Haftanın Vaazı: Kudüs ve Mescid-i Aksa (Vaaz) PDF

Sakarya İl Müftülüğü Uzman Vaizi Necmettin YUMLU tarafından hazırlanmış olan "Kudüs ve Mescid-i Aksa" konulu haftanın Cuma vaazı sitemize eklenmiştir.

KUDÜS VE MESCİD-İ AKSA

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّه هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ

Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir. (isra-1)

Muhterem Müslümanlar!

Bir şehir düşünün; nice Peygamberin tevhid mücadelesine ev sahipliği yapmış. Bir şehir düşünün; üç semavi dinin kıblesi olmuş. Bir şehir düşünün; ismiyle ve çevresiyle mukaddes ve mübarek kılınmış. İşte sözünü ettiğimiz bu şehir, Kuds-i Şerif’tir. Diğer adıyla Beytül-Makdis’tir. Binlerce yıldır birçok medeniyete beşiklik yapmış Kudüs ve çevresinde Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. Yakub, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Süleyman ve Hz. İsa gibi nice peygamberler yaşamıştır. İslam’ın ilk kıblegâhı, Peygamberimiz (s.a.s)’in İsrâ ve Mîrac tecrübesini yaşadığı Mescid-i Aksâ da Kudüs’tedir. Allah Rasulü (s.a.s.) bu yüzden biz ümmetinden Beytü’l-Makdis ile gönül bağımızın olmasını istemiştir ve Oradan umre yapmayı bizlere tavsiye ederek: “Kim Beyt`ül Makdis ten umre için ihrama girip gelirse, günahları bağışlanır.” (ibni Mace) buyurmuşlardır.

Başka hadisi şerifte Peygamberimiz (s.a.s.) buyurdular ki:

وَلاَ تُشَدُّ الرِّحَالُ، إِلَّا إِلَى ثَلاَثَةِ مَسَاجِدَ مَسْجِدِ الْحَرَامِ، وَمَسْجِدِ الْأَقْصَى وَمَسْجِدِي

“Ziyaretler ancak üç mekâna yapılır. Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa ve benim bu mescidime” (Buhari)

Rasulullah (s.a.s.) buyurdular ki:

"Süleymân Mescid-i Aksa'yı yaptığında Rabbinden üç şey istedi. Rabbi ona ikisini verdi. Ben üçüncüsünü de vermiş olmasını ümit ediyorum:

Kendisine, kendi hükmüne denk gelecek hüküm vermesini istedi, (Rabbi) bu istediğini verdi.

Kendisinden sonra hiç kimsenin ulaşamayacağı bir saltanat vermesini istedi, bu istediğini de verdi.

Bir de her kim, bu Mescid'de -yani Mescidi Aksa'da- namaz kılmak amacıyla evinden çıkarsa anasından doğmuş gibi günahlarından sıyrılsın istedi. Biz Allah'ın bu istediğini de ona vermiş olmasını ümit ediyoruz." (İbn Hanbel, Nesâi, Hâkim.)

Hz. Meymune Annemiz: "Ey Rasulullah! Bize Mescidi Aksa hakkındaki hükmün ne olduğunu bildir" dedi. Rasulullah (s.a.s.) da şöyle buyurdu: 

"Oraya (Mescidi Aksa'ya) gidin ve içinde namaz kılın. Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamazsanız kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin." buyurmuşlardır. (Ebu Davud, Salat.)

Kudüs’ün Tarihi:

Kudüs, ilk kurulduğu günden bu yana Şam diyarının merkezi ve başkenti olagelmiştir. Hz. İbrahim ve Hz. Lut’un Filistin bölgesine gelip yerleşmelerinden itibaren bu bölgenin tümü mübarek kabul edilmiştir.

وَنَجَّيْنَاهُ وَلُوطًا إِلَى الْأَرْضِ الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا لِلْعَالَمِينَ

Biz onu (İbrahim’i) ve Lut’u âlemler için mübarek kıldığımız arza (yere ulaştırıp) kurtardık.” (Enbiya, 21/71) buyurmuştur.

Bereketli kılınan bu bölgenin mübarek olarak kabul edilmesinin nedeni, Allah’ın hikmetiyle buradan pek çok peygamberin gelip geçmesi ve burada vefat edip defnedilmesi veya meyve ve sebzelerle etrafının bereketlendirilmiş olmasından ileri gelmektedir.

Filistin denildiğinde, Kudüs denildiğinde ne anlıyoruz?

Filistin, İngilizlerin Ortadoğu adını verdikleri bölgede bir yerin adı mı? Sadece.

637 yılında Hz. Ömer tarafından fethedilen kadim bir İslam toprağı mı? Sadece.

Çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu 5 milyon insanın yaşadığı bir devlet mi? Sadece.

Ya da 400 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalmış ve Osmanlılar tarafından adaletle yönetilmiş topraklar mı?

Ya Kudüs? Kudüs Neresidir? 

Turistik bir şehir olarak Filistin in başkentimi?

Veya Selahaddin Eyyubi’nin 1187’de fethettiği, Haçlı hâkimiyetine son verdiği şehir mi sadece?

Elbette ki hayır!

Filistin bizim için İbrahim (a.s) demektir.

Filistin bizim için iman ettiğimiz peygamberler (a.s.) demektir.

Filistin bizim için oranın ilk fatihi Hz. Ömer (r.a.) ve emaneti demektir.

Filistin bizim için ikinci fatihi Selahaddin-i Eyyübinin (r.h.)götürdüğü mihrap demektir.

Filistin bizim için Kanuni Sultan Süleyman’ın El Halil Kapısı'na “La İlahe İllallah İbrahim Halilullah” yazdırıp diğer din mensuplarına da adaletle davranması demektir.

Ama maalesef bugün Allah a yöneldiğimiz ilk kıblemiz Mescidi Aksa işgal altında. Dün o topraklarda peygamber katledenler bugün o topraklarda Müslüman katlediyorlar. İşte Kudus’u işgal edenler Kur’an tabiriyle peygamber katilleridir. Dün ataları peygamberleri şehit ediyorlardı bugün de torunları Müslümanlara zulmedip şehit ediyorlar.

Kur’an bunlar için (ذلِكَ بِأَنَّهُمْ كانُوا يَكْفُرُونَ بِآياتِ اللَّهِ، وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّينَ بِغَيْرِ الْحَق) (bakara 61) peygamber katili ifadesini kullanıyor. Nitekim onlar Allah (c.c.) tarafından kendilerine bolca verilen nimetlere razı olmayıp hakkı, hakikatı, peygamberleri, kitapları inkâr ederek isyan etmişlerdir. Hatta ve hatta isyanla da yetinmeyip haddi aşarak kendilerine Vahyi tepliğ eden o masum peygamberlerin kanlarını akıtarak Allah ın lanetine uğramışlardır. Dolayısıyla yeryüzünde bunlardan daha azgın daha kibirli daha zalim bir topluluk bulamazsınız. Kimden bahsediyoruz? Peygamberleri ile beraber hak yolunda mücadele etmeyen bir toplumdan bahsediyoruz. Musa (a.s.) onlara hadi kalkın bu mukaddes dava için savaşalım dediği zaman

اِذْهَبْ أَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلَا إِنَّا هَاهُنَا قَاعِدُونَ

Git, sen ve Rabbin savaşın biz burada oturacağız” [Maide/24) diyen bir kavimden bahsediyoruz. Kendi peygamberleri zamanında dahi bu mübarek topraklara sahip çıkmayan bu zavallılar bugün kalkmış buralar bize aittir diyerek sığınmacı olarak geldikleri yeri elde etmek için ellerinden gelen bütün zulümleri işleyerek masum ve mazlum Müslüman kardeşlerimizi şehit ederek, zindanlara hapsederek, evlerini yıkarak yıktırarak ve nice bilmediğimiz haksızlıkları yaparak gasp ediyorlar.

Kıymetli Kardeşlerim!

Kudüs ve Mescid-i Aksa, bize Peygamberimizin müjdesi ve emanetidir. Kudüs, her müminin gönülden bağlanması gereken aziz bir şehirdir. Kudüs, herhangi bir toprak parçası değildir. Kudüs, sadece Filistin veya Mescid-i Aksa civarında yaşayan Müslümanların değil, tüm dünya Müslümanlarının ve insanlığın ortak meselesidir.

Muhterem Kardeşlerim!

Kur’an-ı Kerim’de Kudüs ve Mescid-i Aksayı anlatan ayeti kerimelere gelince İsra süresin ilk ayetinde Yüce Mevlamız (c.c.) şöyle buyuruyor:

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّه هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ

Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.

İsra’nın yani gecenin bir diliminde Peygamberimizin Mekke’den alınıp Mescidi Aksa ya getirilmesi ve oradada bütün peygamberlerin (a.s) ervahi tayibelerine imamlık ederek oradanda Mirac’a çıkarılması, Kudus ve Mescidi Aksa nın müslüman olarak bizler için ne kadar değerli olduğunu veya olması gerektiğini gösterir.

Kudüs’e Sahip Çıkmanın Önemi:

Cenab-ı Allah bu kutsal toprakların daima salih kimselerin yönetiminde kalmasını irade buyurmuş, fasık ve zorbaların hâkimiyetine geçen bu toprakların tekrar peygamberlerin veya peygamber mirasçılarının eline geçmesini istemiştir. Bunun için de sık sık bu bölgeye peygamberler gönderip onları uyarmıştır.

Hz. Musa’dan sonra gelen ve İsrâiloğulları’na mensup birçok peygamberin (Davud ve ardından Süleyman’ın) bu topraklarda Allah’ın şeriatıyla güçlü bir devlet olarak hükmetmelerinin sebebi budur. Davud (a.s) öncesinde de Allah İsrâiloğulları’nı tekrar küfre karşı cihat etme hususunda imtihan etmiş ve onlara Talut’u hükümdar olarak belirlemişti. Fakat onlar yine itaat etmeyip isyan ederek bu mukaddes topraklar uğruna savaşmaktan kaçınmışlardı.

İşte bütün bu olaylar çerçevesinde, (Davud ve Süleyman’dan sonra) bu kutsal mekân ve toprakların mutlaka müslümanların yönetiminde olması gerektiğini anlıyoruz. Kâfir ve müşriklerin bu topraklar üzerinde velayet hakları olmamalıdır. Özellikle daha sonra Zekeriya ve Yahya’yı öldüren kitlenin bu topraklar üzerinde velayet hakkına sahip olamayacakları açıktır.

Yahudiler bu topraklara Hz. Musa zamanında sahip çıkmayıp,

اِذْهَبْ أَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلَا إِنَّا هَاهُنَا قَاعِدُونَ

Git, sen ve Rabbin savaşın biz burada oturacağız” (Maide/24) demişler ve bu kutsal mekânları korumaya yanaşmamışlardır.

Bu tutumlarının sonucunda da kutsal topraklar ellerinden alınmıştır. Hatta onlar bu yerleri koruma fırsatı ellerine birkaç kez geçmesine rağmen aynı isyan ve korkaklığı gösterdikleri için artık bu mescit ve çevresi hakkında hiçbir sahiplik iddiasında bulunamayacaklardır.

Bu durumu Allah-u Teâla onlara çeşitli vesilelerle defalarca bildirmiştir. Buna rağmen çağımızda dünyayı fesada boğarak Filistin’i işgal edip bunca insanın kanına girmeleri, boşuna günah çıkartma gayret ve ikiyüzlülüklerinden başka bir şey değildir.

Değerli Kardeşlerim.

Şöyle bir düşünelim yıllarca gecenizi gündüzünüze katarak çalışarak çabalayarak gayret ederek biriktirdiğiniz paranızla ailenizle beraber rahatça oturabileceğiniz, misafiriniz geldiğinde minnetsizce ağırlayabileceğiniz bir ev almışsınız, tamda kira vermekten kurtuldum, artık o kadar fazla çalışmama gerek yok, ailemle daha fazla zaman geçirebilirim düşüncesindeyken, emekli maaşımla geçinebilirim derken, tamda durum böyleyken zalimin biri çıkıp geliyor ve sizi ailenizle beraber kapı dışarı ederek evinizi sizden gasp ederek zalimce alıyor, sizde ailenizle beraber kendinizi sokakta bulmuşsunuz. Bir düşünün bakalım! Böyle bir durumla karşılaşırsanız, o zalimin zulmünü ortadan kaldırmak için, emeğinizle kazanıp yaptığınız o evi geri almak için ne yapmazsınız ki! Gerekirse bu uğurda hiç gözünüzü kırpmadan canınızı dahi verirsiniz değil mi? İşte Kudüs ve Mescidi Aksa da bizim için en azından kaybettiğimiz o ev kadar değerli olmalıdır, eğer o ev kadar değerli değilse ve o ev kadar bizi üzmüyorsa, bizi haklı olduğumuz davamızda o ev kadar meşgul etmiyorsa vah halimize. Pazardan parasını verip aldığımız sonradan çürük çıkan üç kg soğan kadar bizi üzmüyorsa vah halimize.

Zulmün olduğu yerde tarafsızlığın ahlakı yoktur. Tarafımızı belli etmede daha etkin olmalıyız. Sadece lafla veya sosyal medyada bu Yahudileri telin etmek, kınamak, protesto etmek yeterli bir duruş değildir.

Dik durarak, taviz vermeden, eğilmeden, bükülmeden, yamulmadan, kararlı bir şekilde safımızı belli etmeliyiz. Bilelim ki, ahirette Allah’ın huzurunda nasıl duracağımız bu dünyadaki duruşumuza bağlıdır.

Mescid-i-Aksa

Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu Varıp eşiğine alnımı koydum Sanki bir yer altı nehr çağlıyordu

Gözlerim yollarda bekler dururum Nerde kardeşlerim diyordu bir ses İlk Kıblesi benim ulu Nebi’nin Unuttu mu bunu acaba herkes

Burak dolanırdı yörelerimde Mi’raca yol veren hız üssü idim Bellidir kutsallığım şehir ismimden Her yana nur saçan bir kürsü idim

Hani o günler ki binlerce mü’min Tek yürek halinde bana koşardı Hemşehrim nebi’ler yüzü hürmetine Cevaba erişen dualar vardı

Şimdi kimsecikler varmaz yanıma Mü’minde yoksunum tek ve tenhayım Rüzgarlar silemez gözyaşlarımı Çöllerde kayıp bir yetim vahayım

Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde Götür müslümana selam diyordu Dayanamıyorum bu ayrılığa Kucaklasın beni İslâm diyordu

Mehmet Akif İnan

Değerli Müslümanlar!

Her birimiz yaşadığımız bu çağın tanıklarıyız. Olaylar gözlerimizin önünde cereyan ediyor. Her yanımız sivil toplum kuruluşuyla dolu. Dernekler, vakıflar, sendikalar… şu anda aramızda bu kuruluşlarda görev yapan veya buralara üye olan onlarca kardeşimiz vardır. 

Bağlı bulunduğunuz sivil toplum örgütlerini insanlık adına harekete çağırın! 

Kudüs için. Mescidi Aksa için. Filistin için ses olmaya çağırın! 

İnsanlık onuru için adım atmaya çağırın! 

Masum çocuklar için yardıma çağırın! 

İnanın yapabileceğimiz çok şey var kardeşlerim! Ahirette sadece yaptıklarımızın hesabını vermeyeceğiz, yapmadıklarımızdan da hesaba çekileceğiz.

Filistinli kardeşlerimiz yokluk içinde acı çekiyor. Her türlü desteğe muhtaç durumdalar. Güvenilir yardım kuruluşları aracılığıyla az çok demeden onların yardımına koşalım. Filistinli kardeşlerimizi yalnız bırakmadığımızı onlara gösterelim. 

Filistinli çocuklar dünyada onları düşünen, unutmayan, terk etmeyen güvenecekleri başka Müslümanlar olduğunu bilsinler. Onların gözünde Türklerin ayrı bir yeri var, Türkiye’ye karşı ayrı bir sevgileri var, Türkiye’den umutları var. Onların umutlarını boşa çıkarmayalım.  Ve en önemlisi; bilmeliyiz ki, bunu yapmak bizden onlara bir lütuf değil, yapmamız gereken görevimizdir.  

Her biriniz duymuşsunuzdur muhakkak HZ İbrahim ile Karıncanın hikayesini.

Hz. İbrahim peygamber, kral Nemrut’a tebliğ yapmış. Nemrut, ne güçlü bir kral olduğunu herkes görsün anlasın diye Hz. İbrahim’in ateşte yakılması emrini vermiş.

Meydanda odunlardan büyük bir yığın yapıp odunları tutuşturmuşlar. O kadar büyük bir alevmiş ki bulutlara kadar yükselmiş. Bütün hayvanlar ateşten korkmuş kaçmış.

Nemrut’un askerleri, İbrahim peygamberi mancınıkla ateşin tam orta yerine atacaklarmış.

Bu sırada, göklere kadar varan ateşe doğru bir karınca ağzında küçücük bir damla su ile telaşla gidiyormuş. Başka bir karınca onun bu telaşını görüp sormuş:

- Acele ile nereye gidiyorsun?

Telaşla yetişmeye çalışan karınca, ağzındaki bir damla suyu ellerinin arasına alıp cevap vermiş:

- Haberin yok mu? Nemrut, Hz. İbrahim peygamberi ateşe atacakmış.  Meydana ateşin olduğu yere su götürüyorum.

Diğer karınca kahkahalarla gülerek demiş ki:

- Senin yanan büyük ateşten haberin yok mu? Ateşe hiç bakmadın mı? Ne kadar büyük, senin bir damla suyun ateşe ne yapabilir ki?

Bir damla su taşıyan karınca:

- Olsun, hiç olmazsa hangi taraftan olduğum belli olsun.

Hiçbir şey yapamıyor muyuz?  Bir zulmü engelleyemiyorsanız en azından onu herkese duyurun.' der Hz Ali (r.a.). 

Medya imkânlarıyla bu zulmü dünyaya duyuralım. Ne işe yarar ki demeyelim. Hiçbir şey yapmamaktan iyidir.

Hiç olmazsa kalbimizle zalime, zulmüne karşı çıkalım.

Peygamberimiz “Sizden biriniz bir kötülüğü gördüğünde, gücü yetiyorsa onu eli ile değiştirsin. Buna gücü yetmez ise dili ile değiştirsin. Bunu da yapamazsa hiç olmazsa kalbi ile o kötülüğe tavır koysun (onu hoş görmesin) ki bu da iman eden kişinin hiç olmazsa asgari yapması gereken şeydir.” (Müslim, İman,78) 

Sezai Karakoç’un da dediği gibi "Kardeşiz demek yetmez. Habil misin yoksa Kâbil mi? Onu netleştirmek lazım." 

Unutulmamalıdır ki; “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” dersek o yılan bir gün mutlaka bu sözü söyleyenleri de ısıracak ama feryadını kimse duymayacak.

Bakınız Efendimiz(s.a.v.); sevgi, merhamet, yekdiğerini esirgeyip koruma, birbirlerine yâr ve yardımcı olmaları hususunda müminleri nasıl uyarıyor: 

مَثَلُ المُؤْمِنِينَ في تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعاطُفِهِمْ مَثَلُ الجَسَدِ "Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette,  birbirlerine şefkatte müminlerin misali, bir beden misalidir.

إذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالحُمَّى Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar ( Riyâzü’s-Sâlihîn, II, 180).

Kudüs hasta! Orası da bizim bir azamız.

Mescid-i Aksa mahzun! Orası bizim ilk kıblegahımız..

Kıymetli Kardeşlerim.

Peygamberimiz bugün İslam toplumunun içinde bulunduğu durumu 14 asır öncesinden anlatıyor: Rasûlullah (sas) buyurdular ki:

Yakında milletler, yemek yiyenlerin (başkalarını) çanaklarına (sofralarına) davet ettikleri gibi size karşı (savaşmak için) birbirlerini davet edecekler.

Sahabilerden birisi şöyle dedi: Bu, o gün bizim azlığımızdan dolayı mı olacak?” Rasûlullah (sas) şöyle dedi: 

“Hayır, aksine siz o gün kalabalık fakat selin önündeki çerçöp gibi zayıf olacaksınız. Allah düşmanlarınızın gönlünden sizden korkma hissini soyup alacak sizin gönlünüze de vehn atacak” 

Yine bir sahabî şöyle sordu:

“Vehn nedir, ya Rasûlallah?” diye sordu:

Rasulullah şu cevabı verdi:

 Vehn, dünyayı (fazlaca) sevmek ve ölümü kötü görmektir” buyurdu. (Süneni Ebû Davud: 4/111, h. n. 4297) 

Filistinli Müslüman kardeşlerimizin batılı insan hakları savunucuları için kutup bölgesinde sıkışan 3-5 balina kadar haysiyeti yok. Emperyalist dünya medyası ise kan gölü olan Filistinlileri göstermek yerine ağlayan Siyonist Yahudileri mağdur göstermeye çalışıyor. Demek ki medya alanında da dünyaya hitap edecek güce sahip olmak şarttır. Düşmanın silahıyla silahlanmak ayetinden (Enfal Suresi, 60) ne anlamalıyım? Teknoloji, tarım, savunma sanayinde onunla yarış edip önüne geçemiyorsam bu ayeti anlamadım demektir.

Kudüs ve Mescid-i Aksa Bizim için neden önemli?

Bakınız bir hadîs-i şerifte Peygamberimiz(s.a.v.):

"Allah, Ariş ile Fırat arasını mübarek (bereketli) kılmış ve özellikle Filistin'i mukaddes kılmıştır." (Müslim, İman, 282.)

Başka bir hadis-i şerifte de Peygamberimiz (s.a.s) buyurdular ki:

"Bir adamın kendi evinde kıldığı namaza bir namaz sevabı verilir. Oturduğu beldenin sakinlerinin devam ettikleri camide kıldığı namaza yirmi beş kat sevap verilir. Cuma namazının kılındığı camide kıldığı namaza beş yüz kat sevap verilir. Mescidi Aksa'da kıldığı namaza elli bin kat sevap verilir. Benim camimde kıldığı namaza da elli bin kat sevap verilir. Mescidi Haram'da kıldığı namaza ise yüz bin kat sevap verilir" (ibn mace)

Kudüs bizim kalp coğrafyamız. Mekke ve medine gibi, Bosna ve Azerbaycan gibi. Osmanlı çökertildiğinden beri kalp coğrafyamız talan altında.

“Müminler kardeştir” ifadesini sadece sloganlaştırmakla iş bitmiyor. Bu kardeşliğinin maddi manevi gereklerini yerine getirmek gerekiyor. Ancak o zaman kardeşlik mümkün olur.

Bakınız bir hadîs-i şerifte Efendimiz(s.a.v.):

المُسْلِمُ أخُو المُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُه Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz.  

وَمَنْ كَانَ في حَاجَةِ أخِيهِ كَانَ اللّهُ في حَاجَتِهِ Kim, Müslüman kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun ihtiyacını görür.

وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللّهُ عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ Kim bir Müslüman’dan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir.

وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِماً سَتَرَهُ اللّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ Kim bir Müslüman’ın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da kıyamet günü o kimsenin ayıp ve kusurunu örter (Riyâzü’s-Sâlihîn. II, 194).

Tarihe baktığımız zaman görürüz ki, birlik ve beraberliğini devam ettiren milletler, yücelmiş ve yükselmişlerdir. Bölünüp parçalanan ve bölücülüğün pençesine düşen milletler ise tarih sahnesinden silinip gitmişlerdir.

Milli Şairimiz Mehmet Akif ERSOY:

Girmeden bir millete tefrika, düşman giremez,

Toplu vurdukça gönüller, onu top sindiremez.

Sen! Ben! Desin efrâd, aradan vahdeti kaldır;

Milletler için işte kıyâmet o zamandır.

dizeleriyle bu gerçeği açık bir şekilde ifade etmiştir.

Birbirinin derdiyle dertlenen her daim birbirinin yardımına koşan mümin kardeşler topluluğu olmalıyız, bir vücut ve azaları gibi… Dil, renk, ırk, ülke fark etmeksizin, zaman, mekân dilimini aşarak, gece, gündüz, yaz, kış, gizli ve aşikâr birbirimizin yardımına koşmalıyız.

Ebu’l-Hasan Harakânî Hazretleri’nin, İslâm kardeşliği hakkında taşıdığı şu duyguları bizim için de yüreğimize yerleştireceğimiz kardeşlik hissiyatına bir numune olmalıdır:

“Dünyanın doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine hangi yerinde olursa olsun birinin parmağına diken batsa, o diken benim parmağıma batmıştır. Birinin ayağına taş çarpsa o benim ayağıma çarpmıştır. Onun acısını ben hissederim. Bir kalpte hüzün varsa o kalp benim kalbimdir.” İşte bizlerde böyle duygular taşıyarak elimizden ne geliyorsa Müslüman kardeşlerimize yardımcı olalım olmalıyız olmak zorundayız.

Yakın zamanda vefat eden Kudüs aşığı Nuri Pakdil’inde dediği gibi: Yüreğimin yarısı Mekke’dir, geri kalanıda Medine’dir üstünde bir tül gibi Kudüs vardır.

Kıymetli Kardeşlerim!

Bizler millet olarak tarih boyunca Kudüs ve Mescid-i Aksa ile olan gönül bağımızı hiçbir zaman koparmadık, koparamayız. Bu bilinçle bu Cuma vaktinde Rabbimize el açıp şöyle niyaz ediyoruz:

Allah’ım bu mübarek Cuma vaktinde, Miraç Kandili’nin arefesinde dua niyaz ve yakarışlarımıza sadece nefsimizi değil, anamız babamız eşimiz çocuklarımız ailemiz geçmişlerimiz akrabalarımız komşularımız bütün mümin kardeşlerimiz ve tüm insanlığı katıyoruz ki sende bizim dua niyaz ve yakarışlarımızı karşılıksız bırakma.

Allah’ım emirlerini hürmet, muhabbet ve tazim ile yerine getirip yasaklarını senin rızan için terk etmeyi nasip eyle.

Allah’ım bize umut bağlayan mazlum ve kimsesizlerin umutlarına sahip çıkacak feraset ve basireti bizde daim eyle, yeniden sevgi, adalet, hoşgörü ve merhametle insanlığa umut olmayı bizlere nasip eyle ve bu şuurla kainata adalet dağıtmaya bizleri ehil kıl.

İnsanlığı kuşatan şu kara bulutları üzerimizden al ya Rabbi! İnsanlığın geleceğini yüreğinde taşıyan çocuklarımıza ve gençlerimize huzurlu, güvenli ve sağlıklı bir dünya bırakmayı ve bu sağlıklı ortamda büyümelerinin teminini nasip eyle. Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın derdini bilen ve mukaddesatına sahip çıkan nesiller yetiştirmeyi nasip eyle Allah’ım!


Hazırlayan: Necmettin YUMLU / Uzman Vaiz.

25 Şub 2022 - 10:22 - Vaaz


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mihrap Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mihrap Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Mihrap Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mihrap Haber değil haberi geçen ajanstır.


Anket Sitemizde en çok hangi haberler ilginizi çekiyor?