Haftanın Cuma Vaazı: Ramazan'da Kur'an ile terbiye olmak (Vaaz) PDF

Sakarya Akyazı İlçe Müftülüğü Uzman Vaizi Şaban PEKER tarafından hazırlanan "Ramazan'da Kur'an ile Terbiye Olmak" konulu 08.04.2022 tarihli haftanın cuma vaazı sitemize eklenmiştir.

Ramazan'da Kur'an ile Terbiye Olmak
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

"O (sayılı günler), doğruyu eğriden ayırma, gidilecek yolu bulma konusunda açıklamalar ve insanlara rehber olarak Kur’an’ın indirildiği ramazan ayıdır. Artık içinizden kim bu aya yetişirse onu oruçlu geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, başka günlerden sayısınca tutar. Allah sizin için kolaylık istiyor güçlük çekmenizi istemiyor. Sayıyı tamamlamanız, sizi doğru yola iletmesine karşı Allah’ın ululuğunu dile getirmeniz ve umulur ki şükredersiniz diye (uygun hükümler gönderiyor)." (Bakara; 185)

Ramazan ayına erişmiş bulunuyoruz. Manevî hayatımızda seçkin yeri olan bu aya bizleri eriştiren yüce Rabbimize hamdediyor, bu ayı nasıl değerlendireceğimizi bize öğreten sevgili peygamberimize salât ve selâm ediyoruz.

Beklenen ve özlenen misafir geldi. Birçok kez onu misafir ettik önceleri. Yeniden yeni bir heyecanla geldi. Misafiri nasıl karşıladık, nasıl yolcu ettik önceleri… Bizden memnun oldu mu?

Ramazanı evinde, hayatında misafir edenlere ne mutlu!..

“Kendi kendinden uzaklaşan insanın kendine dönüşüdür oruç ayı. Ramazan ayı, orucumuzla, Kur’an’ımızla, zekâtımızla, sadakalarımızla Allah’a yaklaşmak için ayrılmış özel vakitlerdir. Bu özel vakitlerde hem zihnimizi hem de kalbimizi Kur’an’la arındırmış oluruz.(Cuma,2)

Her şey bir Ramazan’da, bir pazartesi gününde, bir kadir gecesinde, bir dağın tepesinde hıra mağarasında ve bir insan ile başladı. (Muhammet Emin Yıldırım.)

Bir sözün yüceliği onu söyleyen kimse ile değer kazanır. Kur’an, Allah’ın sözüdür ve O’nun kelamı olduğu için yücedir. Yüce Kur’an, geldiği aya değer katmıştır.

Allah, Kur’an’da ramazanı oruçla birlikte ifade etmemiştir. Kur’an’ın kendisinde indirildiği ay olarak bahsetmiştir. Ramazan ayı dediğimiz zaman aklımıza ilk olarak Kur’an gelmelidir.

Kur’an, insanların ruhlarını terbiye etmek, kalplerini imanla, akıllarını ilim ve irfanla kemale erdirmek, onlara hakiki hikmet dersini vermek, beşeriyeti hatalı yollardan çevirmek ve hidayet yolunu göstermek üzere inzal edilmiştir.

Terbiye edilmesi gereken üç şey vardır: Düşünce, duygu ve davranış. Biz düşüncelerimizi Kur’an’la terbiye edersek bu, düşüncelerimize, duygularımıza ve davranışlarımıza yansıyacaktır. İslami terbiyenin önünde en büyük engel dünyevileşmedir. İkincisi değerlerimize, kutsallarımıza gereken önemi gösteremediğimizdir. Üçüncüsü ise İslam’a karşı duyarsızlaşmamızdır. İslami terbiyenin olmazsa olmazı imanımızı takviye etmemizdir. Ramazan ayı bunun için en büyük fırsattır.

Kur’an mevsimi olan Ramazanı-ı şerifte, öyle bir tilâvet kıvamına nail olmalıyız ki, ondaki şifa ve rahmet gönüllerimizi ihya eylesin. Yuvalarımıza, ailelerimize ve evlâtlarımıza şifa ve rahmet insin. Kur’an’ın ahlâk ve ahkâmını hayatımıza öyle nakşetmeliyiz ki, onun bereketiyle, ümmet-i Muhammed’e şifa ve rahmet yağsın.

Kur’an’ı okuyup anlamı üzerinde düşünürsek onun önemini asıl o zaman anlamış ve Kur’an’dan yararlanmaya başlamış oluruz. Allah (c.c) kitabında;

كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِّيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ

"Bu Kur'an, akıl sâhiplerinin, âyetlerini iyice düşünüp anlamaları ve ders almaları için, sana indirdiğimiz saadet kaynağı bir kitaptır." (Sâd, 38/29).

Kur’an’a karşı vazifelerimiz: öğrenip okumak, anlayıp kavramak, ona göre yaşamak, onu başkalarına anlatmak ve yaymaktır. Bütün bunları yapabilmek için de Kur’an’a sahip çıkıp, onu sevmemiz lazım.

Bugün ümmetin sorunu, kitabı öğrenip hatta ezberleyip ama onunla amel etmemektir. Düğünlerimizde, cemiyetlerimizde, cenazelerimizde, programlarımızda her yerde Kur’an okuyoruz ya da dinliyoruz. Ama o Kur’an bizim gündemimizde yok. Dolayısıyla bizde Kur’an’ı bir değişim olmuyor.

Sahabenin gündemi vahiy idi. Kur’an’ı okur, anlar ve yaşarlardı. Onları değiştiren Kur’an’dı. Peki bizim gündemimiz…. Ya da bize dayatılan gündemler… Eğer Kur’an’ı anlasa idik, ağlardık. Ağlayabilseydik yaşardık. Yaşayabilseydik hayatımızda neler değişmezdi ki… Kur’an yaşanıyorsa orucun, namazın, zekatın, iyiliklerin anlamı vardır.

Çekilen sıkıntıların, adaletsizliklerin, haksızlıkların, ahlaksızlığın, arsızlığın sebebi, Kur’an ve onun hükümleri yaşanmadığı içindir. Kur’an’ı hayatımıza, evimize, işimize hâkim kılamadığımız içindir.

Şeytan ve adamları sahte gündemlerle insanlığın gündemini devamlı surette meşgul ediyor. Biz bu ayda bu sahte gündemlerden uzak kalarak özümüze, Kur’an’ımıza dönmeliyiz. Kitabımızla meşgul olmalıyız. Eğer biz kendi gündemimizi belirleyemezsek bize dayatılan sahte gündemlere mahkûm oluruz.

Cündüb b. Abdillah, Kur’an’ı ezberlemeye çalışan birtakım genç kimselerin yanına uğradı. Onları tebrik etti. Sonra onlara şunu söyledi: Biz Rasulüllah zamanında önce imanı öğrendik. Sonra Kur’an’ı öğrendik. Sonra öğrendiğimiz Kur’an bizim imanlarımızı artırdı. (İbn Mace, Sünen, 5997)

İbn Abbas, bir meclise denk geliyor. Orada, “Allah’ın indirdikleri ile hükmetmeyen kâfirlerin, zalimlerin, fasıkların ta kendileridir” ayetleri hakkında; bu ayetler, İsrail oğulları hakkındadır, bizler hakkında değildir, dediklerini duyunca; bu kitabın içindeki her ayet bizimle alakalıdır. Sahabe tüm ayetleri kendini muhatap kabul eder, öyle okurdu, diyor.

Bugün endişemiz dış görünüşümüz oldu artık. Bu kadın tesettürlü mü? Bu adamın sakalı var mı, yok mu? Bu adam namaz kılıyor mu, kılmıyor mu? Bunların hepsi dıştadır. İçte olmadığı müddetçe hiçbir anlamı yoktur.

Kur’an’ı ve peygamberimizin sünnetini seviyor muyuz? Bu kitap tüm insanlığa umut olarak geldi. Allah’ın kitabını okuyan Müslümanlar ise umutlarını kaybetmiş durumdalar. Neden? Neden Allah’a ve Kur’an’a olan sevgimizi, muhabbetimizi kaybetmiş durumdayız?

Kur'an bir hayat disiplini getiriyor, ona bir “Hesap duygusu” eşlik ediyor, onu bir “Ahiret buluşması” besliyor... Akış oraya.. Rabbin huzuruna… Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), Kur’an’ı okuduğu zaman tefekküre dalar, gözlerine yaşlar dolardı. Sahabeler de öyleydi. Kur’an, onların adeta gözlerinden ve dillerinden gönüllerine akardı. Gönülleri Kur’an’la hüzünlenirlerdi. Kur’an’la coşarlardı. Kur’an’la hemhal olurlardı.

Kitabı şifa olarak, rahmet, hikmet ve öğüt olarak, hidayet rehberi olarak, kutlu bir müjdeci olarak, haber-i sadık olarak, sözlerin en güzeli, gözleri yaşlarla dolduran, yürekleri ürperten bir zikir olarak, nur olarak, bir Furkan olarak görenler... Onu derin bir huşu içinde dinleyen, üzerinde derin derin düşünen, Kur'an coşkusuyla secdelere kapanan, tefekkür gözyaşlarıyla toprağı ıslatan, Rabbin kendisine sunduğu hikmetleri, yol bilgilerini öğrenmeye çalışanlar... Ona sımsıkı sarılanlar... Gökten salınmış bir sağlam ipe tutunur gibi tutunanlar... İşte onlar Kur’an’ı anlayanlar ve yaşayanlardır.

Kur'an'ı, tıpkı Allah Rasulü'nün çağrılarını olduğu gibi bir “dirilik kaynağı” olarak görenler... Kur'an'ın uyarısına muhatap olmak için diri olmaya çalışanlar, Kur'an'la buluştukça dirilenler...

Kur'an'la ilgiyi, Rahman'ın mektebinde bir eğitim görmek olarak telakki edenler...

Kur'an' ı bir şeref kaynağı olarak görüp, onun izzetiyle donanma aşkına soyunanlar... Azalan ve zayıflayan hassasiyetlerimizi Kur’an’ı yaşayarak artıranlar… Kur’an’a olan aşkını ve heyecanını artıranlardır. Kur’an’ı, onu hayatına tatbik ederek sahip çıkanlar... İşte onlar Kur’an’ın izzetiyle şerefyap olanlardır.

Gönlümüzde bir nüshasını taşıyoruz Kur'an'ın onu bize okumak üzere gönderen hiç şüphesiz bizi de onu okumak üzere var etmiştir.

Sevgili peygamberimiz Hz Muhammed (sav) her fırsatta ümmetini düşünürdü. Onlara bir sıkıntı gelmesi ona çok ağır gelirdi. Adeta yüreği parçalanacak gibi olurdu. Peki, ümmeti bu nimetin kıymetini bilebilmiş midir?

Haydi, soralım kendi nefsimize. O’nun bize bıraktığı emanetleri sahip çıkabildik mi? Kendi menfaatimize olan bu emanetleri koruyabildik mi?

Allah'ın kitabı ile ilişkimiz ne durumda? Onu mübarek sözleri hayatımıza yön veriyor mu? Allah'ın kitabını okuyor muyuz? Okuyup hayatımızda uyguluyor muyuz? Yoksa onu garip mi bıraktık. İşte burası bizim için hayati bir önem taşıyor. Çünkü yarın hesap gününde efendimiz Hz. Muhammed (sav) ümmetinden şikâyet edecek.

Kur’an’da, Hz. Peygamberin böyle diyeceği anlatılıyor. 

وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَذَا الْقُرْآنَ مَهْجُورًا

"Ya Rabbi benim kavmim bu Kur'an'ı ve hükümlerini terk edilmiş bir halde bıraktılar" (Furkan 30) İşte o gün bizi çok seven ve her fırsatta bizim için rabbinden bağışlanma isteyen Hz Muhammed Efendimiz (sav) bizi bu konuda Rabbimize şikâyet edecek. Neden!!! Çünkü biz onun bize bıraktığı emanete sahip çıkamadık. Emaneti koruyamadık. Bu da bizim için hayati bir önem taşıyordu. Yarın da hesap gününde sevgili Peygamberimiz (a.s) ile aramızın açılmasına ve bizi Rabbimize şikâyet etmesine sebep olacak en önemli mesele Kur’an’ı terk etmemizdir.

Cep telefonuna gelen mesaja hemen bakıveriyoruz. Hâlbuki hayatımız için çok önemli olmadığı halde. Allah’ın bize gönderdiği mesaja ise çoğu zaman bakmıyoruz. Ondan uzak yaşıyoruz. Kulak asmıyoruz. Hâlbuki bu mesajlar bizim iki dünyamız için de çok önemli olduğunu bildiğimiz halde…

Farz edelim ki ölümcül bir hastalığa yakaladınız. Allah korusun. Sizi tedavi eden doktor size bir reçete yazdı Siz bu reçeteyi bir bardağa koyup suyunu mu içersiniz. Yoksa onu ezberleyip sabah akşam şifa niyetine okur musunuz? Ya da altın yaldızlarla yazdırıp duvara mı asarsınız? Yoksa onu besteler en güzel nağmelerle terennüm mü edersiniz? Bunları yapar da derdinize derman bulamazsanız, siz doktoru mu suçlarsınız, yoksa reçeteyi mi?

Düşünün ki çok sevdiğiniz birinden gurbette mektup aldınız. Bu mektubu açmadan, okumadan ne kadar dayanabilirsiniz. Bir ömür, bir yıl, bir ay, bir hafta, bir gün. O bile çok değil mi? Sevdiğinizden aldığınız bir mektubu açıp okumak için bir gün bile sabredemezken, Rabbimizden bize gelen mesajı hala açıp okumamışsak, Mevla bize darılmaz mı?

Rabbim bana ne diyor?

Rahmet kaynağı Rabbül Alemin'in, nüzul ettiği mesajı, sen Âdemoğlu tenezzül edip de "Rabbim bana ne diyor, ne demek istiyor? diye merak dahi etmezsen hayatın bütün alanlarıyla ilgili hastalıklarına nasıl ve nereden deva bulacaksın?

Yaratan yarattığını bilmez mi? Elbette bilir. Bizim hastalıklarımızı ve tedavimizin neler olduğunu en iyi bilen Rabbimizdir. Bizi bizden daha iyi bilen Allah'tır. Bildiği içindir ki, insanı manevi kir ve pastalardan temizleyecek reçeteleri en güzel O söyler ve söylemiştir. Kur'an, bu ilahi reçetelerden oluşan şifa hazinesidir.

Vahiy, Mekke'de Hıra dağında bir Ramazan gecesi inmeye başlamıştı. Müslümanlar vahyin doğum ayı olduğu için Ramazan'ı ayların sultanı bildiler. Çünkü o, sözlerin sultanı olan vahyin insanoğlunun kararan ufkunu aydınlattığı aydır. Buradan şöyle bir sonuç çıkarabiliriz. Ramazan sözlerin sultanını getirmeseydi ayların sultanı olabilir miydi?

Kur'an gönlümüze ve hayatımıza inmelidir. Vahiy indiği ayı nasıl böyle mübarek kılıyorsa, indiği geceyi bin aydan, bir ömürden daha hayırlı nasıl kılıyorsa, Ey Âdemoğlu, ya Kur'an senin gönlüne, hayatına, evine, şehrine ve ülkene inerse senin değerin Allah katında ne olur, bunu hiç düşündün mü?

Mekke’de insanları dünyanın en güzide, en seçkin insanları yaptıysa, onları adeta bataklıktan çıkarıp zamanının en mümtaz insanları olduysa, bu Kur’an sayesindedir. Onlar, küfürden imana döndüler ve imanın zirvesini yaşadılar Kur’an sayesinde. Ya biz! Müslüman olduğumuz halde neden? Neden imanın tadını alamıyoruz? İmanımızda neden zirvelere çıkamıyoruz?

وَإِنَّهُ لَذِكْرٌ لَّكَ وَلِقَوْمِكَ وَسَوْفَ تُسْأَلُونَ

Kur'an'a uyup uymadığımızdan hesaba çekileceğiz. Zuhruf suresinde Rabbimiz "şüphe yok o (Kur'an) senin için de ümmetin için de bir öğüttür. Ona uyup uymadığınızdan sorulacaksınız." (Zuhruf 44).

Kur'an bizlere nasıl yaşayacağımızı uzun uzun anlattı. Bir de bize model olsun diye peygamberini gönderdi. Böyle bir Allah’a nasıl teşekkür edilmez ki!

Rabbimize karşı gelirsek haddi aşmış, kendimize kötülük etmiş oluruz ve sonra bize yardım edecek kimse de bulunmaz. Hatta bizim zannettiğimiz organlarımız bile bizim aleyhimize şahitlik eder. Gözlerimiz baktığını, dilimiz söylediğini, elimiz tuttuğunu, ayağımız yürüdüğünü söylerken derimiz dokunduğuna şahitlik edecektir. Yaptıklarımız aleyhine kendimiz şahitlik edeceğiz.

Gözlerimiz Kur’an’a mı baktı. Dillerimiz Kur’an okudu mu? Ellerimizle Kur’an’a sarıldık mı? En önemlisi gönül dünyamızda Kur’an’a yer verebildik mi?

Kur'an bize nazil oldu mu?

Ülkemiz geleninde evinde Kur'an bulunmayan neredeyse yok gibi. Hamdolsun azımsanmayacak kadarında meali de var. Düzenli okuyan ve anlamaya çalışan ne kadar diyecek olursanız size vereceğim bilgi hiç de iç açıcı değil maalesef. Neredeyse çoğunluğu Müslüman olan ülkemiz insanı neden Kur'an okumaz? Kur'an'dan düzenli istifade edenlerin oranı sadece%5 hayatına taşıyabilenlerin oranı ne kadardır acaba? Bugün Kur'an bizim hayatımıza nazil oldu mu? Ne kadarını yaşayabiliyoruz?

Allah (c.c) hidayet kaynağı olarak kitabını bizim kurtuluşumuz için indirdi. Bize hediye etti adeta. Ama bizim umurumuzda bile değil. Çünkü Kur’an’ı hayatımıza yansıtmadık, yansıtamadık. Biz Kur’an’dan manen ve zihnen uzaklaştık. Onu tekrar hayatımıza getirmeliyiz. Onunla dirilmeliyiz. Onunla başlamalıyız. Ramazan ayı bunun için bir fırsat. Tek bir insan, Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v), Kur’an’la tek başına başladı ve Allah’ın izniyle başardı. Sen de Allah’ın dinine yardım edersen, Allah da sana yardım eder. Çünkü Allah öyle diyor Muhammed süresinde:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ

Ey iman edenler! Allah’a yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır. (Muhammed 7)

Kur'an bize nazil olursa....

Kur’an’ın nazil olduğu şehir Mekke, şehirlerin anası olmuş. Nazil olduğu peygamber Âlemlere Rahmet kılınmış. Nazil olduğu ay 11 ayın sultanı, nazil olduğu gece 1000 aydan daha hayırlı olmuş. Yetiştirdiği ilk nesli yıldızlar gibi parlatan 23 yılda dünya sahnesinde söz sahibi kılan, içlerinde şüpheye yer bırakmayan, muhatabını esfel-i safilinden alıp ahsen'i takvime, aslına döndüren bu kitap, benim dünyama nazil olursa değerim ne olur?

İlk neslin insanlarını evliya gibi yapan bu kitap değil mi? Kendi çocuğunu diri diri toprağa gömenleri dünyanın adalet mümessili haline getiren bu kitap, bizi neden değiştirmiyor. Değiştirmiyorsa, suç kitapta mı, yoksa onu yüzüne okuyan, sadece ölülerine sevap gönderme adına okuyup ölü kitap haline getiren, mübarek gecelerde kendini biraz rahatlatmak için okuyan bizlerde mi?

Milli şairimiz bu hususu bize şiirinde nede güzel aktarıyor.

İbret alınmaz her gün okuruz ezbere de;

Bir ibret aranmaz mı ayetlerde?

Ya okur geçeriz bir ölünün toprağına

Ya açar bakarız nazm-ı celilin yaprağına

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin

Ne teze mezara okunmak, ne fal bakmak için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin

Ne duvarlara asılmak, ne el sürülmemek için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin

Ne tezhip, ne sülüs, ne hat yazmak için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin

Ne tapınak, ne nutuk, ne vaaz dini için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin

Ne meslek kaygıları ne kariyer hesapları için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin

Ne erkeği yüceltmek, ne kadını aşağılamak için

Ne Araba paye vermek, ne Acemi hor görmek için

Kur’an öğüt almak için kolaylaştırılmıştır.

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

“Andolsun ki, Biz, Kur’an’ın düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Hani düşünüp öğüt alan yok mu? (kamer 17)

Ona karşı olanlar kendi kurulu düzenlerinin bozulmasından rahatsız oldular.

Kur'an-ı Kerim bizim yaşam kılavuzumuz, hayat kitabımızdır. Hayatımızın her anında ona müracaat eder, ondan faydalanırız. Onu aradan çıkarınca bize kim veya ne kılavuzluk edecek? Hiç düşündük mü? Hem kendi hayatımıza hem de çevremize şöyle bir bakalım. Kur'an'ı hayatından çıkaranların kılavuzu nefsidir. Nefsin kılavuzu ise şeytandır. Nefis terbiye edilmemişse, kontrol altına alınmamışsa, dersini şeytandan alır. Peki, hiç düşündük mü? Dersini şeytandan alan, şeytanın kılavuzluğunda yol alanın akıbeti ne olur? Sonu nereye varır? Kur’an’dan uzaklaşan şeytana arkadaş olur. Bunu yüce rabbimizin bize bildirdiklerinden okuyarak anlamaya çalışalım. Rabbimiz bizleri şöyle uyarıyor:

وَمَن يَعْشُ عَن ذِكْرِ الرَّحْمَنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَرِينٌ

وَإِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ السَّبِيلِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُم مُّهْتَدُونَ حَتَّى إِذَا جَاءنَا قَالَ يَا لَيْتَ بَيْنِي وَبَيْنَكَ بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ الْقَرِينُ

"Kimde Rahman olan Allah'ın zikri Kur'an'ın hükümlerini görmezlikten gelirse, biz de ona bir şeytanı musallat ederiz ki artık o onun ayrılmaz arkadaşı olur. Şüphesiz bu şeytanlar onları yoldan çevirirler. Onlar da kendilerinin doğru yola erişmiş olduklarını sanırlar. Nihayet Kur'an'ın hükümlerine körlük edip arkadaşı yüzünden yoldan çıkan o kimse bize geldiği zaman o kötü arkadaşına, Keşke benimle senin aranda iki doğu kadar uzaklık olsaydı. Meğer ne kötü arkadaşmışsın, diyecek. ("Zuhruf 36-38)

Şimdi hepimizin Rabbimizin bu uyarılarından sonra şöyle kendimize dönüp bir soralım? Senin yoldaşın ve arkadaşın kim? Ey nefis, hayatına kim yön veriyor? Kur'an yaşantının neresinde? Ne kadar hayatına müdahale ediyor ve ne kadar sana yön veriyor? Cevabını bulduysan ve gönül rahatlığıyla Kur'an ve Sünnet diyebiliyorsan ne mutlu sana. Allah yolunu mübarek eylesin. Gönlünü ve gözünü nurlandırsın. Yolunu açık eylesin.

Eğer bu soruya cevabın Kuran değil de nefsin veya şeytan ise hemen ondan uzaklaşmalısın. Çünkü şeytan senin apaçık düşmanındır. Sen de onu düşman bilmelisin. Ondan yolunu ayırmalısın. Onun yolunun sonu çıkmaz sokaktır. Cehenneme varır. Senin arkadaşın olamaz. Sen Allah'ın yeryüzündeki halifesisin.

Kitabımızda okuduğumuz Rabbimizin bir emrine karşı işittim ve itaat ettim Ya Rabbi diyerek onu hayatımıza uygulamalıyız. Ona karşı laubali ve lakayt olmamalıyız. Yoksa işittik ve isyan ettik diyen İsrail oğulları gibi oluruz ve lanetlenmiş oluruz. Rabbimiz bizi onlara benzemekten korusun.

Allah'ı seven ve Allah'ın da sevdiği kullar, Kur'an okumaya doyamazlar. Sende Kur'an çeşmesinden kana kana iç. Aklın da gönlün de ona kansın. Kansın ki ona olan açlığını başka yerlerde aramayasın.

Okuduğumuz kitabımızla uygun bir yaşayış içinde olmalıyız. Okuduklarımıza muhalif yaşantımız Kur'an'ın bizden şikâyetine sebeptir. Onun şikâyet ettikleri ile değil, şefaat ettiklerinden olmak için okuduklarımız ile amel etmeye çalışmalıyız.

Ondaki helallere uymaya, haramlardan sakınmaya, güzelliklerini kazanmaya gayret etmeliyiz. Günlük hayatımızı Kur'an'a göre yaşamalıyız. Kur'an yaşam kılavuzumuzdur. Raflarda saklanan, belli zamanlarda okunan sadece bir dua ve zikir kitabı değildir.

Herkes sevdiği ile beraber olur. Kur'an'ı seven okur. Sevdiği için Kur'an ona kendini açar. Kur'an'ın açtığı kişi ona âşık olur. En çok sevdiği o olur. Ondan ayrı kalamaz.

Peygamberimiz ve Sahabe-i Kiram izini takip ederek Kur'an'dan istifade etmeye çalışacağız. Onlar, Kur’an’ı hayat kılavuzu olarak kabul ettiler. Hayatlarına yön vermek için okudular. Dünya ve ahiret saadetine nail olmanın yolunun Kur'an'dan geçtiğine inandılar. Huzuru onda aradıkları için aradıklarını buldular. Bizlere güzel örnekler bıraktılar. Bizlerde huzuru, mutluluğu imanın coşkusunu yine Kur'an'da aramalıyız. Bizden önceki örnek nesiller Kur’an’ı nasıl okudular ve ondan faydalandılar ise bizler de öyle okuyup faydalanmalıyız.

Malik Bin Dinar der ki; ey Kur'an okuyucuları! Kur'an sizin kalplerinize ne ekti, ona bir bakın. Nasıl ki yağmur arzın baharı ise okuduğunuz Kur'an'da müminin kalbinin bahardır.

Mümin, Kur'an'ı öğrenecek, okuyacak ve dinleyecektir. Sevgili peygamberimiz Hz Muhammed (s.a.v) Efendimiz şöyle buyuruyor: قَالَ: «إِنَّ اللهَ يَرْفَعُ بِهَذَا الْكِتَابِ أَقْوَامًا وَيَضَعُ بِهِ آخَرِينَ». Şu Kur'an'la amel eden toplumları (Allah) yükseltir. Onun izinden gitmeyenleri de alçaltır. (Müslim, salatu'l müsafirin, 47). Tatbik olunmayan bilgilerden bir menfaat elde edilemeyeceği gibi inanılan, okunan, hatta anlaşılan fakat yaşanmayan Kur'an'dan özlenen ve istenilen faydalar sağlanamayacaktır.

Kur'an okuyor veya dinliyor olmamız, tek başına bizi aldatmasın. O İlahi kelamı okurken, dinlerken, üzerinde düşünürken, sahih bir niyet taşıma gereği de unutulmasın. Bilelim ki Kur'an'a muhatap olmamız doğru bir niyetle, samimiyet ve ihlasla ona yönelme şartına bağlanmış bulunuyor. Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Hz Muhammed (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurmuştur: يخرجُ في آخرِ الزمانِ قومٌ أحداثُ الأسنانِ سفهاءُ الأحلامِ يقرأونَ القرآنَ لا يُجاوزُ تَرَاقِيَهُمْ يقولونَ من قولِ خيرِ البريَّةِ ، يمرقونَ من الدِّينِ كما يَمرُقُ السهمُ من الرَّمِيَّةِ

"Bir zaman gelecek ümmetimin içinden Kur'an okuyanlar çoğalacak ama onu anlayanlar azalacaktır. İlim yok olacak. Her kafadan bir ses çıkacaktır. Daha sonra bir zaman gelecek ki benim ümmetimden birtakım adamlar Kur'an okuyacak ama okudukları boğazlarından aşağıya geçmeyecektir. Bunlar, okun avı delip geçmesi gibi dinden çaıakcaklar." (Süneni İbn Mace, mukaddime 1, 94; Tirmizi, Sünen, 2188)

Peygamberimizin (sav) bu uyarısından anlıyoruz ki niyetimizi gözden geçireceğiz. Herhangi bir dünyalık ve gösteriş için yapılan okumalar fayda sağlamıyor. Kur'an ehlinin güzel ahlak sahibi olması da gerekiyor. Okuduğu Kur'an'ın eseri üzerinde görülecek. Allah'ın rızasından başka bir gaye için yapılan okumalar bize fayda sağlamayacaktır. Okuyan kimse ihlaslı olursa Rabbimiz razı oluyor.

Kur'an, tefekkür ederek, tedebbür ederek, tezekkür ederek, aklederek, şuurla, ibret nazarıyla, yürekten okunmalıdır. Yani düşüne düşüne ve idrak ede ede okunmalıdır. Okuduğumuz ayetlerin yerlerin ve göklerin sahibine ait olduğunu unutmadan okumalıyız.

Sahabelerin içinde çok hafız olmamasının bir sebebi de, Onlar ezberden çok anlama ve yaşama gayreti içinde bulunmaları sebebiyledir.

لَوْ أَنزَلْنَا هَذَا الْقُرْآنَ عَلَى جَبَلٍ لَّرَأَيْتَهُ خَاشِعًا مُّتَصَدِّعًا مِّنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

“Eğer biz bu Kuranı bir dağa indirseydik, elbette onu, Allah’ın korkusundan baş eğerek parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz. (Haşr 21)

Bu ayetten anlaşıldığına göre, inanan insan da Kur’an karşısında en az dağların hali gibi olmalı, boyun eğmeli, teslim olmalıdır. Olmuyorsa, dağlardan daha katı ve sert demektir.

Başka bir ayeti kerimede ise;

أَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنسَوْنَ أَنفُسَكُمْ وَأَنتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ

"Siz kitabı okuyup durduğunuz halde kendinizi unutup da (diğer) insanlara iyilik yapmalarını emrediyorsunuz. (bunun çirkin olduğunu) düşünmüyor musunuz?” (bakara 44)

Hz Ömer (r.a) şöyle uyarır: Bu Kur'an sizin için bir mükâfat, bir şeref ve bir hazinedir. Siz Kur'an'a uyun. Kur'an'ı kendinize uydurmayın. Kim Kur'an'ı kendisine uydurursa Kur'an onu Cehenneme kadar sürükler. Fakat kim Kur'an'a uyarsa, Kur'an onu Firdevs cennetlerine kadar götürür.

أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا أَن تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِن قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْأَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَاسِقُونَ

İman edenlerin, Allah’ı anmak ve vahyedilen gerçeği düşünmekten dolayı kalplerinin heyecanla ürperme zamanı gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilmiş ve üzerlerinden uzun zaman geçip kalpleri katılaşmış kimseler gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu yoldan çıkmışlardır. (Hadîd,16)

Kur’an hayat nizamı, dünya ve ahiret saadeti için gelmiştir. Kur’an hayata rehber oldukça bu aydınlık devam edecektir.

İbrahim süresinde ise Rabbimiz şöyle buyuruyor:

الَر كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِ رَبِّهِمْ إِلَى صِرَاطِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ

Elif-lâm-râ. Bu, rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz kitaptır. (İbrâhîm, 1)

Nur tek olduğu halde, karanlıklar, yanlışların sayısı kadar çoktur.

Allah var deyip de yokmuş gibi yaşamanın, Kurana inandığını söyleyip de Kur’an’sız bir yaşantının doğuracağı tehlikelerden kendimizi ve neslimizi korumak mecburiyetindeyiz.

Tarihte, Müslümanların temiz, parlak ve örnek devirleri Kuran'a sadece sözle değil kalpleriyle bağlanmaları ve öylece yaşamaları ile mümkün olmuştur. Çünkü Kur'an'da Allah'ı kendisinin bildirdiği şekilde bilmenin ve ona kulluğun öğretisi var. Ahlak var. Hürriyet esasları var. İnsanlar arası eşitlik ilkesi var. Takvalı olanın üstünlüğü var. Sosyal hayatta fert ve toplumun uyması gereken köklü kurallar var. Bunlar olmadan insanlık hatta Müslümanız diye ortaya çıkanlar bile nefislerinin sürüklediği haksız davranışlardan, zulümden ve vahşetten kurtulamayacaklardır.

Nasıl ki hayırsız evlat babaya asi olur. Onun tavsiye ve nasihatlerine kulağını kaparsa en büyük zararı kendisi görür ve hüsrana düşer. Yüce Allah'ın tavsiye ve nasihatlerine kulak tıkayarak duyarsız kalan istisnasız herkes hem bu dünyada hem de ebedi hayat olan ahirette hüsrana düşmekten kendini kurtaramaz.

Kur’an, insanların sorularına cevap verir. Nereden geldim? Nereye gidiyorum? Buradaki sorumluluklarım neler? Ölüm yokluk mudur? Ölümden sonra hayat var mıdır? Bu dünyada yaptıklarımızın hesabını verecek miyiz?

Peki, bizler ne durumdayız. Kur’an’dan besleniyor muyuz? Sorumluluğumuz altında bulunanları kurandan nasiplendiriyor muyuz? Allah’ın bize emanet ettikleri çocukları Kur’an’dan mahrum yetiştiriyorsak, bunun hesabı bize sorulacaktır. En çok meşgul olmamız gerekenle en az meşgul olur hale geldik.

Kur'an ile tanışmayan gençlerimiz birçok tuzağa düşüyor. Terör, uyuşturucu, alkol ve benzerinin kurbanı oluyor. Ahlaki değerlerini her geçen gün yitiriyor. Zina yaşı her geçen gün düşüyor. İlköğretime kadar geriledi. Bu pisliklere buluşan gençlerimiz okuldaki başarıları da düştü. Gençleri bu uçurumdan kurtarmanın tek çaresi onları Kur'an ile tanıştırmak ve buluşturmak olacaktır. Çünkü Kur'an şifa kaynağıdır.

Yeryüzünde, okunmasıyla her harfine en az on sevap yazılan ikinci bir kitap yoktur. Bu sebeple, Mü’min her gün mutlaka Kur’an’dan nasibini almalıdır.

وَإِذَا مَا أُنزِلَتْ سُورَةٌ فَمِنْهُم مَّن يَقُولُ أَيُّكُمْ زَادَتْهُ هَذِهِ إِيمَانًا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُواْ فَزَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ

وَأَمَّا الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَتْهُمْ رِجْسًا إِلَى رِجْسِهِمْ وَمَاتُواْ وَهُمْ كَافِرُون

"Bir sure indirildiğinde onlardan kimi, 'Hanginizin imanını artırdı bu sure?' diye sorar. İman edenlere gelince, onların imanını artırır ve onlar müjdelenmişçesine sevinirler. Kalplerinde bir hastalık bulunanlara gelince, onların murdarlığına murdarlık katar ve onlar kâfir olarak can verirler." (Tevbe, 9/124, 125)

Her süre ve ayet ile müminlerin iman neşesi peyderpey nasıl artıyorsa, ahlâkları güzelleşip nasıl olgunlaşıyorsa, buna karşılık inkâr edenlerin de her inkârında küfürleri, katılıkları ve ahlâksızlıkları bir kat daha artıyor... (Elmalılı, Hak Dini, Tevbe 124 ve 125. ayetlerin tefsiri)

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v), “Kim Allah’ın Kitabından bir ayet dinlerse, ona kat kat hasene-sevap verilir. Kim de bir ayet okursa, o, kıyamet gününde o kimse için nur olur." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/341)

Özet olarak şunu söylemek gerekir ki Kur’an-ı Kerim, insan için inmiştir. İnsanı dünya ve ahirette mutlu kılacak her şeyi ihtiva eden bir kitaptır. Böyle bir kitabı rehber edinen yanılmaz. Ona sımsıkı sarılan sapıklığa düşmez. Onun gösterdiği yoldan yürüyen şaşırmaz ve onu okuyanın ecri az olmaz.

Manevi ve ruhani gıdalara yöneldiğimiz bu mübarek mevsimde Kur’an sofrasından doya doya kana kana istifade edebilenlere ne mutlu!.. Zaman, her şeye yeniden, en baştan başlama zamanıdır. Allah’ın kelamı ile. Unutun geçmişte yaptıklarınızı. Bu ramazan, o ramazan olsun. Yeniden, yeni bir heyecanla..

VAAZI İNDİR

Hazırlayan: Şaban PEKER
Uzman Vaiz - Akyazı / SAKARYA

07 Nis 2022 - 18:37 - Vaaz


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mihrap Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mihrap Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Mihrap Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mihrap Haber değil haberi geçen ajanstır.


Anket Sitemizde en çok hangi haberler ilginizi çekiyor?