1. HABERLER

  2. VAAZ

  3. Haftanın Vaazı: Cemaatle Namaz Kılmanın Önemi
Haftanın Vaazı: Cemaatle Namaz Kılmanın Önemi

Haftanın Vaazı: Cemaatle Namaz Kılmanın Önemi

Sakarya ili Karapürçek ilçe Vaizi Kazım ÜNSAL tarafından hazırlanan "Cemaatle Namaz Kılmanın Önemi ve Ezana İcabet" konulu Cuma vaazını sizlerle paylaşıyoruz.

A+A-

CEMAATLE NAMAZ KILMANIN ÖNEMİ VE EZANA İCABET

1) CEMAATIN TARİFİ

Toplamak, bir araya getirmek” anlamındaki cem mastarından türeyip, sözlükte “insan topluluğu” manasına gelir. Fıkıh terimi olarak ise, imamla birlikte namaz kılan topluluğa verilen addır.

2) CEMAATLE NAMAZIN DAYANDIĞI DELİLLER, FAZİLETİ VE HİKMETİ

Cemaatle namaz kılmak, kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Kitaptan delil Allah Tealanın “ ve sen içlerinde olup da onlara namaz kıldıracak olursan, onlardan bir bölümü seninle namaza dursun, silahlarını da yanlarına alsınlar”(Nisa/101-102) ayetidir. Allah Teâlâ savaş dolayısıyla korkulu durumlarda bile cemaatle namaz kılmayı emretmiştir. Korkulu durumlarda emredilen cemaatle namazın, doğal olarak güvenli durumlarda da cemaatle kılınması öngörülür.

Sünnetten delil, Hz Peygamber (s.a.s)’ in “ Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir”(Buhari,Ezan,30)hadisidir.

İcmaya gelince: Sahabe hicretten sonra cemaatle namaz kılmanın meşruluğu konusunda ittifak halindedirler.

Cemaatin faziletine gelince Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyuruyor: “ Kim yatsı namazını cemaatle kılarsa ,gece yarısına kadar namaz kılmış sevabı almış olur.Sabah namazını da cemaatle kılarsa bütün geceyi namaz kılarak geçirmiş gibi sevap alır.”(Müslim ,Mesacid 260;Buhari Ezan,34)

Bir başka hadis-i şeriflerinde peygamberimiz(s.a.s) “Bir kimse temizliğini tam ve güzel yapar, sonra şu mescitlerden bir mescide gitmek için yola çıkarsa, Allah attığı her adım için bir sevap yazar,onu bir derece yükseltir ve her adım için de bir günah siler.” (Müslim,Mesacid257) buyuruyor.

3) CEMAATLE NAMAZIN HÜKMÜ:

Hanefi ve Malikilere göre, Cuma namazı dışındaki farz namazları cemaatle kılmak,gücü yeten akıllı erkekler için müekked sünnettir. Bundan dolayı kadınlara, çocuklara, delilere,kölelere, kötürümlere,hastalara,çok yaşlı kimselere cemaatle namaz kılmak zorunlu değildir.

Namazları cemaatle kılmak dayandıkları delillere göre Hanbelilere göre farz-ı ayn, Şafiilere göre farz-ı kifayedir.

Cemaatte en az sayı, Şafii ve Hanefilere göre imam ve ona uyan olmak üzere iki kişidir. Uyanlardan biri çocuk da olabilir. Maliki ve Hanbelilere göre ise, farz namazlarda temyiz çağındaki çocukla cemaat yapılamaz.

4) KADINLARIN MESCİDE GELMELERİ:

Peygamberimiz döneminde kadınlar da Cuma, bayram ve vakit namazları için camiye gitmişlerdir. Çeşitli hadis kaynaklarında yer alan rivayetlerden anlaşıldığına göre Hz. Peygamber,kadınların camiye gitmelerine engel olunmamasını ısrarla istemiş,onların geceleri bile camiye gitme taleplerinin olumlu karşılanmasını emretmiştir.

Peygamberimizin kadınların beş vakit namazı evde kılmalarını tavsiye eden hadisleri de vardır. Dolayısıyla “kadın erkek gibi beş vakit namazı camide kılar.”sonucuna varamayız. Öte yandan camiler ,birer yaygın eğitim,öğretim,bilinçlendirme,dini duyguları güçlendirme ve sosyalleşme mekanlarıdır.Kadınların camiye gelip caminin bu fonksiyonlarından faydalanmaları onlara yarar sağlayacaktır.

5) CAMİ VE CEMAATLE NAMAZ KILMANIN ADABI

Kıymetli mü’minler!

Camiler, müslümanların Allah’a ibadet ettikleri yerlerdir. Yeryüzünün en şerefli yerleri olan camilere ‘Allah’ın evi’ denilmektedir. Camileri inşa edenler ve camilerde ibadet edenler, K.Kerim’de övgüyle bahsedilmektedir. Camiye ibadet için giden mümin,Allah’ın çisi misafiri konumundadır. Ev sahibi,evine gelen misafirlerine ikramda bulunduğu gibi camiye giden mü’minlere de yüce Allah büyük mükafatlar verecektir.Camilere saygı göstermek her müslümanın vazifesidir. Bu vazifeler kısaca şunlardır:

1-Camiye abdestli olarak, temiz elbise ve düzgün kıyafetle girilmelidir.

2-Camiye girerken sağ ayakla girilmeli ve peygamberimize salavat-ı şerife okunmalı.

3-Camiden çıkarken sol ayakla çıkmalı.

4-Temiz kıyafetle camiye gelinmeli.

5-Camide Kur’an okunurken ve va’z edilirken sessisce dinlenilmeli.

Cemaatle namaz kılmanın kendisine has adabı vardır. Hz. Peygamber kamet duyulduğunda namaza kalkılmasını,camiye giderken vakarlı ve rahat olunmasını,yetişilen kadarının kılınıp kalan kısmının tamamlanmasını emretmiştir.Buna göre cemata yetişmek için koşmak hoş karşılanmamakla birlikte acele ile yürünebilir.Cemaate gelen bir kimse farz namaza durulduğunu görürse vaktin sünneti bile olsa başka nafile bir namaz kılması uygun değildir.Öğle veya Cuma namazı kılınmaya başlanınca şayet sünnet kılınıyorsa dört rekat olan bu sünnet namazlar iki rekatla tamamlanır.

6) CEMAATE GİTMEMENİN MAZERETLERİ:

A- Hastalık:

Kişinin cemaate katılamasını zorlaştıran hastalık, bir özür olarak kabul edilir.Hastalığın teyemmümü mubah kılacak derecede olması gerekir.Hafif baş ağrısı,hafif ateş mazeret kabul edilmez.

Hastalığın mazeret sayılmasının delili: “Sizin için dinde güçlük yapmadı”(Hac,78)ayetidir. Peygamberimiz de namaza gelmeme özrünü, korku ve hastalıkla açıkladı. Ayrıca hastalanınca mescide gitmedi ve şöyle buyurdu: “Ebu Bekir’e söyleyin insanlara namaz kıldırsın” buyurmuştur.Buna bağlı olarak yatalak,ayağı kesik,felçli,çok yaşlı,aciz,ama kimseler de cemaatle namaza iştirak etmeyebilirler.

B- Korku:

Kişi kendisine, malına, namusuna bir zarar gelmesinden korkarsa cemaate gelmeyebilir.

C- Kötü Hava:

Yağmur, çamur, kar,dolu,şiddetli soğuk,öğle vaktinde şiddetli sıcak,gece şiddetli karanlık gibi durumlar da cemaate gitmeme mazeretlerindendir.

D- Abdestin sıkışık olması:

Abdestin sıkışık olması durumunda namaz huzur içinde tamamlanamaz.İnsan nefsinin arzu ettiği bir yemeğin hazır bulunması,şiddetli açlık ve susuzluk,arkadaşları ile sefere çıkmak için hazırlık yapmak,fıkıh ilmiyle meşgul olmak cemaate katılmamak için mazeret kabul edilir.

E-Kötü Koku:

Soğan, sarımsak ve benzeri çiğ maddeleri yiyen kimse, bunların kokusu gidinceye kadar cemaate gitmemelidir.Çünkü hem melekler hem de cemaat bu durumdan rahatsız olurlar.Peygamber(s.a.s.)şöyle buyuruyor: “Her kim soğan ya da sarımsak yerse bizden ayrı dursun,mescidimizden de ayrı dursun,evinde otursun.” (Buhari,Ezan,160) Kasaplık yapan kişi ile benzeri işlerde çalışıp bedeninde ve elbisesinde çirkin kokular yayılan kişinin durumu da böyledir. Cüzzam ve alaca hastalıklarına yakalanan kişilerin de cemaate gelmeleri hoş değildir.

Şafiiler bu mazeretlere şunları da ilave etmişlerdir: Aşırı derecede şişmanlık,aşırı üzüntü,yolda ya da mescitte kendisine eziyet verecek birisinin bulunması,kaybolan bir malı araştırmak,imamın çok hızlı veya çok yavaş okuması.

Bir kimse cemaate gitmek isteyip de mazeret sebebiyle gidemezse cemaat sevabını yine alır.

6) CEMAATLE NAMAZIN KAZANIMLARI:

Muhterem Müslümanlar!

İslam sosyal bir dindir. Müslümanları da birlik ve beraberliğe çağırır.İslam’ın sosyal bir din olduğunun delili,cemaate verdiği önemde kendini göstermiştir.İslam dini haftada en az bir kere müslümanların aynı çatı altında, yani camide toplanmalarını emretmiştir.Çünkü camide toplanan müslümanlar, birbirlerini tanır,aralarında dostluk ve kardeşlik bağları pekişir.

Cemaatle kılınan bir namazda amir ile memur, patron ile işçi,siyah ile beyaz,paşa ile er yanyana dururlar.Hiç birinin diğerinin önüne geçme hakkı yoktur.Kimsenin kimseye üstünlük hakkı yoktur.Namazdan başka bir yerde, böyle bir eşitlik asla yoktur.Herkes Allah’ın kuludur.Herkes ona yalvarır.

Cematle namaz, ibadeti kolaylaştırır.

Cemaatle namaz, insanı yalnızlık psikolojisinden kurtarır.

Cemaatle namaz, insanı, şeytanın vesvesesinden kurtarır.

Cemaatle namaz, bize düzeni, ahengi öğretir.

Cemaatle namaz, bize rahmet ve bereket getirir.

EZAN

1-Tarifi: Sözlükte “bildirmek” demektir. Dini terim olarak “namaz vakitlerini bildiren özel sözlerdir” şeklinde tanımlanabilir. Ezan’ın sübutuna dair en meşhur rivayet şöyledir: Rasülüllah (s.a.s.) Medine’ye gelince namazı bazen geciktirir, bazen erken kılardı.Ashabına cemaati kaçırmamaları için,namazın eda edebilecekleri vakti belirleme konusunda danıştı.Bazıları, “Bir bayrak dikelim.İnsanlar onu görünce birbirine haber versin” dedi. Bu, Rasûllülah’ın hoşuna gitmedi. Bazıları çan çalmayı teklif ettiler. Rasûlüllah, Hristiyanlara ait olduğu için bunu da çirkin gördü.Bazıları boru üflemeyi teklif ettiler.Rsûlüllah bunu da Yahudiler yüzünden beğenmedi.Bazıları ise borozan çalmayı teklif ettiler. Rasûlüllah bunu da Mecusîler için olduğundan beğenmedi.Herhangi bir şeyde ortak karar almadan dağıldılar. Abdullahb. Zeydb.Abd-i. Rabbih el-Ensâri şöyle demiştir: Ben yattım.Gözüme uyku girmedi. Uyur uyanık bir durumda iken,üzerinde iki yeşil giysi bulunan ve elinde çana benzer bir şey bulunan bir adamın gökyüzünden indiğini gördüm.”Bunu bana satsana” dedim.”onu ne yapacaksın “dedi.”Namaz vakitlerinde çalacağız” dedim. “ Ben sana bundan daha hayırlısını göstersem” dedi.”Peki” dedim O da bir duvarın yüksekçe bir yerine çıkıp kıbleye yöneldiği halde ezan okudu. Sonra kısa bir süre durdu.Kalkıp ilk okuduğunu tekrar okudu.Sonunda fazla olarak iki defa “Kad kamet’s salah” dedi. Ben hemen Rasûlüllah’a gelerek bunu ona haber verdim.O da:

“Bu sadık bir rüyadır” veya “Hak bir rüyadır. Bilal’e öğret.Çünkü O’nun sesi senden daha gürdür.”buyurdu.Ben de onu Bilal’e öğrettim.Bilal Medine’nin en yüksek damlarından olan Ermele Damı’na çıktı. Ezan okumaya başladı.Ömer (r.a) bir peştamal içinde koştu geldi.Abdullah’ın gördüğü rüyayı bugün ben de gördüm.Ancak o benden önce davrandı.”diyordu.bunun üzerine Rasülullah (s.a.s) “Bu daha da sağlamlaştırdı.” buyurdu. Sahabilerden yedi kişinin bu rüyayı aynı gecede gördükleri rivayet edilmiştir.

EZANIN MEŞRULUĞU:

Kur’an’dan delili “Namaza çağırdığınız zaman onu eğlence ve alaya alırlar.” (Maide58)ayetidir.

Sünnetten delil ise, rivayet edilen bir çok hadistir. Hadis-i şeriflerden biri şöyledir: “Namaz vakti gelince içinizden biri sizin adınıza ezan okusun en yaşlı olanınız da imam olsun”.

Yukarıdaki ilgili rüyayı altı yedi sahabi aynı anda görmüştür. Bu olay hicretin birinci yılında vuku bulmuştur. Peygamberimiz de bu rüyayı teyit etmiştir.

Ezan, ihtiva ettiği anlam itibariyle hem namaza hem de islama bir çağrıdır. Ezan tekbirle başlar. Tekbir ise Allah’ın varlığını ve kemalini ifade eder. Sonra tevhidle şirk silinmiş olur.Sonra peygamberimizin rasüllüğü ispat edilir.Daha sonra namaza ve kurtuluşa çağrılır.Nihayet tekrar tekbir ve tevhide dönülür.

Ezan, islam dininin bir sembolüdür, şiarıdır. Şüphesiz her dinin kendine has sembolleri vardır.Dini semboller,yerine göre bir çok dini vecibeden önde ve önceliklidir.Bu bakımdan ezanın sahip çıkılması ve korunması çok önemli bir ameldir.Bir yerde ezan varsa o toprakta müslüman var demektir.Ezanların okunması,istiklalimizin en önemli göstergesi olagelmiştir.Bu bağlamda M.Akif Ersoy,şöyle seslenir:

“Bu ezanlar ki, şehadetleri dinin temeli

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli” diye seslenir

Yine bir vatan şairimiz ezanın önemi hakkında şöyle der:

“Ah büyük cedlerimiz! Onlar da Galata,Beyoğlu gibi Frenk semtlerine yerleşirlerdi,fakat yerleştikleri mahallede müslümanlığın nuru belirir,beş vakitte ezan işitilir,asmalı minare,gölgeli mescid peyda olur;sokak köşesinde bir türbenin kandiliuyanır;hâsılı o toprağın o köşesi imana gelirdi.Cedlerimiz, Frenk mahallerinin toprağına böyle nüfuz ederlerdi.”

EZAN VE HAYAT

Muhterem Müslümanlar!

Müslüman için hayat, ezanla başlar. Hz. Peygamber (s.a.s),torunu Hasan doğduğunda onu kucağına almış ve ilk iş olarak kulağına ezan okumuştur.(Tirmizi, “edahi”,16).Çocuğun kulağına ezan okumakla ilk manevi aşısı yapılmış olur. Zaten ezan okunduğu anda,kötülük ve şeytan oradan uzaklaşır.Peygamberimiz bu gerçeği şöyle haber vermektedir: “Namaz için ezan okunduğu zaman şeytan,arkasını dönüp yellenerek duymayacak yere kadar uzaklaşır.Ezan bitince geri gelir.Kamet edilmeye başlanınca arkasını dönüp kaçar.Kamet bitince yine geri gelir,namaz kılan kişiyle kalbi arasına girer ve hatırına gelmeyen şeyler hakkında “şunu hatırla,bunu düşün” diye vesvese verir.Nihayet adam kaç rekat namaz kıldığını bilemez hale gelir.”(Buhâri, “Ezan”,4)

Yavrusunun kulağına ezan okuyan Müslüman ana-baba, sanki ona kimliğini ve tarihini fısıldamakta, insanlık âleminde hayat süreceği yeri,yöreyi ve kültürel dünyayı öğretmeye başlamaktadır.

Çocuklarımız “Allah” demeyi ilk defa ezan sesiyle öğrenirler. Anne babalarının ezan karşısındaki takındığı tavırları görüp ilk dini eğitimi de almış olurlar.İnsan yıllar sonra ve hele ülkesinden uzaksa,özlemle yad eder coşkulu ezanları.Ezanın sesini duyunca Müslümanlığını ve vatanını hisseder.

Ezanın, Müslüman’ın hayatını bütünüyle kuşatıcı ve eğitici bir yönü bulunmaktadır. O kutsi ses ile hayat başlar,her sabah onunla aydınlanır. Ezan, hayatın içinde ve her an bizimledir.

EZAN VE ZAMAN

Ezan bize zamanı, zamanını bildirir. Bunun için zamana sıkı sıkıya bağlıdır.Zaman ise,farkına varılmak ve anlam kazanmak için adeta ezanı beklemektedir.

Ezan kesintisiz bir çağrı olarak insanlığa, bize,kim olduğumuzu ve hayatımızın gayesini bildirir.

Sınırlı bir ömre sahip olan insanoğlu için zaman,iyi değerlendirilmesi gereken bir hazinedir.Ezan,insana günde beş defa, vakit hatırlatması yapar. Bir vakit çizelgesi gibi insana zamanını ve gündelik işlerini organize etme fırsatı sunar.

“Vakit nakittir” denilir. Oysa vaktimizi sadece dünyevi menfeatler uğruna harcıyorsak, gerçek anlamda zamanımızı değerlendirmiş olmuyoruz. Vaktimizi uhrevi kazançlar için de değerlendirmeliyiz. Bu anlamda ezan vakti, çok değerli bir zaman dilimidir.Çünkü ezan okunduğu zaman,Yüce Allah rahmet kapılarını açıyor,kullarının dualarını kabul ediyor.Ezan anının kıymetini peygamberimiz şöyle anlatıyor: “İki dua vardır ki,geri çevrilmez-veya çok az geri çevrilir-:Ezan esnasında yapılan dua ve savaş kızıştığı zaman yapılan dua”(Darimi “Salât”9)

Ezan insan sesiyle yerine getirilen bir ibadettir. Ezanın ortaya çıkışına emek veren, seslendiren,dinleyen hep insandır.Bundan dolayı iletişim ve etkileşimde önemli rol oynar. Onun daha dinamik daha canlı olmasını sağlar.

Kısaca ezan, dindir, tarihtir, ahlaktır ve imandır.

Ortak bir dildir ezan, Ümmet-i Muhammet için bir şiar ve şuurdur.

Bir kimlik bilincidir ezan, Müslüman olmanın kimliğini bize öğretir.

Bir hatırlatma ve uyarıdır ezan, insana vaktin önemini ve nerede olduğunu öğretir.

Bir davettir ezan, huzura, şuura,kurtuluşa,sevgiye,sevgiliye ve kul olarak özgür olmaya.

Bir ışıktır, karanlıklarda kalmışlara.

Ezan, inansın inanmasın herkese bir tebliğdir.

EZANA İCABET

Ezana icabet, onu Hz. Peygamber’in öğrettiği şekilde büyük bir huşu içinde dinlemek, Hz. Peygamber’e salat ve selam getirerek öğrettiği duayı okumak ve mümkünse cemaate katılmakla gerçekleşir. Peygamberimiz(s.a.s.)ezanı duyar duymaz, ona kulak vermiş,gönlünü vermiş,müezzinin ifadelerini tekrar etmiş,akabinde dua etmiştir.Daha sonra namaza,salih amellere icabet etmiştir.

Ezan kelimelerini, manevi bir coşku ve ruhani bir haz içinde tekrar etmeliyiz aslında.

Ezana gerçek değeri verip, icabet edersek aynen ezan okumuş gibi sevap kazanırız. Nitekim bir sahâbi, Hz. Peygamber’e gelerek şöyle demişti: “Ey Allah’ın Resûlü!müezzinler fazilet olarak bize üstün geliyorlar.”Bunun üzerine Allah Resûlü(s.a.s.) “Sen de onların söylediklerini tekrar ederek,bitirince dilediğin duayı yap.Böylece sana da aynı sevap verilir.”(Ebû Davûd, “Salat”,36) buyurmuştur.

İslam alimleri de, ezan okunurken helada olmak gibi bir manisi olmayan herkesin, abdestsiz, cünüp veya hayızlı olsa bile, müezzini dinlemesinin ve ona icabet etmesinin müstehap olduğunu ifade etmektedirler.

SONUÇ:

Muhterem Müslümanlar!

Namaz ve ezan iç içedir, birlikte düşünülür. Ezanın ihtiva ettiği iman hakikatlarını,biz namazla gerçeğe dönüştürürüz. Namazlarımızdan daha çok lezzet ve sevap almayı umuyorsak cemaatle namazı çok önemsemeliyiz. Okunan ezanları da yüreğimizde hissetmeliyiz. Cenab-ı hak her birimize ezanın kadrini anlayan kullarından eylesin. Kılmış olduğumuz namazları da cemaatin bereketi vesilesiyle makbul eylesin.

Kazım ÜNSAL
Karapürçek Vaizi


KAYNAKÇA:

Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsiri, Komisyon,DİB Yayını,Ankara 2008.

TDV İslam Ansiklopedisi, “Cemaat” maddesi.

TDV İslam Ansiklopedisi, “Ezan” maddesi.

Ezanı Anlamak, Yrd.Doç.Dr. Ömer ÖZPINAR, DİB Yayınları Ankara 2012

Gazali, İhyau Ulûmi’d-dîn, Beyrut 1982.

İslam Fıkıh Ansiklopedisi, Prof.Dr. Vehbe Zuhayli, Risale yayınları,İstanbul,1994.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.