İstanbul Sözleşmesi küfür kokuyor!

İstanbul Sözleşmesi Küfür Kokuyor

Hatırlarsanız İsrailiyat içeren bazı Hadis kitaplarımız var, aslında büyük oranda doğru hadisler içerirler, ama belli oranda da İsrailiyat ihtiva ederler ve o İsrailiyat İslam’a öyle bir zarar verir ki izahı mümkün değildir. Bu İstanbul sözleşmesi de böyle bir şey,

İsrailiyat; Müslüman olan Yahudi alimlerinin anlattıkları hikayelerdir. Peygamberin vefatından sonra kimi Yahudi alimleri demiş ki; “şimdiye kadar vahiy bizi yalanlar diye konuşmaktan çekiniyorduk, artık rahat rahat konuşabiliriz.”

Bu İstanbul sözleşmesi de böyle, okurken hemen hemen her maddesinde kadına yönelik şiddeti ortadan kaldırmayı hedeflediğini hissedersiniz, ama satır aralarına baktığınız zaman aileyi, toplumu tahrip ettiğini görürsünüz. Aslında orijinal metninde Aile kavramı dahi geçmiyor, Partner ev arkadaşı kavramı geçmektedir, yaşam tarzımızda bu kavram olmadığı için bunu Aile olarak tercüme etmişiz.

Mesela LGBT ismi sözleşmede geçmez, ama “toplumsal cinsiyet eşitliği” ve cinsel eğilim öyle sinsi ifadelerdir ki direk bu Luti belayı bir insan hakkı olarak görmektedir.

Bundan cesaret alan Belediyeler birliği, Barolar Birliği bu konuda üyelerine komisyon oluşturmaları talimatını verdiler.

1 Mayıs 2011 yılında kabul edilen bu sözleşme daha sonra 24 Kasım 2012 yılında tüm partilerin oy birliği ile yasallaşıyor, 2014 yılında yasa yürürlüğe giriyor.

Bu sözleşmenin yasallaştığı yasanın numarası 6284 numara ve bu yasaya göre kadının beyanı esastır ifadesi yüzünde yüz binlerce aile dağıldı, çocukları sosyal yetim olarak nitelendire bileceğimiz bir durumda mutsuz ve sorunlu yaşamaktadırlar. Bu yasa cinnet ve cinayete sebebiyet veriyor. Çünkü bu yasaya göre yapılan ilk müdahale erkeği evden uzaklaştırmadır, orada zaten ailenin dağılma süreci başlıyor.

Erkeği evden uzaklaştıran bu yasa ona kalabileceği bir adreste göstermiyor. 15 gün ile 6 ay arasında ceza verilebilme imkanı getiren bir yasadır bu.

Sözleşmenin 80 maddesi var, birçoğunu okuduğunuz zaman ne güzel şeyler diyorsunuz, ama içinde öyle maddeler var ki o sözleşmenin hayata sıkıntı vermesine, İslam ile ters düşmesine ve örf, adet ve kültürü yok saymasına sebep oluyor, Hayatın kadına biçtiği hiçbir rolü kabul etmiyor. Diyeceksiniz ki geriye ne kaldı ki, aynen de öyle geriye ne kaldı ki? Malum bir toplum inanç ve kültürüyle yaşarsa bir değerdir.

Buyur beraber bazı maddelerini analiz edelim;

3.Madde Kadına Fiziksel, Cinsel, Psikolojik ve Ekonomik şiddeti yasaklıyor. Oh ne güzel diyeceksiniz değil mi? Gel bir de uygulamasına bakalım.

Fiziksel şiddeti anladık da bir erkek karısına nasıl cinsel şiddette bulunabilir? insan anlamakta zorlanıyor, bu mahrem sahadan nasıl örnek verilebilir anlayamıyorum.

Bu psikolojik şiddetin sınırı nedir acaba? Mesela geldiniz evde yabancı bir erkek var, kimdir bu hanım diye sorsanız, benim arkadaşım dediğinde ses tonunuzu yükseltirseniz bu psikolojik şiddettir, amil yasa gereği siz evden uzaklaştırılabiliyorsunuz, Yada kızınız, tanımadığınız biriyle eve geldi, ona kızma hakkınız yok, kızsanız bu yasa sizi sokağa gönderir.

Ekonomik şiddetin ölçüsü nedir? Bir gün eşinize istediği haçlığı vermezseniz o da sizi şikayet ederse bu da ekonomik şiddet olarak kabul edilir.

İlginçtir bir yandan 18 yaş altı çocukların evlenmesi yasal olarak uygun görülmüyor, diğer yandan bu madde 18 yaş altı çocukları da Kadın sınıfında kabul ediyor ki, bu yasa onlar için de uygulanabilsin, al sana bir çelişki.

7.Madde kadın erkek eşitliğini savunuyor ve evi Reissiz bırakıyor. Bir evde son sözü söyleyen birileri yoksa vay o evin haline!

9.Madde kadın derneklerine her türlü katkıyı Hükümete, Devlete emrediyor; Mor çatı, Feminist dernekler ve hatta KADEM dahil. Onlar da karı koca arasını açmak için her fırsatı değerlendiriyorlar, başka bir ifade ile Feministler devletten hükümetten cesaret ve katkı alıyorlar.

12. Maddenin 5.bendi Kadınla ilgili Kültür, Töre, Din, Gelenek ve Namus kavramlarını görmezlikten geliyor. Bu değerlerden neşet eden hiçbir normu dikte almıyor, almayı yasaklıyor.

Bu medde tek başına bir beladır denilebilir herhalde.

48.Madde kadın erkek arasında oluşan bir sorun için arabuluculuğu yasaklıyor, başka bir ifade ile Kur’an’ın bir tavsiyesi olan “Hakemlik Müessesini” kabul etmiyor.

Muhterem okuyucularım sadece bu maddelere bakılırsa üstat Bediüzzaman’ın ifadesiyle “İstanbul Sözleşmesi Küfür Kokuyor” demek herhalde yerinde olur.

Birkaç örnekle hayata verdiği sıkıntıyı paylaşalım;

*Bir bayan Avukat bir Hakimi ziyaret ederek, elindeki davanın istediği tarzda karar bağlama talebinde bulunuyor, Hakim kabul etmeyince “beni taciz etti” iddiasıyla mahkemeye baş vuruyor ve hakim açığa alınıyor, kaynak Profesör Dr.Nevzat Tarhan

*Diyarbakır’da sigara içtiğini gören kızlara bu yanlış davranışınızı ailenize anlatacağım, diyen öğretmen taciz iftirası ile mahkemelik olan öğretmen 9 yıl ceza alıyor, eşi onu boşuyor, daha sonra vicdan azabı çeken o ahmak çocuklar iftira ettiklerini itiraf ediyorlar, öğretmen berat alıyor ama olan tahribatın telafisi mümkün olmuyor tabi.

*Evden uzaklaştırma alan bir baba aynı binada anne babası yaşıyorsa evlerine gidemez, binanın altında yada yakınında iş yeri varsa işine gidemez, çocuklarını o süre içinde göremez, bir diyorlar ki cinnet/cinayet oluştu, asıl müsebbip 6284 numaralı yasadır diyen kaç kişi var? Varsa yoksa koca böyle, koca şöyle.

Malumunuz Yusuf Kaplan, Ali Erkan Kavaklı, Abdurrahman Dilipak ve Sema Maraşlı ve birkaç duyarlı yazar İstanbul sözleşmesinin getirdiği sıkıntılara dikkat çekmektedirler.

Kamu Başdeneticisi Şeref Malkoç, diğer unvanıyla Ombudsman gelen şikayetlere karşı dayanamayıp “galiba biz bu yasayı aile dağılsın diye kabul etmişiz” demek durumunda kaldı.

Mesele bu arkadaşlar, bu hiç göz ardı edilecek bir mevzu değildir. Her vatandaşın bu konuda uyanık olup, yasama erkini sıkıştırması lazım ki bu sözleşme iptal olsun.

Sözleşmenin 80.Maddesinde açıkça ifade ediliyor, isteyen devlet müeyyidesiz bu sözleşmeden çekilebilir, buna rağmen niye hala vazgeçmekte diretiyoruz anlayamıyorum. Bazı fonlardan bu vesile ile para geldiğini biliyoruz ama buna değer mi siz okuyucularımın takdirine bırakıyorum.

İlginçtir Ermenistan, Bulgaristan ve Rusya bu sözleşmeye karşı durdular ama bizim ülkemiz herhangi bir şerh dahi koymadan olduğu gibi kabul etti. Bu da bizim diğer bir kusurumuz.

Fazla uzatmayayım herhalde derdimi dillendirebildim.

Bu konuda uyanık olmanız dileğiyle.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Eyüphan Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mihrap Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mihrap Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Sitemizin yeni görünümünü beğendiniz mi?