Yalan üzerine

Kur’an-ı Kerimde yalan söylemek yasaklanırken, insanlara doğru sözlü olmaları istenmiştir. “ Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar...” ( Hud Suresi, 112 ), “ Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun. ( Tevbe-119)

Yalan kelimesi “doğruluğun karşıtı, bir konuda gerçeğe aykırı haber veya bilgi” diye tanımlanır. İslam âlimleri bu kavramın (kasıt unsuru taşısın taşımasın) gerçeğe aykırı her türlü bilgiyi ve haberi kapsadığını, ikisi arasındaki farkın sorumluluk noktasında söz konusu edildiğini belirtirler. Çünkü yalancı, söylediğinin yalan olduğunu bilir, hata eden ise sözünün doğru olduğunu zanneder. Öte yandan bir kimsenin sözü aslında gerçeği ifade etse bile o kişi yalan söylediğini düşünüyorsa yalancı sayılır.

Yaygınlığı, etkisi, ağır sonuçlar doğurması gibi sebeplerle yalan, her devirde insanlığın en büyük ahlâk problemlerinden birini teşkil etmiş, bütün dinlerde ve ahlâk öğretilerinde kötü ve günah sayılmıştır. Böyle olmasına rağmen dünyamızda yalan varlığını artırarak sürdürmektedir.

Kur’an-ı Kerimde yalan söylemek yasaklanırken, insanlara doğru sözlü olmaları istenmiştir. “ Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar...” ( Hud Suresi, 112 ), “ Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun. ( Tevbe-119)

Kur’an-ı Kerimde genellikle geçmiş peygamberlerin inkârcı kavimlerinin ve putperest Arapların Allah’ın dini, peygamberleri ve kitapları (özellikle imana ilişkin konulardaki) yalanlayıcı, reddedici tutumlarıyla bunun kendileri için doğuracağı zararlar anlatılır. Bu ayetlerde tekzip ( yalanlama ) “ilâhî vahyin inkârı, Allah tarafından gönderilen hakikatlerin reddedilmesi” anlamını içerir. Yalan kelimesi “uydurma, yakıştırma” anlamındaki iftira kavramıyla birlikte “Allah hakkında yalan uydurma, O’nun birliği, aşkınlığı ve yetkinliğiyle bağdaşmayan iddialar ileri sürme” anlamlarında da kullanılır. ( Bkz. Nahl/ 116 ) Birçok ayette inkârcılar ve münafıklar hakkında, Allah’ın gönderdiği açık hakikatleri yalan saymaları sebebiyle “yalancılar” ifadesi kullanılmış, ayrıca peygamberlerini yalancı diye suçlayan kavimlerden söz edilmiştir. ( Bkz. el-Mü’minun 23/44, Sad 38/14. )

Hadislerde de yalan ve türevleri sıkça geçmektedir. Bazı hadis kitaplarında bu konuya dair özel bölümler ayrılmıştır. Hemen bütün hadis kaynaklarıyla ahlâk ve tasavvuf kitaplarında zikredilen bir hadisin meâli de şöyledir. “Sizi yalan söylemekten menederim; çünkü yalan söylemek günaha, günah da cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye nihayet Allah katında yalancı diye yazılır”. Yine sıkça tekrar edilen başka bir hadiste yalan münafıklığın üç alâmetinden biri olarak gösterilmiştir (diğerleri sözünden dönmek ve emanete hıyanet etmektir. )

Hadislerde, bir kötülüğü önlemek için (başka çare yoksa) yalan söylemenin câiz olduğu durumlardan da söz edilir. Hz. Peygamber şu üç maksat dışında yalan söylemenin helâl kabul edilmediğini bildirmiştir: Aralarında geçimsizlik bulunan karı kocayı barıştırmak, savaş sırasında düşmanı şaşırtmak, insanlar arasındaki husumeti önlemek.

İslâm âlimleri, yalan konusunu işlerken dilin ve konuşma yeteneğinin insanı diğer canlılardan ayıran en büyük özellik olduğunu belirterek Allah’ın verdiği bu nimetleri yerinde kullanmayanların insanlık değerini de kaybedeceğine dikkat çekerler.

Sevgili Peygamberimiz bir gün ashabına; " Büyük günahların en büyüğünü size bildireyim mi?" diye buyurdu. Oradakiler; “Ey Allah'ın Rasûlü, Evet bildir," deyince, Efendimiz (s.a.s); "Allah'a şirk koşmak, ana babaya itaatsizlik etmek" buyurduktan sonra, yaslandığı yerden doğrulup oturdu ve "İyi belleyin, bir de yalan söylemek, yalancı şâhitlik yapmaktır" buyurdu. Bu son cümleyi sürekli tekrarladı.

Ashaptan Safvan İbnu Süleym (r.a.) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resulü! dedik, mü'min korkak olur mu?" "Evet!" buyurdular. "Pekiyi cimri olur mu?" dedik, yine: "Evet!" buyurdular. Biz yine: "Pekiyi yalancı olur mu?" diye sorduk. Bu sefer: "Hayır! Buyurdular.”

Yalan kalpleri karartır.

Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır: "Kul yalan söylemeye ve yalan söyleme niyetini taşımaya devam edince bir an gelir ki, kalbinde önce siyah bir nokta belirir. Sonra bu nokta büyür ve kalbinin tamamı simsiyah olur. Sonunda Allah nezdinde "yalancılar" arasına kaydedilir."

İslâm’ın büyük günah kabul edip yasakladığı yalanın fıkıhta ayrıca hukukî sonuçları da vardır. Yalan yere yemin ederek bir kimsenin hakkının zayi olmasına yol açan kişi ahirette Allah’ın gazabıyla karşılaşacağı gibi dünyada da verdiği bu zararı tazminle sorumludur. Büyük günahlardan sayılan yalancı şahitlik neticesinde ilgili kişilerin uğradığı zarar yalancı şahide tazmin ettirilir, ayrıca o kimse mahkemece cezalandırılır. Ticarî işlemlerde satılan malın özellikleri, maliyeti, piyasa değeri vb. hakkında satıcının yalan söylemesi bu yolla elde edilen kazancı haksız ve haram kılar. Güven esasına dayanan sözleşmelerde aldanan ve açık zarara uğrayan tarafa belli şartlarla sözleşmeyi fesih, zararın tazmini gibi imkânlar tanınır.

Genelde psikoloji, özelde ise din psikolojisi perspektifinden bakıldığında, yalan söylemenin yasaklanmasının arka planında birtakım psikolojik ve toplumsal faktörlerin yer aldığı görülmektedir. Bireyin benliği, ailesi ve sosyal çevresindeki diğer kişilerle ilişkisinde yalan söylemenin olumsuz etkileri açık bir biçimde kendisini göstermektedir. Yalan söyleyen bir insan aslında hem kendisiyle, hem toplumla, hem de yüce Yaratıcı ile bütünleşmeyi bozmuş ve bir çatışma içerisine girmiş olmaktadır. Bir anlamda, yalan söylemek bir aldatma girişimi ve kasıtlı bir kandırma fiilidir.

Bireysel ve toplumsal anlamda güven bunalımının hat safhaya ulaştığı, sosyal çözülmenin giderek arttığı günümüzde doğru sözlü olmak daha da önem kazanmaktadır. Bu bağlamda, dinlerin, ahlaki normların ve değerler sistemlerinin, yalan söyleyen bireyin kendisi, yaşadığı toplum ve inandığı yüce Yaratıcı ile girebileceği çatışma ortamından uzaklaştırılmasına yönelik önerilerinin önemi artmaktadır. Yalanın olumsuz etkilerinden kurtulmanın en etkili yolu kişiliği, erdemi, doğruluğu odak noktası yapan bir eğitim sisteminden geçmektedir. Çocukluk çağından başlayacak böyle bir eğitimde, başta aile olmak üzere toplumun diğer kişi ve kurumların üzerlerine düşen görevleri sistemli ve fonksiyonel olarak yerine getirmeleri gerekir. Aksi halde yalan dünyada yalanlarla boğuşup durmaya devam ederiz.

Fahri SAĞLIK
Emekli Müfütü

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fahri Sağlık - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mihrap Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mihrap Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Mihrap Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mihrap Haber değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sitemizde en çok hangi haberler ilginizi çekiyor?