Covid-19 ile on iki gün

Dünyayı saran bir virüsten bahsediyordu bütün haber ajansları. İnsanları ölümcül olmasıyla tehdit eden bir virüstü. Ortaya çıkışıyla ilgili kimsenin bilgisi yoktu. Çin’in Wuhan kentinde ilk vakanın meydana geldiğini, öldürücü virüsü anlatan haber sunucusundan dinliyordu. O an için Çin’in Türkiye’ye çok uzak olduğunu kalbinden geçirdi ve dedi ki “Bu virüsün Türkiye’ye gelmesi zor, aramızda binlerce kilometre var.” olduğunu düşünerek iki ülke arasındaki mesafenin uzaklığı onun yüzünün gülmesine vesile olmuştu.

Zaman ilerledikçe günler geçiyor, vaka sayısı artıyor, virüs ülkeden ülkeye bulaşıyordu. Bulaştığı gibi kalmıyor, bulunduğu her yerde insanların yaşam standartlarını ciddi anlamda etkileyerek, yakın dostlarının ve akrabalarının vakaya yakalanıp hatta bazılarının hayata veda ettiğini, kendilerini izole ettiği evlerinde gözyaşlarını tutamayarak öğreniyorlardı. Dinlediği bu haberler üzüyordu kendisini. Tedirgin oluyordu, hissettirmeden çocuklarının ve eşinin yüzüne bakarak içten içe söyleniyordu. “Ya ülkemizde görülürse bu virüs. Çaresiz elimiz kolumuz bağlı uzaktan canım ciğerim dediğim insanların aramızdan ayrılışını mı seyredeceğim.” diyerek soruyordu kendi kendine. Günler geldi geçti dünya genelinde birçok ülkede görülen vaka bir gün oldu cennet vatanımız Türkiye’mizde görüldü.

O günün akşamı Türkiye farklı bir akşam yaşıyordu, bütün insanlar; televizyon, radyo ve sosyal medya hesaplarından yetkilileri dinliyordu. Ömer Faruk’ta bu haberi dinleyenlerden birisiydi. Ülke genelinde ilk vakanın görüldüğünü söyleyen yetkili birimler almış oldukları önlemler ile her şeyin kontrol altında olduğunu söyleyerek vatandaşın kalplerine ve hanelerine huzur veriyordu. Ömer Faruk haberi izleyerek tedirgin olan eşine ve çocuklarına sakin olmalarını söyleyerek teskin ediyor, bir o kadar da kendisi üzülüyordu. Kızları, Meyra ve Tümay’ın sorduğu; “Babacım; okulumuz neden kapandı, virüs bize bir şey yapar mı?” sorusuna yüreği buruk cevap veriyordu. “ Hayır, her şeyin daha güzel olması için okullarımıza kısa bir süre ara verildi. Sizler ders aralarında teneffüs yaparak dinleniyorsunuz dimi? Çocuklar yüksek sesle “ Evet baba… Babası, Şimdi sizlerin geleceği için yarınlarımız için geleceğimiz için evimizde kalarak derslerimize hep beraber devam edeceğiz.” diyerek yedi yaşındaki kızlarının gönlüne su serpiyordu. Çocuklar sevinçle daha güzel olacakmış yaşasın nidalarıyla oyunlarına devam ediyordu. Ömer Faruk o anda Eşiyle göz göze gelip kalpten kalbe konuştukları o dakikalarda her ikisinin de gönlüne yazılan tek şey olduğunu biliyordu. “Rabbimiz! Ülkemize, milletimize ve insanlığa yardım et!” diye içinden geçirdikleri dualarıydı.

Her geçen gün öldürücü etkisi olan virüs haberleri artıyordu. Virüsün bulaşmaması için devlet sıkı önlemler alınıyor, millet olarak her vatandaşımız uygulamaya çalışıyordu. Ülkemiz genelinde hiçbir şeyin yokluğunu çekmeyeceğimizi, her şeyin kontrol altında olduğunu devlet büyüklerimiz günlük olarak açıklamalarda bulunuyordu. Her gün işin ciddiyeti giderek artıyor, vatandaşlarımıza ciddi anlamda sorumluluklar düşüyordu. Ömer Faruk televizyona kulak verdiği her saniye açıklamaları dikkatle dinliyordu. Virüs o kadar sinsi huylu idi ki nerden nasıl geleceğini anlayamıyordunuz. Dışarı çıkıp da virüsle hiç görüşmemişiz dediğiniz anlarda bile emin olun virüsle çok karşı karşıya kalmışlığınız oluyordur. Çünkü nereden nasıl geleceğini kestiremediğiniz ölümcül tehlikesi olan virüs var karşınızda.

Şimdi sizlere Ömer Faruk’un zorunlu olarak il dışına çıkmasını gerektiren bir gününü ve neler çektiği on gününü anlatmaya çalışacağım. Kendisi il dışına çıkıp evine döndükten sonra 38-39 derecelerde seyreden bir ateş ile bu serüvenin başladığını belirtiyor. Bu süreçte kendisini aşırı derecede halsiz hissettiğini düşüp olduğu yere yığılacakmış gibi olduğunu dile getiriyor. Önce kendi kendine diyor ki yağmurda ıslandım, zannederim sıradan bir soğuk algınlığı. Ama daha sonra nefes darlığını ve boğazında yanma hissetmeye başladığında hemen acile giderek bazı tetkikler yaptırıyor, kendisine hekimler tarafından bir buçuk gün içinde dönüş yapılacağı söyleniyor. Beklediği bir buçuk günlük süreçte kuru kuru öksürük de başlıyor. Ve test sonucu geliyor pozitif… Yetkililer bilincinin yerinde olması üzerine kendisinin evinde izole olabileceği söyleyerek yapılması ve uyulması zorunlu olan bazı kurallar kendisine ikaz ediliyor, sağlık görevlileri eşliğinde, ilaç tedavisi için gerekli ilaçlarla birlikte evine götürüldüğünü dile getiriyor. Ömer Faruk Ailesiyle aynı evde ama sadece çocuklarının oyun oynadığının seslerini duyabiliyor. Babalarını çok özledikleri için şarkılar söyleyen kızlarına içinden dudaklarını kımıldatarak eşlik ediyordu. Hastalığında yedinci günü ‘ ben kendimde değildim. Kolumu kaldırmak istediğimde başka birisinin kolu parmağımı oynattığımda başka birisinin parmağı gibiydi. Nefes alıp vermem çok zorlaşmıştı. Sağlık ekiplerimizden Allah razı olsun yakından ilgilenerek hastalığım süresince ve hala takip ediyorlar. Hekimler, akciğerdeki hava keseciklerinin iltihaplı bir sıvı ile dolması halinde hastanede tedavinin hastanede devam edeceğini kendisine söylemişler. Yedinci ve sekizinci günlerinde hastalığın en ağır dönemlerini yaşadığını söyleyerek yediğim hiçbir şeyin kokusu alamıyordum. Dokuzuncu gün göğüs kafesimde bir çözülme hissetmeye başladım. Onuncu gün yediklerim ve içtiklerimin kokusu almaya başlamıştım. On birinci ve gün solunum sistemim ve öksürüğüm çok azaldı. On ikinci gün ilaçlarımın sonunu aldım. Solunum sistemim tamamen düzelmişti. Allah’a hamd olsun.

Hastalığım süresince moralimi yüksek tutarak hiçbir şeyin çaresiz olmadığını başımıza gelenin imtihan olduğunu bu imtihanı da kalbimizden geçirip ağzımızdan çıkan güzel temennilerle dualarla geçtiğimizi belirtmek isterim.

En büyük destekçim hastalığım süresince gerekli tedbirleri alarak benim hizmetimi yapan biricik eşimdir. Bu süreçte sadece kullanımı bana ait olan çatal, kaşık, tepsi ve bardaklarım oldu. Kendimizi izole ettiğim odada çatalımla, kaşığımla, tepsimle, bardağımla dertleştiğim anlarım oldu. Çatalıma kızlarımı gördün mü? Nasıllar diye sorduğumu bilirim. Ya bir daha göremeden hayata veda edersem diye düşündüğümde sanki kaşığım ve tepsim hepsi iyiler sen merak etme der gibi olurdu. Canım eşim, can yoldaşım…. Düşünün en sevdiğinizi sadece yemek getirdiğinde görüyorsunuz. Gözlerinden tane tane dökülen yaşları var sizin şifa bulması için dökülen yaş tanecikleri.. Göz göze geldiğimde hep diyordum ki Ya Rabbi bu acıyı kimseye yaşatma… Lütfen çıkmayın. Virüsün nereden nasıl bulaştığı belli olmuyor kimse zorunlu olmadıkça dışarıya çıkmasın. Zorunlu olanlar da gerekli tüm tedbirlerini alsın. Hepinize sağlıklı huzurlu ve afiyette kalacağınız yaşam dilerim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ebubekir Aktaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mihrap Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mihrap Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Mihrap Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mihrap Haber değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sitemizin yeni görünümünü beğendiniz mi?