu israf da ne?buyurdu. Sa‘d (r.a):

“Abdestte de israf olur mu?” dedi. Allah Rasulü (s.a.v):

“Evet, akan bir nehir kenarında olsan bile!” buyurdu. (İbni Mace, Taharet)

Evet, bir nehrin kenarında olsak da o nehri israf etmeyeceğiz. Bir kova su nehri azaltmaz fakat kulluk şuurumuzu zayıflatır, itaat ve teslimiyette gevşeklikler meydana getirir, israfın yolunu açar. Suyun akışı yanıltmayacak, çayın şakırtısı kalbimizin karartmayacak. İslam, imanın penceresinden bakıp değerlendiren ve ahlak-ı hamidenin erdemliliğinde yol alan bir kulluk istiyor. Yoksa testinin dolmasıyla zengin, boşalmasıyla fakir olunmaz. Sıkıntıdan diğer bir sıkıntıya kadar kulluk ertelenemez. Varlık zamanında kulluk edemeyenin yokluk zamanında ki yakınmaları pek işe yaramaz.

Özellikle bu günlerde salgın hastalık nedeniyle havanın kıymetini anlayanlar su gidince suyun kıymetini anlayacaklar mı bilmem. Ama bildiğim bir şey var o da nimetin çokluğu bizim gözümüzü ve kalbimizi kör ediyor her defasında. Kısaca iki alternatif var; sınanarak öğrendiğimiz hayatta ya birçok şeyi öğrenme fırsatı bulamadan ölüp gideceğiz yâda Rabbimize dönüp her şeyi emanet bilinciyle kullanıp hem bu dünyamızı hem de ahretimizi mamur hale getireceğiz.

Peygamberimiz (s.a.s)’in öğrettiği şu dua ile bitirelim:

“Rabbimiz! Bütün işlerimizdeki israfımızı, ölçüsüzlüğümüzü, cahilliğimizi, hatalarımızı ve bizden daha iyi bildiğin her türlü kusurumuzu bağışla! Ya Rabbi! Ciddi ve şaka yollu yaptığımız yanlışlarımızı, bilerek ya da bilmeyerek işlediğimiz günahlarımızı affeyle! (Müslim, Zikir, 70.) (Âmin)

Selam ve dua ile...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdullatif Acar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mihrap Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mihrap Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Mihrap Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mihrap Haber değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sitemizin yeni görünümünü beğendiniz mi?