Bir başka açıdan Covid 19…

وَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَۜ اِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ ف۪يهِ الْاَبْصَارُ

Sakın zalimlerin yaptıkları şeylerden Allah’ı habersiz sanma. O (cc) sadece onları dehşetten gözlerin donup kalacağı (belereceği) bir güne erteliyor (İbrahim 42)

İnsanoğlunun dünya da manevi anlamda huzurlu, kamil bir hayat yaşamasının ilk şartı, ahlak ve maneviyattır. Her ne işle meşgul olursa olsun insan ahlaklı olursa huzurlu olur, insanı ahlaklı olmaya iten en temel amil ise maneviyat, Allah (hesap günü) korkusudur. Hemen her alanda en büyük ihtiyacımız ahlak; ticarette ahlak, diyanette, fen de teknoloji de, tıp da vs, ve bu ahlakı maneviyat yani din eğitimi ile perçinlemek. İnançsız, dinlerini kendilerine uydurmuş, kendisinden başka insanlara hayat hakkı tanımayan ‘’bilim adamları’’ atom bombası yapar milyonlarca insanın ölümüne sebep olur. Bir hastalık üretir ilaç satar, savaş çıkarır son teknoloji silahını satar, petrol bulur onu çalmak için savaş çıkarır ve bu çarkı hep bu şekilde kendi rahatı bozulmasın diye tekrar ettirir.

İnsanlığın en büyük düşmanları petrol şirketleri ve ilaç firmalarıdır. Dünyada ki savaşların hastalıkların ölümlerin en büyük payı bu şirketlere aittir, ve bu mahut şirketler kurdukları vakıflarla, derneklerle gösteriş için bilime katkı, bir iki fakire yardım ile kendilerini şirin gösterirler, unutmamak lazımdır ki adına barış ödülleri verilen Alfred Nobel bir savaş baronu, silah tüccarıydı…

Yazımız aylardır gündemimizde olan salgın virüsle alakalı olacak, ancak bu virüs haddizatında birkaç aylık, daha derin ve daha kötü virüslerimizde var mücadele ettiğimiz ve asla unutmamamız gereken pkk, fetö, alevi-sünni, türk-kürt, sağ-sol kavgası virüsleri ile aramıza koydukları SOSYAL MESAFE (bu aralar kullanılan sosyal mesafe ibaresi yanlıştır fiziksel mesafe denilmelidir) gibi. Bahsi diğer…

Dünya her geçen gün yeni bir teknoloji ile tanışıyor, hemen her alanda teknolojik ilerlemeler oluyor, araba sanayii, uzay teknolojileri, silah sanayii vs önemli teknolojik ilerleme içerisindeler peki tıp sektörü, ilaç sanayi aynı teknolojik ilerlemelere ayak uydurabilmiş midir? Kansere hala çare bulunamamış olması, Hastalıkların bitmemesi hatta daha da artması, ilaçların tesirsiz ya da yan etkilerinin olması bu sorunun cevabının olumsuz olduğunu gösteriyor. Son yirmi yılda sars, deli dana, domuz gribi, kuş gribi, ebola ve hatta covid 19 hep bir tezgah da, üçüncü dünya ülkelerine ilaç ve aşı satmak ve dahi misyoner doktor göndererek hem sağlıklarından hem de dinlerinden etmek için tasarlanmış suni hastalıklar ve asla şifa vermeyen ilaçlar. Oysa insan da ki bağışıklık sistemi, birçok hastalıkta ilaç kullanmadan, gelen virüsü karşılayıp yok edebilecek kuvvettedir. Ancak ilaçlara alışan vücudu korumakla vazifeli ordu mesabesinde olan bağışıklık sistemi atıl kaldığından artık sistem error vermekte gelen en küçük virüs dahi kolayca vücudumuz da kendine yer bulabilmektedir. Netice her orta yaşlı insanımızın elinde veya evinde, dolabında bir poşet ilacı eksik olmuyor. Bunun yanında döner sermayeden sırf daha fazla para alabilmek için, açtığı iki odalı özel hastaneden (Osmanlı da şifahane idi şifa için gidilirdi, şimdi hastane hasta olmak için gidiliyor) köşeyi dönmek için olmayacak hastalığa olmayacak ameliyat yapan, hiç gereği yokken sezaryenle çocuk doğurtan, ‘özürlü olacak bu çocuk alalım’ diyerek kürtaj yaptıran doktorlar da en az yukarıda bahsedilenler kadar insana ve insanlığa düşmandırlar…

‘Topraktan geldik’ insanın topraktan yaratılması demek, topraktan beslenmesi demektir. Vaka insanın tükettiği her şey topraktandır. Toprak ve tohum bozulursa insan da bozulur ve alternatif tıptan, bitki tedavisinden mahrum insan kimyasal, yan etkili ilaçlara mahkum olur, kulak, burun, boğaz için aldığı ilacın midesine verdiği zarardan habersizdir. Yahudi’nin hususiyle gıda işiyle iştigal etmesi de insanlığa olan sevgisinden, hümanizminden değil bilakis düşmanlığındadır zira alınan bir elbise yıllarca giyilebilir ancak gıdanın her an lazım olması ve hemen tüketilmesi, bekletilmemesi icap eder. Ülkemize gelen buğday, mısır, domates, ve sair toprak mahsülleri hep İsrail’ den ithaldir ve bir defa ekilir ikinci defa ekilemez, o mahsulden tohum alınamaz. Bir patlıcan tüketiciye ulaşana kadar, haşereler için, büyük, etli, düz, parlak olması için, dört beş çeşit kimyasal ilaç (zehir) atılır ve İnsanoğlu bunu tüketir. Sağılığından karakterine hava girmemiş hücrelerine kadar etkilenir. Gıdanın karaktere etkisi artık su götürmez bir gerçek, Çinliler’ in sakin olmaların da tükettikleri pirinç in, Karadenizliler’ in sinirli, inatçı olmaların da mısırın ve sarp arazinin, Türklerin savaşçı, cevval olmalarında da et’i çok tüketmelerinin etkisi vardır, sadece bunlardan değilse de bunların karaktere olan etkileri inkar edilemez. Yine İslam da domuzun yasaklanma nedeni de domuzun kötü karakterli, kendi pisliğini yiyen hem cinsini kıskanmayan bir hayvan olmasından dolayıdır.

Son tahlil de; her ne olursak olalım ahlaklı olalım hesabı verilebilir bir hayat yaşamak zorundayız bu sadece kendimiz için değil bütün insanlık için böyle olmak zorundayız. vesselam

Ve mine’llahi-t tevfik.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Senusi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mihrap Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mihrap Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Mihrap Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mihrap Haber değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sitemizin yeni görünümünü beğendiniz mi?