Mehmet Akif Ersoy'u anlamak…

Hırsızlar evimize dadandı. Yavuz hırsız ev sahibini bastırdı; hırsız haklı, ev sahibi suçlu oldu. Tarih tekerrür ederken bu vatan için bedel ödeyenlerin hala kemikleri sızlamaya devam ediyor.

MEHMET AKİF ERSOY'U ANLAMAK...

"Girmeden tefrika bir millete düşman giremez

Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez" dediğinde onu anlamada zorluk çekenler yok değildi ve olmayacak da elbette.

Ancak o biliyordu ki, kendi ifadesiyle:

"Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak...

Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak."

O, tefrika kılıcının dokunduğu, üzerine karabulutların çöktüğü, bağımsızlık sevdasıyla yanıp kavrulan milletini:

"Bir parça kımıldan diyorum, mahvolacaksın!

Ey yolcu, uyan! Yoksa çıkarsın ki bir sabaha:

Bir kupkuru çöl, ne ışık var, ne vaha!" sözleriyle uyararak bugün, yarın ve kıyamete kadar ilham kaynağı olmuştur.

Anlaşılması zaman alan Akif, tarihin karanlık sayfalarında üç beş gençle Rabbine uğurlanırken, kalplerine dokunduğu o gençler bugün çığ oldu, nesilleri peşine taktı.

Akif dendi mi istiklal mücadelesinde ki azim, kararlılık sabır, sebat anlaşılır.

Akif dendi mi bir milletin bağımsızlık mücadelesinden söz edilmiş olur.

Akif dendi mi kurtuluşun müjdesini destanlaştıran adam gibi adam anlaşılır.

Akif dendi mi tohumu toprağa atmış olmanın huzuruyla arkasına bakmadan aşıkın maşukuna kavuşma heyecanı ve sevinci anlaşılır.

Evet, anlaşılmak bazen bir ömre sığmayabilir. Ancak tohumu toprağa atmakla görevliyiz. O tohum belki yıllarca toprak altında kalacak “çürüdü artık” diyenler çıkacak. Bu vatan için ektiklerimiz kök salınca meyvelerinin toplandığını ya görecek ya da göremeyeceğiz. Fakat kıyamete kadar anılacak ve mutlaka bir gün anlaşılacağız.

Şiirleriyle kalplerimize dokunan, azim ve kararlığıyla örnek olan, insanlara mücadele ruhu üfleyen Akif, akbabaların üzerimize çöreklendiği bir zamanda Anadolu’nun her yerinde insanımızın manevi duygularının coşması, yeniden diriliş ve uyanış için vaaz etmiş, insanları uyarmıştır. Binlerce kitle onun gösterdiği istiklal uğruna arkasına bakmadan yol almıştır. Kara bulutlar dağıldığında bu milletin değerlerini ifade eden, insanların vicdanlarından akıp dillerden süzülen istiklal marşını yazmıştır. Verilen ödülü dahi devlete bağışlayan Mehmet Akif Ersoy “ Allah bu millete bir daha istiklal marşı yazdırmasın” diye dua etmiştir.

O'nu rahmetle andığımız bu günlerde cenazesinde yaşanan gariplik tekrar dillerimizde hüzünlü bir buket haline dönüşmüş dururken bir de Noel Baba denilen papaz çıkageldi.

Hırsızlar evimize dadandı. Yavuz hırsız ev sahibini bastırdı; hırsız haklı, ev sahibi suçlu oldu. Tarih tekerrür ederken bu vatan için bedel ödeyenlerin hala kemikleri sızlamaya devam ediyor.

İlahi takdir tecelli edip vefat eden Akif, Namaz için camiye getirildiğinde Naşının üzerinde örtü bile yoktu. O cenaze namazında devlet erkânından hiç kimse yoktu. Herkes, garip, fakir kimsesiz biri zannetti. Belki bir iç geçirecek kadar durup sonra yanından vurup geçenler oldu. Acıyıp cenaze namazı için duranlar da olmuştur mutlaka. Kimse bu tabutun içerisinde yatanın, tarihi tersinden yazan milletin şairi olduğunu tahmin bile edememişlerdi. Mesele daha sonra anlaşıldığında binlerce gencin ağlayışı arşı alaya yükselmişti.

O tarihlerde Milli Talebe Birliğinde görevli olan Prof.Dr. Abdülkadir Karahan da cenazeye katılmış ve bir konuşma yapmıştı. ‘Akif’in Ebediyete Uğurlanışı ve Sonrası’ başlıklı bir yazıda hatıralarını şöyle anlatıyor Karahan:

“Benim o eşi az bulunur Milli Marşımızın eli öpülecek şairimizin kabir başındaki hitabemi, takdir yerine adeta tekdirle karşılanmak istenmesini ben bugün bile bir muamma gibi çözemediğimi de işaret etmek isterim. Çünkü 3 gün sonra beni Yüksek Öğretmen Okulundan Emniyet Müdürlüğüne istediler. Bir şube müdürü beni sorguya çekti. “Ne sıfatla resmi makamların törene gerek görmediği bir şairin kabri başında konuşma niye yaptığımı sormuştu. Cevabım yaklaşık olarak şöyleydi: Ben herhangi bir şairin değil, Türk Bayrağı göndere çekilirken, yazdığı İstiklal Marşı ile göklere seslenen bir zatın kabri başında milletimizin duygusunu, saygısını dile getirdim. Beni buraya çağırmakla hata işlemiş bulunuyorsunuz.”

Evet, O bir garip gibi yaşadı ve garip olarak defnedildi. O gün bu gün ve yarın hep milliyetsiz, cibilliyetsiz insanlar mutlaka çıkacak; yerli ve milli olan her şeye bir kulp takacaklar. Fikri, zikri ithal, başka milletlerin aklıyla ayakta durmaya çalışan, düşmanın değirmenine su taşıyanlara rağmen biz, küllerimizden uyanmaya ve başkalarını da uyandırmaya devam edeceğiz.

İçine şeytan kaçmış, Milliliğini unutup, yılana tutunmuş insanları uyaran Mehmet Akif Ersoy, Noel ve yılbaşı için ne demişti tekrar hatırlayalım:

“Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası,
Kiminin maymunu var, kiminin “Noel babası!”
Kulaklar tıkanmış, gözlere çekilmiş perde.
Nankör adam, fazilet arıyor geçmiş giderde.

İslâm’dır bu vatanın dini, kitabı Kur’andır.
Müslüman’ın bayramı, Ramazan ve Kurbandır.
Kalamaz bu böyle Fatih’in, Yavuz’un diyarı,
Noel kutlamada, geçerek Hıristiyanları.

Tek dişi kalmış canavarı dost görenler, namusunun üzerine namahrem eli değmesin diye toprakları kızıl kana boyayanları unuttu galiba. Mehmet Akif için bir kelime edemeyenler bugünlerde Noel papazının peşine düştüler. Nene Hatunların, Kara Fatmaların örtüsüne hor bakanlar, medeni olmak adına soyundukça soyundular. Büyük şahlanışın arkasında ki sütçü imam ruhundan soyutlananlar batılı emperyalistlerin dar gelen, yakışmayan elbisesi içerisinde nefes alamaz durumdalar.

Milli Piyango almak için hayal kuyruğuna girenler, kesin olan hesap günü için on dakikasını ayırmıyor; bahane üstüne bahane uyduruyorlar.

Takke düştü kel göründü beyler! Maskenin altından mezar beğenmeyen bir papaz çıkıverdi.

Kim bu Allah aşkına babamız mı? Dedemiz mi? Dayımız mı? Bizim Mehmet Akif’imiz, Nene Hatunlarımız, Kara Fatmalarımız, Sütçü İmamlarımız varken elimizden tutmaya çalışan, hediyelerle evlatlarımıza sempatili biri gibi görünen bu adamın gayesi ney?

Bacamızdan girip şömine deliğinden çıkıp giderken nelerimizi alıp götürüyor hiç düşündünüz mü bu papazın?!

Ne olur hiç olmasa bu yıl, sahte sakalıyla gülücükler atan, haçlı Siyonistlerin Kılıç artığı bu papazı sokaklarda salyangoz satıyor gördüğünüzde "burası Müslüman mahallesi satamazsın" deyip bir bahaneyle sırtında ki torbasını kontrol etmeyi ihmal etmeyin. Yoksa en büyük değerimiz ve varlığımız olan imanımız da götürecekler. (Allah muhafaza)''

Selam ve dua ile...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdullatif Acar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mihrap Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mihrap Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Mihrap Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mihrap Haber değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sitemizin yeni görünümünü beğendiniz mi?