Haftanın Vaazı: Ticaret Ahlakı

Sakarya İl Vaizi Feyzullah YILMAZ Hoca tarafından hazırlanan "Ticaret Ahlakı" konulu 18 Haziran 2021 (18.06.2021) tarihli Cuma vaazı, sitemize eklenmiştir.

KONU: TİCARET AHLAKI

Aziz ve Muhterem kardeşlerim;

İnsan, hayatını idame ettirebilmek için ev, ev eşyası, yiyecek ve giyeceğe muhtaçtır. Bu ve benzeri ihtiyaçlarını karşılamak için çalışması ve kazanç sağlaması gerekir.

Ticaret, bir toplumu ayakta tutan en önemli dayanaklardan biridir. Toplumun adeta eli ayağı veya şah damarı mesabesindedir. Ticaret hayat demektir, kalkınma demektir, refah demektir, güç demektir. Ticaret ve sanat hayatının bütünüyle ihmal edilmesi halinde hayat durur ve halkın çoğu büyük tehlikelerle karşı karşıya kalabilir. Ticaret aynı zamanda dünyanın en önemli silahıdır. Bu itibarla İslâm’da ticaretle iştigal farz-ı kifâye hükmünde görülmüştür.

Sadece meslek erbabı olan tüccarlar değil, her insanın, ticaretle uzaktan yakından ilgisi söz konusudur. Alışveriş; şehirde yaşayanların, memur olanların, köylünün günlük hayatlarının kaçınılmaz bir parçasını teşkil etmektedir.

İslam’da gelir elde etme yollarından birisi de ticarettir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَأْكُلُواْ أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلاَّ أَن تَكُونَ تِجَارَةً عَن تَرَاضٍ مِّنكُمْ 

Ey müminler, birbirinizin mallarını gayrı meşru yollar kullanarak değil, karşılıklı anlaşmaya dayalı ticaret yolu ile yiyiniz. (Nisa Suresi, 29)

Ayet-i Kerime meşru olmayan tüm gelir, kazanç ve harcama kalemlerini “batıl” olarak nitelendirmektedir ki, gelirin de giderin de meşru yollardan olması gerektiği ifade edilmiştir.

Ticaret ve ahlak! İslâm’da en fazla ahlaka vurgu yapılan alanlardan biri ticaret hayatıdır. Çünkü ticaret toplum hayatının olmazsa olmazlarındandır. Hayatın idamesinin en temel dayanaklarındandır. İnsanlığın en fazla ihtiyaç duyduğu bir alan olmasının yanında ticaret aynı zamanda kişisel çıkarların en fazla gözetildiği dolayısıyla çıkar çatışmasının yaşandığı bir alandır. Bu nedenle en fazla istismara, haksızlığa, zarara ve düşmanlığa sebebiyet verilebilecek alandır. Bu itibarla Müslümanlar arasında ticaretle ahlak kelimesi adeta bütünleşmiş, özdeşleşmiş, “ticaret ahlakı” adeta tek bir kavram gibi kullanılagelmiştir. İslam’ın pek çok ahlaki prensibiyle iç içe olan ticaret ahlakı aslında tüm hayatımızı ilgilendiren ahlaki prensipler manzumesidir.

Peygamberimiz, Peygamber olmadan önce ticaret yapmış, her işte olduğu gibi ticarette de dürüstlüğü ve güvenirliği ile örnek olmuştu. Sadece o değil, onun en aziz arkadaşları, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman gibi seçkin sahabeleri ve daha niceleri ticareti meslek edindiler. Rasulullah’ın emrine uyarak Mekke'deki yurtlarını, yuvalarını, ticaretlerini, kısacası her şeylerini bırakıp Medine'ye hicret eden ashab-ı kiram, bütün servetlerini kendileriyle paylaşmak isteyen Medineli kardeşlerine, "Siz bize pazarın yolunu gösterin, yeter!" diyerek ticarete sıfırdan başladılar ve kısa zamanda yeniden zengin oldular. Resûlullah Efendimizi sınırsız seven Hz. Ebu Bekir, Allah'ın Resulü ticareti sevdiğini görünce o da bu mesleği çok sevdi. Peygamber aleyhisselâmdan ayrılmayı hiç düşünmediği halde, ticarete olan düşkünlüğü sebebiyle Efendimiz'in vefatından bir müddet önce bir ticaret seferine çıktı. Bugün tüccar kardeşlerimiz, bütün bunları dikkate alarak, ticaretin peygamber ve seçkin sahabeler mesleği olduğunu bilmelidirler.

Meşru bir ticarette şu özellikler bulunmalıdır:

1) Alan ve satanın rızası,

2) Karşılıklı iyi niyet ve dürüstlük,

3) Ticaretin, taraflardan birine veya başkalarına zarar vermemesi.

Ticaret hayatındaki ahlaki ilkeleri farklı açılardan değerlendirmek mümkündür. Biz sohbetimizde bu ilkeleri iki başlık altında değerlendireceğiz:

TİCARETE KONU OLAN EŞYALARLA İLGİLİ PRENSİPLER

Alışveriş hukukundaki birçok hüküm ticari hayattaki eşyaların durumu ile ilgilidir. İslam’da her mal satışa konu olmaya elverişli değildir. Yani her şeyin alım satımı caiz olmaz. Örneğin insanın organları ( kalp, böbrek vb), saç, kan vesaire alışverişe, ticarete konu edilemez. Bu durum insanın hürmetinden, yani muhterem bir varlık oluşundan ileri gelen bir hükümdür.

Dinimizin haram kıldığı şeylerin ticareti de, yani alınması, satılması da haramdır. Bu işlemlerin devlet hukuku açısından yasal olması İslam hukuku açısından meşru olduğu anlamına gelmez. İçki ve domuz ticareti gibi.

Haram ticaret, sâdece malın bizzat kendisi itibariyle haram olan maddî şeylerden ibaret değildir. Gayr-ı meşru, meselâ rüşvet, gasp, hırsızlık gibi yollardan kazanılan mallar da haramdır. Bu yollarla elde edilen malların satışı da haramdır. Nitekim şu hadis-i şerif, bu konuda uyarıcıdır: “Kim çalıntı bir malın çalıntı olduğunu bildiği halde satın alırsa, bu kimse, bu fiilin ayıbına da günahına da aynen iştirak eder.” (Feyzu’l-Kadîr, 6/64).

İçinde yaşadığımız hayat şartları ve teknolojik gelişmeler, akıllara durgunluk verecek derecede ve şekillerde ticaret usulleri geliştirmektedir. Dinimiz haramlığı kesin olan şeylerden uzak durmamızı isterken şüpheli şeyler konusunda da ihtiyatlı davranmamızı istemektedir. İşlemin dinen meşru bir kaynağa dayandırılmasına kadar bu tür şüpheli işlemlere mesafeli durmamız gerekmektedir.

KİŞİLERLE İLGİLİ PRENSİPLER:

Ölçüde ve tartıda adaletli olmak

Ölçme ve tartı konusunda dürüst davranmak, hile yapmamak, eksik ölçü ve tartı ile satış yapmaktan sakınmak ve adil, adaletli olma hususları Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde ve peygamberlerin diliyle müminlere emredilmektedir.

Şuayb peygamber gönderildiği topluma;

أوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنْ الْمُخْسِرِينَ وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْض مُفْسِدِين

 Ölçüyü tastamam yapın, (insanların hakkını) eksik verenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. (Şuara Suresi, 181-183) diyerek uyarıda bulunmuştu.

Yine Şuayb aleyhisselam Peygamber olarak gönderildiği Medyen halkına şöyle demişti: 

وَإِلَى مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْباً قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَـهٍ غَيْرُهُ وَلاَ تَنقُصُواْ الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ إِنِّيَ أَرَاكُم بِخَيْرٍ وَإِنِّيَ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُّحِيطٍ . وَيَا قَوْمِ أَوْفُواْ الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ وَلاَ تَبْخَسُواْ النَّاسَ أَشْيَاءهُمْ وَلاَ تَعْثَوْاْ فِي الأَرْضِ مُفْسِدِينَ

Medyen'e de kardeşleri Şu'ayb'ı gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilâhınız yoktur. Ölçeği de, teraziyi de eksik tutmayın. Ben sizi hayır (bolluk) içinde görüyorum. Bununla beraber yine de sizi kuşatacak bir günün azabından korkuyorum."

"Ey kavmim! Ölçerken ve tartarken adaleti yerine getirin. Halkın malına densizlik yapmayın ve yeryüzünde fesatçılık yaparak fenalık etmeyin." (Hud Suresi, 84-85) 

Bu ayetlerin devamında Şuayb peygambere uymayan, tebliğine kulak asmayan Eyke (medyen) halkının helak olduğunun ifade edilmesi bizi düşündürmelidir.

Ölçü ve tartıda hile yapmak, insanları aldatmak, büyük vebal olduğu gibi aynı zamanda ahlâk yönünden de çok çirkin bir davranıştır. 

Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de bunlarla ilgili olarak şöyle buyuruyor:

وَيْلٌ لِّلْمُطَفِّفِينَ . الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُواْ عَلَىالنَّاسِ يَسْتَوْفُونَ . وَإِذَاكَالُوهُمْ أَووَّزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ . أَلَا يَظُنُّ أُولَئِكَ أَنَّهُم مَّبْعُوثُونَ . لِيَوْمٍ عَظِيمٍ . يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ .

1- Eksik ölçüp tartanların vay haline!

2- Onlar insanlardan kendilerine bir şey aldıkları zaman tam ölçerler.

3- Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar.

4- Onlar tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?

5- Büyük bir gün için.

6- Öyle bir gün ki, insanlar o gün Rablerinin huzurunda divan duracaklar. (Mutaffifin, Suresi, 1-6) 

Ölçü ve tartıda haksızlık yapmak, hile karıştırmak toplumların temelini sarsan, çöküş ve yıkılışlarına veya helake götüren sebeplerden biri olarak kötü ve ahlaksızlık çeşidi olarak sayılmaktadır.

Müşteriyi Aldatmamak

Müşterinin bilgisizliğinden veya gafletinden faydalanıp, sağlam ve kullanışlı olmayan veya özürlü bir malı ona satmak İslâm ahlakıyla bağdaşmayan bir harekettir. 

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ،‏ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صعلم) مَرَّ عَلَى صُبْرَةِ طَعَامٍ فَأَدْخَلَ يَدَهُ فِيهَا فَنَالَتْ أَصَابِعُهُ بَلَلاً فَقَالَ ‏‏ مَا هَذَا يَا صَاحِبَ الطَّعَامِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَصَابَتْهُ السَّمَاءُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَفَلاَ جَعَلْتَهُ فَوْقَ الطَّعَامِ كَىْ يَرَاهُ النَّاسُ مَنْ غَشَّنا فَلَيْسَ مِنِّا ‏.

Ebu Hureyre (r.a) den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz bir defa ekin pazarına uğramış, hoşuna giden bir buğdayı eli ile yoklayınca eline ıslaklık isabet etmişti. Buğday sahibine: 

- Ey ekin sahibi, bu ne? diye sordu. Ekin sahibi: 

- Ey Allah'ın Resûlü, yağmur altında kaldı ve ıslandı, deyince Peygamberimiz: 

"O ıslak kısmı insanların görmesi için ekinin üstüne koysaydın ya. Bizi aldatan bizden değildir" buyurdu. (Müslim, İman, 43,164, 295, Ebû Dâvûd, Büyü, 50) 

Hadisin burada geçen مَنْ غَشَّنا فَلَيْسَ مِنِّا ifadesi çok ağır ve dehşetli bir uyarıdır. Peygamberimizin “bizden değildir” İkazına muhatap olmak bir Müslüman için ne dehşetli bir durumdur! Kısa ama çarpıcı bir cümle bu.

وعن عُقْبَة بن عامر رضى اللّه عنه قال: ﻻ يَحِلُّ ِﻹمْرئٍ مُسْلمٍ يبيعُ سِلعةً يَعْلَمُ أنَّ بِهَا داءً إﻻ أخْبَرَ بِه

Ukbe b. mirden rivayet olunduğuna göre efendimiz buyurmuştur ki: "Müslüman bir kimsenin, bir malda kusur olduğunu bildiği halde, müşteriye haber vermeden satması haramdır." (Buhârî, Büyû 19)

Zira malın kusurunu gizlemek, alışverişin bereketini, insanların birbirine olan güvenini yok eder. Satıcı, her ne kadar kâr etmiş gibi gözükse de onun kârı hüsrandır. Bunun bilincinde olan bir mümin, kâr ve kazanç elde etmek için her yolu mubah göremez. Aldatıcı reklam, hile, haksız rekabet ve aşırı kâr gibi yollara tevessül edemez. Bir başkasının kaybı ve zararı üzerinden kazanç ve kâr devşiremez. Bilir ki bir başkasını aldatması aslında bizatihi kendisini aldatmasıdır.

Her şeyin sahtesinin üretildiği, orijinal denilerek satıldığı günümüz şartlarında bu uyarılara ne kadar da çok muhtacız.

O halde Müslüman tüccar, kalitesiz malı, kaliteli malla karıştırmamalı, kötüyü iyiden ayırmalı, malın kusuru varsa açıkça söylemelidir.

Yemin ve yalandan uzak durmak

Yemin, dinimizde önemli bir delildir, hukukî bir değeri vardır. Yemin eden kimseye inanmak gerekir. Bu temel prensibin bir riski var: İnsanlar yeminle aldatılabilir. Böyle durumların ortaya çıkmaması için dinimiz, hem Kur’ân-ı Kerîm ve hem de peygamberimizin diliyle yemin meselesine müstesna yer vermiştir. Bu cümleden olarak alışverişte yemine yer vermek hoş karşılanmamıştır. Buharide geçen bir hadisinde Efendimiz (a.s): “Alışverişte yeminden kaçının; zira o, mala talebi artırsa da sonra bereketini giderir.” buyurmuştur. (Buharî, Büyû, 26) 

Bu yemin yalan olursa, bu takdirde Rasûlullah’ın üslubu pek şiddetlidir: 

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ (صعلم) قَالَ ‏ مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينِ صَبْرٍ يَقْتَطِعُ بِهَا مَالَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ هُوَ فِيهَا فَاجِرٌ لَقِيَ اللَّهَ وَهُوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ‏‏ ‏. 

“Yalan yeminle malını cazip kılan kimse, Müslüman bir kimsenin malını gasp etmiş olduğu için, kendisine gazap edilmiş olarak Allah’a kavuşur (Müslim, İman, 63/372)

عَنْ أَبِي ذَرٍّ، عَنِ النَّبِيِّ (صعلم) قَالَ ‏‏ ثَلاَثَةٌ لاَ يَنْظُرُ اللَّهُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلاَ يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ مَنْ هُمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَقَدْ خَابُوا وَخَسِرُوا فَقَالَ ‏"‏ الْمَنَّانُ وَالْمُسْبِلُ إِزَارَهُ وَالْمُنْفِقُ سِلْعَتَهُ بِالْحَلِفِ الْكَاذِبِ‏ ‏.‏ 

Ebu Zer (r.a) den rivayetle Efendimiz (a.s) şöyle buyurmuştur: Üç kişi vardır ki kıyamet gününde Allah yüzlerine bakmayacak ve onları temize çıkarmayacak ve onlar için acıklı bir azap olacaktır. Ey Allah'ın Rasulü, bu kaybedip hüsrana uğrayanlar kimlerdir dedim. Bunun üzerine: 

 "yaptığı iyili başa kakan, elbisesini (kibir maksadıyla) sürüyen ve yalan yere ettiği yeminle malını satan kişidir" buyurdu. (Tirmizî, Büyû, 5/1255) 

Sadece ticaretle meşgul olanlar değil, inanmış olan insanlar da yalan konuşamazlar, konuşmamalıdırlar. Yalan insanın güvenilirliğini ortadan kaldırır. Hâlbuki mümin, sözüne, işine ve davranışına güvenilen insandır. Ticaretle uğraşan kimse, insanların kendisine güvenmesine daha çok muhtaç olan kimsedir. 

Mekkeli muhacirlerden olan ve hicretten önce de sonra da ticaretle geçimini temin etmiş bulunan Kays bin Ebü Gareze el-Ğıfarî (r.a.), Rasülullah'ın tacirlere yönelik üslubunu ve tavsiyelerini bakınız nasıl anlatıyor: Hicretten önce halk bizi simsarlar diye adlandırırdı. Medine'de bir gün Rasulullah (s.a.) bize uğradı ve bu isimden daha güzel bir isimle hitap ederek şöyle söyledi: "Ey tacirler topluluğu, ticarete genellikle yalan ve yemin karışır, siz de ona sadakayı karıştırın” buyurdu. (Ebu Dâvûd, Büyû’,1 Tirmizî, Büyû’,4) Ne müthiş bir uyarı ve övgü!

Hakim b. Hizam (r.a.)'dan rivayete göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: 

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صعلم) الْبَيِّعَانِ بِالْخِيَارِ مَا لَمْ يَتَفَرَّقَا ـ أَوْ قَالَ حَتَّى يَتَفَرَّقَا ـ فَإِنْ صَدَقَا وَبَيَّنَا بُورِكَ لَهُمَا فِي بَيْعِهِمَا، وَإِنْ كَتَمَا وَكَذَبَا مُحِقَتْ بَرَكَةُ بَيْعِهِمَا .‏

"Alıcı ile satıcı meclisten ayrılıncaya kadar serbesttirler (yani alış verişi bozabilirler). Eğer ikisi de doğru konuştu, mallarının kusurlarını ve değerini olduğu gibi açıkladılarsa alışverişleri kendilerine bereketli olur. Malın ayıbını ve fiyatını gizlediler ve yalan söyledilerse, belki kâr ederler fakat alışverişlerinin bereketini mahvederler." (Buhâri, Büyu, 19/2118; Müslim, Büyu, 11; Ebu Davut, Büyu, 53; Tirmizi, Büyu, 26) 

Kainatın Efendisi insanların iç huzuruna büyük önem veriyor. Akitten memnun kalmadıkça alışveriş tamamlanmamalı. Her iki tarafın da kalbinde bu konuda tereddüt olmamalıdır.

Yukarıda zikrettiğimiz iki hadis-i şerifte yalanın kazanç getirebileceğini ama bu kazancın bereketinin olmayacağının ifade edilmesine dikkatlerinizi çekmek isterim. Rabbimizden sadece bol kazanç değil, aynı zamanda bereketli kazançlar dilemeli ve dua etmeliyiz.

Karaborsacılığın yasak oluşu

Ticarette malın fiyatının yükselmesi gayesiyle stok veya spekülasyon yapılıp piyasaya arzının azaltılarak geciktirilmesi, fiyatların piyasada suni bir şekilde yükselmesi ve normal piyasa seviyesinin üstüne çıkmasına sebep olmak yasaklanmıştır. Hele bu mal temel ihtiyaç maddesi olursa bu durumda mağduriyetler daha da çok artmaktadır. Bu durum haksız bir kazançtır ve İslam’ın tasvip etmediği bir husustur. Bu karakterdeki kişilere peygamberimizin uyarısı şöyledir;  

Karaborsacı ne kötü insandır! Ucuzluk olunca üzülür, pahalılık olunca sevinir." (Mecmau'z-Zevaid, IV/101 (Hadisi Taberanî rivayet etmiştir.)

Görüldüğü gibi Peygamberimiz bir prensip koyarken tamamen hayatın gerçeklerinden hareket etmiştir. Yani 15 asır önce hangi prensipler geçerli ise günümüzde de aynı kurallar geçerlidir.

Bu genel hükümlerin yanında, alacak verecek ilişkisinde borçluya kolaylık göstermek, borcu vaktinde ödemek gibi kurallar da unutulmamalıdır.

Nitekim Efendimiz (s.a.) buyurmuşlar ki "Allah alırken kolaylık gösteren, satarken kolaylık gösteren, öderken kolaylık gösteren ve borcunu isterken kolaylık gösteren kimseyi cennetine koymuştur." (Tirmizî, Büyû’, 74; Nesâî, Büyû’, 104)

Ticaret bizi Allah’ın emir ve nehiylerinden, ailevi sorumluluklarımızdan uzaklaştırmamalıdır. Nitekim rabbimiz;

رِجَالٌ لَا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ 

Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.(Nur Suresi, 37)

Ticaret hayatı ibadet hayatına engel olmamalıdır. Ailenin nafakasını helal yollardan sağlamak için çalışmak tabi ki ibadettir. Ancak bu durum farz ibadetleri terk etmek için bir mazeret değildir.

Ticarette haram denince sadece haram olan mallar, tarzlar değil, başka şeyler de kastedilir. Bunlardan biri, ticaret yapılan zamandır. Nitekim Kur’an–ı Kerîm, Cuma günü ezan okunurken alışverişin terk edilmesini emreder 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِي لِلصَّلَاةِ مِن يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

Ey inananlar! Cuma günü namaz için çağrıldığı(nız) zaman, Allah'ı anmaya koşun, alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. (Cuma Suresi, 9)

 limlerimiz, Cuma günü ezandan Cuma namazının bitişine kadarki vakitte alış–veriş yapma veya Cuma namazı kılmaktan alıkoyacak bir şey ile meşgul olmanın haram olduğunda müttefiktir. Bu saatte işimize ara vermeli, dükkânımızı çocuğumuza veya çalışanımıza bırakıp camiye gelme gafletinden uzak durmalıyız.

TİCARETTE ÖRNEK OLMAK

Ticari hayattaki tutum ve davranışlarımız bizim çevremizin ve diğer insanların bize bakış açısını olumlu veya olumsuz etkiler. Dürüst, ahlaklı bir ticaret, kazancı bol ve bereketli eylediği gibi çevremizi de bize karşı pozitif olarak baktırır. Tersine bir durumda ise olumsuz ve negatif bir etki oluşur. Hele hele bu durum bir Müslüman Hristiyan ilişkisi şeklinde olursa dini temsil etmek veya edememek gibi bir duruma da sebebiyet verebilir. Belki de bir dürüst davranış ile bir gayr-i Müslim’i dine davet etmiş olabiliriz. Tersine bir durum ise İslam dininden soğutmak gibi büyük bir vebali de taşıyabilir.

İmam-ı Azam Ebu Hanife bir tüccardır aynı zamanda. Bir kadın elinde bir top ipek kumaşla yanına gelir ve bu kumaşı yüz dinara alır mısın? Der. Aslında kumaş söylenenin çok üstünde bir kıymete sahiptir. Ebu Hanife kumaşa bakar ve “bu kumaş yüz dinardan fazla eder der. Kadın iki yüz olsun o zaman deyince imam- azam “daha da fazla eder” cevabını verir ve dört yüz dirhem edeceğini söyler ve kadının da kabul ettiği bir bilirkişi tarafından en son beş yüz dinara alışveriş gerçekleşir. Kadının durumundan istifade etmeye çalışmaz. (Osman Nuri Topbaş, Hakk'a Adanmış Gençlik , Erkam Yayınları) İlk duyduğumuzda yok canım böyle şey mi olur diyeceğimiz bir olay. Aynı şeyin günümüzde olduğunu varsayalım ne olur acaba?

Mesela, Osmanlı döneminde; Bir ayakkabı kalitesiz yapılınca, ayakkabı, O ayakkabıyı yapan ustanın damına atılırmış. Bunu gören insanlar o ustanın ayakkabılarını almazmış. Papucu dama atılmak deyimi buradan gelmektedir. Osmanlıda meslek ahlakı zaafı, ihmal veya hileye sapma nadir görülürmüş.

18. asrın sonlarında Türkler arasında çeyrek asır yaşayan d.'Ohsson, şöyle der: "Osmanlılar, Kur’an 'da ifade edilen doğruluk, ahlâk ve namus prensiplerine çok bağlıdırlar. Aralarındaki bütün sosyal münasebet ve düzen, iyi niyet ve şefkate dayanır. Başka ülkelerde olduğu gibi, aralarında yazılı anlaşma yapmaya lüzum görmezler. İyi niyet ve söz, her şeyi halleder. Osmanlılar, verdikleri sözün esiridirler. Bu tutumları, yalnız dindaşlarına karşı değildir. Hangi dinden olursa olsun, yabancılara karşı da böyle hareket ederler. Sözlerini tutma hususunda, onlara göre Müslim ve gayri Müslim olmanın hiç bir farkı yoktur. Gayri meşru olan her kazancı, ahlaksızlık ve dine aykırı görürler. Gayri meşru edinilmiş servetin, bu dünyada da, öteki dünyada da insanı bedbaht edeceğine samimi şekilde inanırlar." D’OHSSON, 18. Yüzyıl Türkiye’sinde Örf ve Adetler, 133, Tercüman 1001 Temel Eser 

Fransız bir kumaş tacirinin Osmanlı ülkesine gelerek bir kumaş imalathanesinin mallarını beğenip hepsini almak istedikten sonra, mal sahibinin kumaş toplarını denklerken bir top kumaşı ayırdığını görüp bu hareketinin sebebini sorması üzerine, Osmanlı esnafı " Onu sana veremem, kusurludur" cevabını verir. Yabancı tacirin "ziyanı yok, önemli değil" demesine rağmen Osmanlı esnafı o kumaş topunu vermemekte direterek: " Ben malımın kusurlu olduğunu söyledim, biliyorsunuz. Fakat siz onu kendi memleketinizde satarken, alıcılarınız orada benim bunları size söylemiş olduğumu bilmeyeceklerdir. Böylece de müşterilerinize kusurlu mal satmış olacağım. Neticede Osmanlı'nın gururu şeref ve haysiyeti rencide olacak, biz Müslümanları da hilekâr sanacaklardır. Onun için bu sakat topu asla size veremem…" diyerek kumaşı vermeyişinin sebebini izah etti. (İbrahim Refik, Tarih Şuuruna Doğru, C.1,İzmir, 1995, s. 153)

İslam’ı seçmiş bir Ermeni hidayetinin sebebini anlatıyor;

“Acıbadem de tarla komşum Rebî Molla’nın ticaretteki güzel ahlakı sebebiyle müslüman oldum. Bir akşam bize geldi ve bu süt sizin dedi. Ben de süt istemedim ki deyince “hayvanlar farkında olmadan sizin tarlaya girmişler” dedi ve bu sütün benim hakkım olduğunu söyledi. Ben de “İslam dinini zaten araştırıyordum. Böyle ahlaklı insanın dini de mutlaka çok güzeldir. Dedim ve Müslüman oldum” diyor. (Altınoluk Dergisi Ticaret Ahlâkı Osman Nûri Topbaş

2001 - Ocak, Sayı: 179, Sayfa: 28) 

 Şimdi bugünkü durumumuza bir bakalım. Bizim hayat tarzımıza, ticaret anlayışımıza bakarak acaba kaç Hıristiyan veya Yahudi İslam’a ilgi duyar?

Hanefi mezhebinin büyük imamı İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin öğrencilerinden İmam-ı Muhammed’e “bu kadar değerli kitaplar yazdınız. Diğer âlimler gibi zühd ve takva ile ilgili eser yazmadınız” dediler. O da “alışveriş hukukunu yazdım ya” diye cevap vermiştir. Yani insanın zühd ve takvası alışveriş ve benzeri işlerde yani para ile olan ilişkisinde belli olur demek istiyor.

Bugün ticaretle meşgul olanlar Cenab-ı Peygamber (s.a.)'in ticaretle ilgili tavsiyelerini iyi okumalı, iyi anlamalı ve iyi uygulamalıdır. Çünkü İslam'ın en iyi tebliğcisi dürüst ve güvenilir tüccardır. Tarih boyunca bu hep böyle olmuştur. Anadolu'nun müslümanlaşmasında güvenilir Müslüman tacirlerin rolü büyüktür. Uzakdoğu’daki milyonlarca müslüman kardeşimizin hidayetine de ilmi ile amil müslüman tacirlerimiz vesile olmuşlardır.

Özetle; ticaret, meşrû bir kazanç yoludur. Müslüman tüccar işyerini ibadet alanı, yaptığı işi de ibadet olarak görmelidir. Bu kazanç yolunu seçen kimse, ölçü ve tartıyı adâletle yapmalı, hile ve haksızlıktan sakınmalı, malına sürüm sağlamak için yalan konuşmamalı, yalan yere hatta doğru da olsa gereksiz olarak yemin etmemeli, borçluya kolaylık göstermeli, karaborsacılık yapmamalı, ticareti onu dinî ibadetlerini yerine getirmekten ve Allah'ı anmaktan alıkoymamalıdır.

Sohbetimizi, her şeye rağmen ticaretini dürüst, ahlaklı bir şekilde yürüten tüccar kardeşlerimize peygamberimizin verdiği müjde ile tamamlayalım;

عَنْ أَبِى سَعِيدٍ عَنِ النَّبِىِّ (صعلم) قَالَ التَّاجِرُ الصَّدُوقُ الأَمِينُ مَعَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ.

Ebu Said (r.a)'ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v):

Doğru ve güvenilir tüccar (kıyamet günü) nebilerle, sıddıklarla ve şehitlerle beraberdir. (Tirmizi, Büyu, 1/1252) 

Doğru ve dürüst tüccar kardeşlerimiz için ne büyük bir müjde bu!

Rabbimiz helal yollardan kazanıp yine helal yollara harcamayı nasib eylesin. Kazancımıza bolluk, bereket ihsan eylesin.


Hazırlayan: Feyzullah YILMAZ / Sakarya il Vaizi

18 Haz 2021 - 01:03 - Vaaz


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mihrap Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mihrap Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Mihrap Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mihrap Haber değil haberi geçen ajanstır.




Anket Sitemizin yeni görünümünü beğendiniz mi?