Bir varmış, bir yokmuş!

Ülkemiz 1924 anayasası ile istila edildi. Çünkü Çanakkale ruhu ile hazırlanan 1921 anayasasını ortadan kaldırdı. İster inanın ister inanmayın Çanakkale savaşında yenilseydik bu kadar hüsrana uğramazdık.

Hangi birini anlatayım bilemem ama mütedeyyin insanlarımızın ve Kürt vatandaşlarımızın başına gelenler faillerini af etmeyecek türden kabahatlerdendir.

Hakiki tarihin ifadesiyle Şeyh Sait hareketi isyan değil “hurucu alassultan” tazında bir kıyamdı.

Sultan yanlış yaptı mı sultana birilerinin “dur” demesi lazım. Tıpkı Hz. Ömer halife seçilince “ben yanlış yaparsan tepkiniz ne olur?” diye sorduğunda kimi sahabe “Seni kılıcımızla doğrulturuz” dedikleri ve Hz. Ömer’in bunun üzerine Allah’a şükrettiği gibi.

Atatürk’ü koruma kanunu yaşanan bin bir derdi dile getirmemize engeldir.

Ama yaşanan sorunlar hafızalardan silinmeyecek kadar büyük suç türlerindendi.

Mesela Harf devrimi, Kılık kıyafet devrimi tek başına benzeri olmayan birer belaydı. Hangi gavur bir kıyafetimizi beğenmişti ki birileri Avrupa’nın hırçıklı elbisesini moda haline getirdi. Fotör şapka bize ne kazandırıyordu ki biz kimi alimlerimizi “şapka takmadı” diye astık, İskilipli Hatif hoca gibi. İkinci meclisin çıkardığı bu ısmarlama yasalar kime ne kazandırdı? Bu gün ne durumdayız?

Buyur dini açıdan ortada kalmış bir gençlik, hangi din üzere olduğunu bilmeyen bir nesil, Müslüman olduğunu dediği halde dini hakkında pek bir şey bilmeyen toplum.

Kürt vatandaşlarımız ise hep kendini bu ülkenin bir parçası hissettikleri halde her defasında ötelendiler. Dilleri ile konuşmaları yasaklandı. Bir empati yapın sabah kalkmışsınız anadilinizin konuşması yasak. Adam fırından ekmek almaya gidiyor nasıl isteyeceğini bilemeyince diyor ki “hele bi Tırkı dun ana bide”(Türkçe iki ekmek ver) diyor. Böyle bir zulüm nerede görülmüş?

Kimse ”bu devletin yönetim tarzı ile düze çıktık” şeklinde bana bir hikaye anlatmasın. Devlet bir toplumsal mühendislik tarzıyla vatandaşa sıkıntı verdi.

İlim ve Fenni bu ülkede esir aldı. İnanç ve kültürümüzün yaşanmasını yasakladı.

Özal gibi, Erbakan Gibi, Erdoğan gibi birkaç namuslu lider olmasaydı, bu ülke çoktan paymal olmuştu. Anadolu’yu bir arada tutan merhamettir, merhamet.

Kürt vatandaşlarımıza sabırlarından dolayı müteşekkirim. Bu kadar sıkıntılara rağmen Devlete olan aidiyet bağını yaşattılar.

Sene 1996 yılında Alparslan Türkeş’in katıldığı bir televizyon programında “Türk’ler hala son sözünü söylemedi” dedi, o esnada duyarlı bir Kürt vatandaşımız dedi ki; “Söylediği söze bak, Kürtler daha ilk sözünü bile söylememişler” dosdoğru bir ifade kullanmıştı. Hala da öyle kimse HDPKK’yi Kürtlerle özdeşleştirmesin. Bir ara JİTEM’in zulmüne karşı Kürtler ortada durdular o kadar. Son seçimlerde dahi Doğu ve Güneydoğuda Ak Partinin birinci parti olduğunu unutmayalım.

Bu kadar sıkıntıya rağmen Kürt vatandaşlarımız devleti tanıyor, çocukları askerliğini yapıyor, yani vatandaşlık görevinden geride kalmıyorlar.

Bizim ülkede Kürt meselesini “bir görüp bir görmemek” oyunu oynanıyor. Tıpkı masal anlatmaya başlarken “bir varmış, bir yokmuş” dediğimiz gibi.

Çözüm sürecinde Cumhurbaşkanımız Erdoğan Başbakanken nerdeyse çözüyordu, HDP “sen misin bu sorunu çözen” dercesine çözüm yoluna takoz oldu, “Seni Başkan yaptırmayacağız” demek, bu sorunu çözmene müsaade etmeyeceğiz demektir. Hatırlarsanız Leyla Zana “Kürt sorununu ancak Erdoğan çözer” demişti.

Başardılar da, Başkanlığa engel olmadılar ama Erdoğan’ı MHP’ye muhtaç ettiler. Şimdi artık top MHP’de, eğer tarihi rolünün gereği bu soruna parmak basıp çözümünde aktör olursa, halk başta Devlet Bahçeli olmak üzere MHP’yi hayırla yad edecek, Cumhur ittifakının ömrünü uzatacak, ülkemizin önü açılacak, ama küçük hesapların peşine düşerse vay halimize.

Şuna kanaatiniz olsun Kürt meselesi ortada olduğu gibi duruyor, bunun önündeki yasal ve anayasal engeller ne varsa kaldırılmalı, bu haliyle bırakmak bu ülkeye, bu vatana ihanettir.

Kader Kürt ile Türk’ü bir araya getirmişse, bin yıllık beraberliği varsa ve kardeşlik ile ifade edilecek kadar perçinlenmişse, bunu Cumhuriyet döneminde meydana gelen yanlış politikalarla askıya almak ve bu yanlışların arkasında durmak sucun ta kendisidir.

Bir defasında Ortadoğu kongresine katılmıştım, iki günde 7 oturumda 83 kişi konuştu ben de sade ve saf aklımla diyorum herhalde yarısı Kürt sorunundan bahseder, inanın sadece üç tanesi biraz Kürt meselesine değindi. O da birisi ABD temsilcisiydi.

Son oturumsa söz hakkı istedim, bir de baktım ki oturum başkanı “oturum kapanmıştır” demez mi. Ben yüksek sesle dedim ki “Ben söz hakkını istemiştim oturum başkanı dedi ki, zaman kalmadı, ben dedim ki ben iki gündür tüm konuşmacıları can kulağıyla diniyorum benim de konuşma hakkım yok muydu? O esnada kararlı bir ses, TASAM Başkanı Süleyman Şensoy “Hocama söz hakkı verin” dedi, elhemdulillah bana artık süre sınırı olmadan söz hakkı verilmişti.

Kürsüye geçince dedim ki;

“Muhterem hazirun siz böyle önemli toplantılarda Kürtleri görmezlikten gelebilirsiniz, ama dünya Kürtlerle ilgili plan program yapıyor.

Sene 2007 Diyarbakır’da Alman konsolosluğu ve Diyarbakır Barosu iş birliği içinde iki gün boyunca Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Konferans salonunda Kürt meselesi üzerinde konuşuldu.

En son denildi ki, bu Kürtlerin bir devleti yok, bu psikolojik bir sorun oluşturuyor, dolayısıyla Irak Kürdistan’ını devletleştirmek dünyanın boyun borcudur. Iran ve Suriye Kürtler için federatif bir yapı lazım, Türkiye Kürtleri için bölgesel bir iyileştirme çare değil, hak ve özgürlüklerini vereceksiniz ülkenin her yerinde kendini birinci sınıf vatandaş olarak hissedecekler.

………

Ayrıca Ben Kimyacıyım, insan vücudunda bir çok maden var, birinin eksikliği insanı hasta ediyor.Teşhis tedavi ancak sağlığınıza kavuşuyorsunuz. Peki Ortadoğu’da Kürtler hasta olsa Türk, Fars, Arap rahat mı edecek? Hiç sanmıyorum” dedim.

Mesele budur arkadaş, gelin ülkemize sıkıntı oluşturmayalım. Bu gün artık Kürtlerin varlığını inkar etmek, haklarına sahip çıkmamak, ya da haklarının verilmesi için engel oluşturmak kükremiş selle boğuşmaya benzer.

Bu ülke hepimizin. Çözüm sürecinin aktörlerinden Yalçın Akdoğan da Cumhurbaşkanlığı baş danışmanlığına getirildi. Umarım hayra alamettir. Yakında “Hoş Geldiniz Yançın Bey” başlıklı bir yazı yazacağım inşallah.

Selam ve selametle kalın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Eyüphan Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mihrap Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mihrap Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Sitemizin yeni görünümünü beğendiniz mi?