Ah hocam ah!

Tekrar sordum yaşlı amcaya “Eğitim öğretim nasıldı sizin zamanınızda” diye. “Ah hocam! Çok sıkıntılı ve imkânların kısıtlı olmasına rağmen bir hocaya çocuğumuzu götürdüğümüzde “Eti senin kemiği benim” diye emanet ederdik.

Sevgi ve saygı… Saygıyı küçükler büyüklerine, sevgiyi de büyükler küçüklerine gösterir. Aslında her insan bir yönüyle ikisine de muhtaçtır. İkisi de olmalı bir insanda. Peki, günümüzde özlemle yâd ettiğimiz bu erdemli davranışlar istenildiği seviyede mi? Elbette ki değil. Otobüste bizzat şahit oldum. Bir sürü genç… Koca koca kitaplar ellerinde. Belli ki okulun yüksek olanından okuyorlar. Ancak hal ve tavırları hiçte yüksek erdemler barındırmıyor. Laubali hareketleri herkesi fazlasıyla rahatsız ediyor.

Bir köşede kız, erkekle sarmaş dolaş, öte yanda telefonlar elinde seslice konuşmalar kimseler yokmuşçasına. Beri tarafta otobüste bulunan birkaç tane yaşlıya adeta nispet edercesine müstehcen laflar eden başka bir gurup. İhtiyarların sesi kısık; ne söz söylemeye mecalleri var nede yetkileri. Kaderine razımı yaşlılar bilinmez ancak içten içe kaynadıkları ve hayıflandıkları kesin. “Ah o eski günler nerede” diye kendi kendilerine mırıldandıklarını duyar gibi oluyorsunuz. Bir yaşlı daha biniyor farklı bir durakta. Yer verme telaşı değil, vermemek için görmeme telaşı başlıyor gençler arasında. Akıllı telefonlar ellerinde kimse kimsenin aklını beğenmiyor. Evet, saygıyı kayıp ettik sonra güveni. Yardımı ve iyi niyeti kayıp ettik. Başkalarını görecek gözleri kayıp ettik. Beynimiz teknoloji ile uyutuldu düşünme yeteneğimizi kayıp ettik.

Başka bir zaman… Bir parkın yanından geçiyorum. Her bankta bir kız ve bir oğlan uygunsuz bir vaziyette… Bir an bu parkı bu rezalet için mi ayırmışlar diye insanın düşünesi geliyor. Kafelerde, oyun yerlerinde, çarşıda, pazarda, sokakta her yerde ahlak, saygı ve hayâ adına pek bir şey kalmamış.

Daha başka bir zaman… Gençler, aralarında konuşuyorlar, kulak misafiri oldum. Birbirlerine sevgililerini tanıtıyorlar. Âşık olmuşlar güya. Babasıyla tanıştırmaya götürecekmiş zavallı bir kız sevgilisini. Bir başkasının sevgilisi platonikmiş. Neyse o? Eski sevgilisinin de olduğu bir partiye gittiklerinde gayet medeni insan gibi birbirleriyle eğlenmiş, gün geçirmişler. Ciddi ciddi kararlar alanlar da yok değil. Ciddi, derken belli bir deneme süresinden sonra evlenmeyi kastediyorum. Evlenecekse de anne baba ne karışır anlayışı hâkim. Eyvah ki ne eyvah!

O eski günlerle şimdiki halimizi kıyaslayınca bu gençliğin müsebbibi kimler diye sormadan edemiyorsunuz. Hâlbuki her gün yaşanan sıradan şeyler bunlar. Lakin bu durumdan çok etkilendiğimden geriye dönüp geçmişle özlem gidermek istedim. Görev yaptığım camide namazdan sonra yaşlı bir cemaatimi odama davet ettim. Geçmiş günlerde ki sevgi ve saygı nasıldı, diye anlatmasını rica ettim. Bir dokunup bin ah işittim, o da dopdoluydu benim gibi. “Ah hocam ah!” diye başladı sözüne ve devam etti:

“Hocam o günlerde belki akıllı telefonlar yoktu ancak akıllı yaşlılar, saygılı gençler vardı. Büyüklerin oturdukları odaya saygıdan girmeye çekinirdik. Hele hele büyüklerin yanında sesimizi yükseltmek cesaret isterdi. En yaşlının sözü kanundu. Bir ortama büyükler gelince gençler onlara yer verir, ayağa kalkarlardı. Şimdi kızla anne beraber evlenme programını izliyor. Evlat anne ve babasıyla dalga geçiyor, arkadaşına yapmayacağı şakaları yapıyor.

“Bizim zamanımızda erkek kadından önde yürürdü. Bunu, kıt akıllılar kadına hakaret sayarlar hâlbuki bu, kadını korumak içindi. Erkekler geçerken kadınların ayağa kalkması edeptendi, olur ki o anda yanlışlıkla bir yerleri açılmış olabilirdi diye. Şimdi erkek kadını öne sürüyor, yanında onu adeta teşhir ediyor, giyim kuşamıyla. Şimdi aynı apartmanda oturduğumuz komşularımızı tanımıyoruz. Üsteki komşunun cenazesi olmuş, kimsenin haberi yok. Önceden öylemiydi be hocam? Bir cenaze olduğunda herkes cenaze sahibinin kederine ortak olurdu. Onun işi kalmasın diye elbirliğiyle yardım edilirdi. Üç gün cenaze evine yemek taşınırdı onlar şimdi müsait değillerdir, yemek yapamazlar düşüncesiyle. Bir komşu, suçu nedeniyle yandaki komşunun çocuğunu azarladığında o çocuğun babası “iyi yaptın” der evladını uyarırdı, şimdi öylemi “sen benim çocuğuma nasıl kızarsın” diye tepki göstermekle kalmıyor kanlı bıçaklı oluyorlar komşular”

Tekrar sordum yaşlı amcaya “ Eğitim öğretim nasıldı sizin zamanınızda” diye. “Ah hocam! Çok sıkıntılı ve imkânların kısıtlı olmasına rağmen bir hocaya çocuğumuzu götürdüğümüzde “Eti senin kemiği benim” diye emanet ederdik. Çocuk o medreseden çıkınca ahlak, edep, saygı, sevgi öğrenirdi. Şimdi duyuyoruz öğrenci öğretmenini bıçaklamış. Bir öğrenciye el kaldırmak dahi suçmuş sayılır olmuş. ”

“Evet, dövemez yasak ve suçtur” dediğimde

“İyi de bizim ev okulun yanında her ahlaksızlık var, demek ki bunun bir faydası olmuyor. Her şeyin başı saygıdır, saygı hocam” diye cevap verdi.

“Doğru Amca! Peki, o zamanlar ailede saygı nasıldı?” Diye tekrar sordum.

“Hocam zaten ailede başlıyor her şey. Bugün şikâyet ettiğimiz her şey bizim eserimiz. Önceden sofraya büyükler oturmadan kimse oturmazdı. Bir kap yemeye kaşık sallardık hep beraber. Yemeyin tadı tuzu vardı, kokusu duyulurdu uzaklardan. Şimdi hiç bir şeyde tat kalmadı hocam. Bir evde üç dört kardeş aileleriyle beraber yaşardı, ancak huzurumuza diyecek yoktu. Şimdi geniş geniş evlerde ana babaya yer yok. O gün, bir yatakta yokluk nedeniyle yedi kardeş yatardık, derin derin uykulara dalar, sabah büyüklerden önce kalkar, işimizin başına koşardık. Şimdi kuş tüyü yataklarda sabaha kadar uyuyamıyoruz be hocam!” diye yakınıverdi.

“Peki, amca, kızı ve oğlanı nasıl evlendirirdiniz?”Dediğimde gülümsedi yaşlı amca ve devam etti:

“Hocam ben hanımımı hiç görmeden evlendim. Anam babam karar verdi bende son bir defa görüp evlendim. Daha elli senedir birbirimizi kırmış değiliz. Şimdi öyle mi? Evlat babası ve annesine emri vaki yaparak“Bak baba ben bir kızla evlenmeye kara verdim, evleneceğim, hazırlık yapın” diyor. Baba “Nasıl olur” demeye fırsat bile bulamadan anne “Gençlik işte, bize düşen onların kararlarına saygılı olmak” diyor, çocuklarını evlendiriyorlar. Sonra araları bozuluyor, çekişme kavga… Ayrılıyorlar. Demekki evlerin büyüklüğü, eşyaların çokluğu huzur vermiyor hocam”

Yaşlı amcanın daha çok anlatacakları var. Lakin zamanı olmadığından kendisine teşekkür edip bitirdim sohbeti… Kapıdan çıkarken son olarak yüksek sesle “Ah hocam Ah! Ne olacak bu gençliğin hali…” diyerek ayrıldı yanımdan…

Selam ve dua ile…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdullatif Acar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mihrap Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mihrap Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Mihrap Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mihrap Haber değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sitemizde en çok hangi haberler ilginizi çekiyor?