Münafıklarla mücadele metodu

Bizi nice hayırlı amellere muvaffak kılan Allaha hamdolsun. Salât ve selam kendisinden sonra Nebi olmayacak olan Rasûlullahın sallallahu aleyhi ve sellem üzerine olsun.

Nifak ve münafıklara yönelik uzun yazılarımızdan sonra tehlikesi Kuran ile sabit olan asıl düşmanlara yönelik nasıl bir tutum sergilememiz gerektiğine dair bazı mülahazalarımızı paylaşacağız inşallah.

Allaha hamdolsun ki bize bu şerden sakınmamızı emrettiği gibi onun yollarını da Rasûlün sallallahu aleyhi ve sellem pratik hayatıyla göstermiştir. Bundan sonraki yazılarımızda umumen münafıklarla muamele fıkhı onlarla mücadele metodu üzerinde durmaya çalışacağız inşallah. Burada dikkat edilmesi gereken husus ise önceki yazılarımızda belirttiğimiz üzere nifakın itikadi ve ameli olması dolayısıyla mücadele metodunun da bazen her ikisini kapsadığı bazen de sadece itikadi nifak sahibi olan kimselere has olan mücadele metoduna dair maddeler olacaktır.

Çaba bizden tevfik Allahtandır.

1. Onların Zahirine Bakarak Müslüman Muamelesi Yapmak

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem münafıklara zahiren Müslüman muamelesi yapıyordu. Çünkü onlar İslam toplumu içerisinde zahiren ibadetleri eda ederek İslamın emrettiklerini yerine getiriyorlardı. Bundan dolayı da Allah Rasûlü onlara karşı fiili bir mücadele içerisine asla girmedi.

Şeriatın naslarına bakıldığında bu durum bariz bir şekilde görülür.

Ben insanlarla Allahtan başka ilah olmadığına Muhammedin Allahın Rasûlü olduğuna şahitlik edip namaz kılıp zekat verinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bunları yaptıkları takdirde benden kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allaha kalmıştır. [1]

Allah Rasûlü kardeşlikten bahsettiği hadiste de şöyle buyuruyordu:

Ey diliyle iman edip de imanın kalbine nüfuz etmediği kimseler Müslümanların gıybetini yapmayınız. Onların gizliliklerinin ardına düşüp araştırmayınız. Çünkü kim Müslüman kardeşinin gizliliklerinin arkasına takılıp araştıracak olursa Allah da onun gizliliklerini takip eder. Allahın gizliliklerini takip ettiği kimse ise evinin içinde bulunsa dahi Allah onu rezil eder. [2]

Mubarek Furi Tirmizi şerhi Tuhfetul Ahvezi isimli eserinde Ey diliyle iman edip de imanın kalbine nüfuz etmediği kimseler lafzının genel olduğunu dolayısıyla mümin ve münafığı da kapsadığını söylemektedir.[3]

İmam Taberi şöyle demiştir: Allah Rasûlü onları bildiği hâlde nasıl ashabının arasında olmalarına müsaade etti diye söylenirse ona denilir ki: Allah onlardan küfür kelimesini açığa çıkaran kimselerle savaşmayı emretmiştir. Sonra bunu da uygulamıştır. Ancak onlardan birisinin küfür kelimesini söylediği ulaştığında inkâr eder ve sözünden dönüp Ben Müslümanım derse diliyle İslamı izhar eden herkes hakkında Allahın hükmü malının ve kanının koruma altına alınmasıdır. Başka bir şeye itikad etse de onların gizledikleri Allaha havale edilir.

Bu yüzden Peygamber münafıkları bilmesine rağmen ve Allahın kendisini onların içlerinde gizlemiş olduklarını ve kalplerindeki inançlarından haber vermesine rağmen onların sahabelerinin içinde olmasını onaylamıştır. Onlarla yapılan cihadı müşriklere karşı yapılan savaşla bir tutmamıştır.

Allah hiç kimseye insanların içlerinde gizlediğine göre hüküm vermeyi mubah kılmamış içte gizlenen şeyin hükmünü yalnız kendisine ayırmıştır. [4]

Maliki Kadısı Ebu Bekir ibnul Arabi şöyle demiştir: Peygamber münafıkları bilmesine rağmen onlardan yüz çevirmiş ve zahiren İslam olmalarını yeterli görmüştür. [5]

Şeyhul İslam İbni Teymiyye rahimehullah şöyle der: İslam İslamın izhar edilmesini kabul etmektedir. Bundan sonra kendisinde imandan hiçbir şey bulunmayan kimse de halis münafıktır. İslam kişinin iç dünyasında icmali olarak tasdikle beraber İslamını izhar edenin ve -ne zahir ne de batın- vaciplerin hepsini yapmayan kişinin Müslümanlığını kabul etmiştir. Bunlar fasık olan kimselerdir. [6]

Başka yerde ise şöyle der: Alimler zahiren Müslüman olduklarından ve namaz zekat hac cihad gibi zahiri amelleri yerine getirdiklerinden dolayı münafıklara zahirde Müslüman ismi verileceği konusunda ittifak etmişlerdir. Bunun gibi Nebi de onlara zahiri İslam hükümlerini uygulamıştır. Ayrıca kalbinde imandan hiçbir parça barındırmayan kimsenin Allahın Şüphesiz münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı da bulmazsın buyruğuna dahil olduğunda da ittifak etmişlerdir. [7]

Bu nakillerin üzerine şunu diyebiliriz ki Allah Rasûlünün sallallahu aleyhi ve sellem onları öldürmemesi ve zahirine göre hükmetmesinde büyük bir maslahat söz konusudur. Bunu ifk hadisesinde de görmekteyiz. Allah Rasûlü o gün onu öldürtse idi ashab arasında sonu gelmez bir fitnenin önü açılmış olacaktı.

Rasûlullah sahabenin ileri gelenlerinden Ali Osman Berire Usame bin Zeyd Zeyneb binti Cahş Ümmü Eymen Ebu Eyyub el-Ensarinin görüşlerini sordu. Daha sonra istişareyi genişleterek ashabından bu konuda yardımcı olmalarını isteyerek şöyle hitap etti: Aileme iftira edip töhmet altında tutan münafık kişiler hakkında yapılması gerekeni bana açıklayınız. Allaha yemin ederim ki ailem hakkında hiçbir kötülük bilmiyorum.

Bundan sonra Rasûlullah şöyle dedi: Ailem hakkında iftira edip beni üzüntüye düşüren İbni Ubeyye karşı bana kim yardım eder Ben ailem hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum. Münafıklar öyle bir adamın adını ortaya attılar ki onun hakkında da hayırdan başka birşey bilmiyorum. Onun bir kötülüğüne şahit olmadım. Ben evde olmadığımda hiçbir zaman evlere girmemiştir. [8]

Rasûlullahın sallallahu aleyhi ve sellem münafıklara karşı yardım isteğine Sad bin Muaz radıyallahu anh hemen icabet etti ve şöyle dedi:

Ya Rasûlullah Sana ben yardım edeceğim. Eğer o iftiracı Evs kabilesinden ise onun boynunu vururum Eğer Hazrec kardeşlerimizden ise bize emredersiniz emrinizi derhal yerine getiririz.

Sad bin Muazın bu konuşması üzerine dayanamayıp ayağa kalkan Hazrecin ileri gelenlerinden Sad bin Ubade bir an kabile taassubuna kapılarak şöyle dedi:

Vallahi sen yalan söylüyorsun. Sen İbni Ubeyyi öldüremezsin. Gücün yetmez. Eğer iftiracılar Evs kabilesinden olsalardı onların boyunlarının vurulmasını istemezdin.

Useyd bin Hudayr Sad bin Ubadeye karşılık vermek üzere ayağa kalktı ve şunları söyledi:

Sen yalan söylüyorsun. Biz istesek onu öldürürüz. Sen münafıksın ki münafıklar hesabına bizimle mücadele ediyorsun.

İbni Teymiyye: Onlar işin iç yüzünü bilmeyen kimselerin nazarında zahiren Allah Rasûlünün ashabı idi. der.[9]

Dolayısıyla onlardan bir tanesine yapılacak müdahale işin iç yüzünü bilmeyen insanlar tarafından garipsenecek hatta bu şer odaklarının istediği yere çekeceği toplum içerisine atılan bir fitne tohumu olacaktı.

2. Dil ile Cihad Etmek

Ey Peygamber kâfirlerle ve münafıklarla savaş onlara karşı sert ol onların varacakları yer cehennemdir orası ne kötü bir varılacak yerdir. [10]

Peygamberimiz -salât ve selâm üzerine olsun- münafıklara karşı o kadar yumuşak davranmış o kadar hatalarını bağışlamış ve o kadar suçlarını görmezlikten gelmiştir ki bunun haddi hesabı yoktur. İşte şimdi yumuşak huyluluğu son raddeye gelmiş ve hoşgörü zamanını doldurmuştu. Şimdi yüce Rabbi olan Allah ona yeni bir strateji izlemesini emrediyordu. Artık Allah onları bu ayette kâfirlerin arasına katıyor hem kâfirlere hem de münafıklara karşı sert katı acımasız ve amansız bir cihad örneği vermesini acımamasını ve fırsat vermemesini emrediyordu.

Hiç kuşkusuz yumuşaklığın da sertliğin de kendine göre yeri vardır. Yumuşaklığın zamanı dolunca sertlik başlamalıdır. Pasif direniş olan sabrın dönemi kapanınca kesin ve ayırıcı tavır ortaya konmalıdır. Hareketin kendisine göre şartları ve bu yöntemin kendine göre aşamaları vardır. Bazı durumlarda yumuşaklık sıkıntı getirir ve bazen de hoşgörü zararlı olur.

Münafıklara karşı yapılacak olan cihaddaki sertliği anlama konusunda değişik yorumlar vardır. Aliden gelen bir rivayette onlara karşı kılıçla savaşılır deniyor. İbni Cerir de bu görüşü tercih etmiştir. İbni Abbastan gelen rivayete göre ise onlarla yapılacak cihad karşılıklı ilişkilerle davranışlarla ve onların içyüzlerini ortaya koyup kamuoyunu uyarmak alanlarında gerçekleştirilecektir. Ayrıca Peygamber münafıklarla savaşmamıştır. [11]

İbni Kesir Emirul Müminin Ali bin Ebi Talibin şöyle dediğini rivayet eder:

Rasûlullah dört kılıçla gönderildi:

1. Müşriklerle ilgili kılıç:

O haram olan aylar çıktığı zaman artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün. [12]

2. Kâfirlerle ilgili kılıç:

Kendilerine kitap verilenlerden Allaha ve ahiret gününe iman etmeyen Allahın ve Rasûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dinini din olarak kabul etmeyen kimselerle hakir ve zelil kendi elleriyle cizyelerini verinceye dek savaşın. [13]

3. Münafıklarla ilgili kılıç:

Ey Peygamber Kâfirlerle ve münafıklarla cihad et. [14]

4. Bağilerle isyankârlarla ilgili kılıç:

O tecavüz edenle Allahın emrine dönünceye kadar çarpışın. [15]

Allah Rasûlü münafıklara karşı kuvvet uygulamayı terk etmiş onlara söz ve beyan ile mücadele metodunu tercih etmiştir.

Tebuk gazvesinde münafıkların sahabeler ile alayı sonrasında şu ayetler inmişti:

Onlara sorarsan andolsun: Biz dalmış şakalaşıyorduk derler. De ki: Allah ile Onun ayetleriyle ve elçisiyle mi alay ediyordunuz Boşuna özür dilemeyin İman ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz. Bir kısmınızı affetsek bile ağır suçlu olduklarından dolayı diğer kısmınızı azaba çarptıracağız. [16]

Bu ayet indiğinde münafıklardan birisi Allah Rasûlünün devesinin yularından tutup: Biz dalmış şakalaşıyorduk diyordu. Allah Rasûlü ise ona bu ayetleri okuyordu.

Bu vb. naslar gösteriyor ki Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem münafıklara karşı kullandığı cihad silahı dil idi. Bu da hakkı beyan etme ve hüccet ile mücadeledir. Onların karanlık dalaletini vahyin nuru ile darmadağın edip gizli gizli yaptığı entrikaları yüzlerine vuruyordu. Onların bunun üzerine yalan söylemeleri ikili oynamaları kendilerini haklı çıkarmak için ettiği yemin ve yaptıkları dalavereleri bilse de onlara bir kere hakkı söylemesi yeterli oluyordu. Bu onların aleyhinde yeterli bir hüccet oluyordu. Zahiren mevcut bir olaydan sıyrılsalar ve kendilerini haklı görseler de vicdanları kendi nefislerinin aleyhinde şahitlik yapıyordu.

İnsan artık kendi kendisinin şahididir. Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile. [17]

Değerli İmam İbni Kayyım ne güzel söylemiştir: Münafıkların sermayesi hile ve aldatmadır. Malları ise yalan ve karıştırmadır. Geçim yolları da her iki tarafı memnun etmek onların arasında güvenlikte olmaktır:

Onlar Allahı ve iman edenleri aldattıklarını sanırlar. Oysa ancak kendilerini aldatırlar da farkında bile olmazlar. [18] [19]

Âlemlerin Rabbi olan Allaha hamdolsun duamız ile..


[1] Muttefekun Aleyh

[2] Ebu Davud Tirmizi.

[3] Tuhfetul Ahvezi Müminin Tazimi Babı.

[4] Camiul Beyan fî Tevilul Kurân Taberi 10/420 Darul Kutubil İlmiyye Baskısı Beyrut. Özetle

[5] Ahkamul Kuran 2/444 Darul Kitabul Arabi Beyrut Baskısı.

[6] Fetava 7/427.

[7] Fetava 7/351.

[8] İbni Hişam Taberi

[9] Fetava 7/319.

[10] 9/Tevbe 73

[11] Fi Zilal Seyyid Kutub.

[12] 9/Tevbe 5

[13]  9/Tevbe 29

[14] 9/Tevbe 73

[15] 49/Hucurat 9

[16] 9/Tevbe 65-66

[17] 75/Kıyamet 14-15

[18] 2/Bakara 9

[19] Tarikul Hicreteyn

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hacı Ahmet Ünlü - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mihrap Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mihrap Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Sitemizin yeni görünümünü beğendiniz mi?