Su gibi aziz olun!

Suya dair söylenen her güzelleme ve methiye adeta bizi alıp götürür özümüze. Özü Bir damla pis su olan insanın yaratılış serüveni toprağa kadar uzanır.

Suya dair söylenen her güzelleme ve methiye adeta bizi alıp götürür özümüze. Özü Bir damla pis su olan insanın yaratılış serüveni toprağa kadar uzanır. Su ve toprak bunun için ayrılmaz ikilidir ve birbirini tamamlar. Suyun olmadığı yerde toprak çorak, toprağın olmadığı yerde su pek değerli değildir. Bu nedenle toprak kadar mütevazı, su kadar hayat dolu olmalı insan.

Yukarıdan aşağıya akarken su tevazua koşar adeta. Özüyle buluşunca bin bir çeşit nebatat ve meyve durur. Bu nedenle su gibi tevazua kuşanmalı; kibir, bencillik ve enaniyetin tuzaklarından kurtulmalı; nefsin, heva ve hevesin ördüğü bentleri aşmalı. Takvayı kuşanıp izzete ulaşmalı.

Suyun olduğu yerde hayatın olması suyun azizliğinden değil de nedir? İkram edeni bile izzete ulaştıran, duruşu bir başka akışı daha bir başkadır suyun. Sesi bile dinlendirir; dinlendirin siz de yorulmuş insanları. Herkes size dinlenmek ve rahat etmek için koşuştursun. Tatlı su kaynağı misali etrafınızda evler birer birer inşa edilsin; yolculara serinlik olun. Herkes cömertliğinizle ümitlensin.

Su akarken hayat olmak, hayat vermek için akar. Duruşu ise hayata güçlü bir dokunuş içindir. Su gibi duruşumuz bile bir gayeye matuf; sakin, sessiz ve anlamlı olmalı. Durulacak yerde durmasını bilmeyenler, yürümesi gereken yerde yürümesini beceremeyenler olmuştur her zaman. Konuştuğunuz kadar da susmasını başaramadığınız zaman her şeyin yanından yöresinden selamsız, sabahsız geçen, hiçbir yere bereket vermeyen; dere yatağında akıp giden, sesinden başka hiçbir şeyi olmayan çay kadar anlamsız ve değersiz oluverirsiniz.

Mevlana derki:

Sen hep bir su olduğunu düşün. Su gibi güzel, su gibi özel, su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez… Ve su gibi yaşam kaynağı olduğunu düşün. Ama su gibi yaşatıcı ol. Su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil! Tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma; sana ‘felaket’ denmesin.

Vadiler ve ovalar varken önünde, yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, yaşam verirsin çevrene. Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve kaçılan olursun seller, afetler gibi.

Tercih elindeydi hep ve hep elinde olacak… Ya dilini tutmayı öğreneceksin ya da hiç durmadan konuştuğun için yalnızca bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara!

Su küçüğün söz büyüyün” kuralını koyarken atalarımız had bildirmek istemişlerdir büyüklerin karşısında küçüklere. Edebi öğretmiş, susmayı telkin etmişlerdir. Çocuklara can suyu vermeye benzer bu. Çünkü su gibi durgunluğun çemberinden geçemeyen, göller kadar birikimli, denizler kadar bilgili, ummanlar kadar yürekli olamayan küçükler büyüdüklerinde çay, ırmak olup akamazlar hayatın vadilerinde, çağlayan olup geçemezler gönüllerin bentlerinden.

Necip fazılda Sakarya şiirine “İnsan bu su misali kıvrım kıvrım akar ya... Diye başlarken, insanın üstüne yüklenen dava yükünü su üzerinden anlatmaya çalışmıştır. Mukaddes yükü taşıyacak kadar sıkıntıya talip, Sakarya Nehri kadar dertli olmalı davası uğruna insan.

Suyun taş üzerinde iz bırakması suyun gücünden değil devamlı akışındandır unutmamalı! Bu bile sabrı ve sebatı öğretirken aynı zamanda zorluklarla mücadele eğitimini verir bir damla sudan yaratılan insana. Suyun akıp yatağını bulması onun sabırla akmasıyla mümkündür. Taşların kovuklarından süzülüp akan su, taş kalplilere inat, toprağın ona muhtaçlığını, onun toprağa olan hasretini gösterir. Topraktan yaratılan insan da özüne yaptığı yolculukta hedefe ulaşmak için her zorluğun altında bir kolaylığın olduğunu bilmeli ve her fırsatı zaman geçirmeden değerlendirmeli; vurana elsiz, sövene dilsiz kırana gönülsüz olmalı.

Su gibi aziz olmalı insan; izzetin Allah’ın yanında olduğu bilinciyle akmalı hayatın dar ve meşakkatli yollarında. Başını taşlara vururken, her defasında düştüğü yerden aynı coşku ve heyecanla kalkıp devam etmeli.

İnsan su gibi akmalı gönülden gönüle. Değirmen olup öğütmeli, baraj olup enerji üretmeli. Varlığı sevindirmeli, yokluğu üzmeli. Kendisine muhtaç olanların mahzun bakışları arasından çekilip giderken de çoraklaştırdığı gönüllerin ıztırabını duymalı.

Mümin su gibi olmalı…

Davetçi su gibi konuşmalı; dinleyenler onu berrak bir su misali yudumlamalı.

Kitap kadar yüklü, okunması gerek insana bakanlar onun güzel ahlakı ve üslubu nedeniyle bir şeyler kaparken bıkmamalı, usanmamalı. Belki su gibi okumalı insanlar onu; akıcı olmalı dili mesela, kırıcı ve bıktırıcı olmamalı asla. Güzel davranmalı, anlaşılır olmalı; dinlendirirken bilgilendirmeli aynı zamanda. Nefes almadan içilen suyun yorduğu gibi değil, sözleri söylerken durup zihne yerleşmesini beklemeli. Bazen de dinlendirirken dinlemeli.

Yanıp kavrulan yürek suya kavuşunca, insanın gözlerine fer dizlerine derman gelmesini suyun azizliğinden başka ne ile izah edebiliriz. Günlerce çöllerde yaptığı yolculuğun yorgunluğu ve durgunluğu karşısında ki insanı asla serap olup kandırmamalı; Mevlanan’ın ifadesiyle ya olduğumuz gibi görünmeli ya da göründüğümüz gibi olmalı; su gibi abı hayat sunmalıyız her şeye.

Evet, insan su gibi aziz olmalı. Aziz olmak şeffaf ve temiz olmakla mümkündür. Kokunuz, tadınız ve renginizin dışarıdan size ait olmayan şeylerle değişmesine asla Müsaade etmemelisiniz.

Su rahmettir

Merhameti sonsuz olan Allah’ın gönderdiği Rahmet Peygamberi gibi damla damla, usul usul yıkmadan kırmadan, dökmeden herkese ama her şeyin üzerine sağmak sağnak yağmalı.

Üzerinizde ki yüklerden kurtulup yükselin semaya, tekrar toprakla buluşmak için rahmet esintilerine kaptırın kendinizi. Sizi, siz eden değerlere düşmanlık edenlerin ise şimşekler gibi çakıp kör edin gözlerini, sağır edin kulaklarını. Cömertliğin, huzur ve saadetin, merhamet ve şefkatin doğum sancısı nedeniyle yer ve gökleri inletin. Sevinsinler suya hasret olanlar, korksunlar insanların huzur ve rahatını bozanlar; damla damla yağıverin özünüze, akıverin gönüllere tekrar tekrar...

Ateşlerin, karşısında dayanamadığı su gibi olun; düşenin elinden tutun, dertliye derman, mazlumun yanında, zalimin karşısında olun. Kötülükle mücadele için yerinizi ayırın.

Mesela gönül kurnanıza dayanıp kana kana içsinler ve içselleştirsinler insanlar sizi. Bir damlanızın zayi olması israf bilinsin. Ölümünüze ağlasın dağlar, taşlar. Gidişiniz hüzne gelişiniz sevince vesile olsun.

İnsan uzun zaman susuz yaşayamaz ancak aç yaşayabilir. Öyleyse ne olursunuz su gibi olun şu hayatta. Kuraklık yakıp kavurmakta dünyamızı… Dudaklar çatladı, yürekler yanık, gönüller mahzun, zulüm diz boyu; insanlık yanıyor…

Ne olur su gibi olun söndürün yanan şu dünyayı! “Su, su” diye ağlayan bağrı yanıkların imdat çığlıklarına kulak verin!

Su gibi rahmet olun, bereket olun. Su olun azizim su!

ABDULLATİF ACAR

Su Gibi (Mevlana Celaleddin Rumi)

Bir an için su olduğunu düşün. Su denli özel, su denli yararlı ve su denli çok, tükenmez… İnanıyorum ki gerçekten de öylesin. Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak; dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın… Unutma daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin, gürültünün parçası olursun yalnızca!..

Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye kadar. Hepsi hep sabahın en sakin anını bekledi; suyun durgun yerlerini bulabilmek için. Gittiler ve sakin sakin gereksinimlerini giderdiler, onlar için en uygun olan kendi istedikleri zamanda!

…………………………

………………………………..

Düşüneceksin, kimin dinleyip dinlemediğini, kimin anlayıp anlamadığını. Düşüneceksin, anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini… Hatta anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu düşüneceksin…

Konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az ama en uygun sözcükleri seçmeye çalışacaksın

………………………………………..

Yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, zaman yaklaştığında, vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, sen de fikrini bildireceğin kişinin “kıyıya yanaşmasını” bekleyeceksin!..

“Ben canım isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda!..” demeyeceksin.

“Ben aklıma geleni aklıma geldiği biçimde söylerim. Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek, anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda!..” demeyeceksin.

Keşke öyle olsaydı. Keşke haklı olsaydın ama maalesef değil… Ağzını açıp “Şelaleden dökülen suyu” içmeye çalışan bir tavşan gördün mü hiç?.. Ya da önüne çıkan ağaçları bile sürükleyen bir selden susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan gördün mü?..

Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler; beyni olan her canlı gibi!

Hadi… Sen şimdi “su olduğunu” düşün ve kendini “su gibi” hisset… Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi yararlı… Su gibi yaşam kaynağı ve su gibi bitmez tükenmez olduğunu anımsa…

Ve yine su gibi “bir küçük bardağın içine” sığdır ki kendini girebilmeyi öğren insanların damarlarına. Yaşam ver… Vazgeçilmez ol.

Mevlâna Celâleddîn Rûmi

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdullatif Acar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mihrap Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mihrap Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Mihrap Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mihrap Haber değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sitemizin yeni görünümünü beğendiniz mi?