İstanbul Sözleşmesi feshedilmelidir!

Anadolu-Sen Konfederasyonu Genel Başkanı Mustafa GÜÇLÜ, Türkiye'nin aile yapısı için büyük bir tehdit oluşturan İstanbul Sözleşmesi ile ilgili görüşlerini paylaştı.

Anadolu-Sen Konfederasyonu Genel Başkanı Mustafa GÜÇLÜ Türkiyenin aile yapısı için büyük bir tehdit oluşturan İstanbul Sözleşmesi ile ilgili görüşlerini paylaştı. Konfederasyonu Başkanı GÜÇLÜ sözleşme ile ilgili ciddi eleştirileri dile getirdiği açıklamasında şöyle dedi:

Türkiye yarım asırdır Avrupa Birliğine girmek için kapı da bekletilmektedir. Bu süreçte Türkiye'nin önüne AB'ye girebilmesi için sosyal kültürel ekonomik ve siyasi alanda hayata geçirilmesi istenen birçok şartlar dayatılmıştır. Bu kapsamda hükümet eden iktidar tarafından AB tam üyelik hazırlığı olarak görülen İstanbul Sözleşmesi de bu dayatmalardan biridir.

Avrupa Konseyi tarafından imzaya açıldıktan sonra Türkiyenin imzalayarak uygulamaya koyduğu İstanbul Sözleşmenin amacı Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Engellenmesi olarak ifade edilmektedir.

Ancak Sözleşme detaylı bir şekilde incelendiğinde Türk toplum yapısını tahrip ve tahrif edecek bir muhtevayı içinde barındırdığı gözükmektedir. Sözleşmenin içeriğinin kamuoyumuz tarafından incelenerek tartışılmadan Avrupa Konseyi tarafından imzaya açılır açılmaz hükümet tarafından çekince koyulmadan hemen imzalanarak onaylanması bugün süregelen eleştirilerin ana sebebidir.

Çünkü uluslararası sözleşmenin ülke hukukuna uyarlanmasından sonra ortaya çıkan sorunlar İstanbul Sözleşmesinin içeriğini kabul hususunda milli bir mutabakat olmadığını ve bu nedenle toplumsal meşruiyet zemininden yoksun olduğunu ortaya koymuştur. Ülkemizde kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetin olmadığını iddia etmek zaten doğru değildir.

Ancak bu ciddi toplumsal sorunun çözüm yolunun ise imza atılan sözleşmenin bize sunduğu maddeler olmadığı ortadadır. Zira Türkiyenin 2011 yılında imza atarak 2012 yılında uygulamaya koyduğu sözleşmeden sonra da kadın cinayetleri hız kesmeden her yıl artmaya devam etmiş ve aile içi şiddette de bir azalma olmamıştır. Tam tersine Türk aile yapısını ifsat eden ve eşlerin birbirlerine karşı sorumluluklarını daha da gergin ortamda sürdürmelerini zemin hazırlayan bir sonuç doğmuştur.

Türk toplum yapısında fıtrati bir denge ile yürütülmesi gereken eşler arasındaki ilişkinin erkek egemen bir hüviyete bürünmesinden dolayı oluşan sorunların İstanbul Sözleşmesinin vurgu yaptığı cinsiyet eşitliği söyleme ile çözülmeye çalışılması içinden çıkılmaz yeni sorunların doğmasına sebebiyet vermiştir. Ayrıca sözleşmenin eşcinsel evliliklere kapı aralayarak aile mefhumunu çok farklı zeminlere çekmeye müsait kavramları da maddeleri içinde barındırması Türk toplum yapısındaki namus kavramını kökünden sarsabilecek güçtedir.

Sözleşmenin maddeleri arasında cinsel yönelimlerinden ötürü diyerek başlayan cümlelerle eşcinsellik sanki normal bir insan davranışı imiş gibi lanse edilmeye çalışılmaktadır. Maalesef ki bu gayretler kısmen de olsa netice almış ve İstanbul Sözleşmesinin hemen ardından eşcinsellerin önünü açan LGBT Derneğinin kurulmasına izin verilmiştir. Ayrıca gelişmeler bunla da sınırlı kalmayarak Millî Eğitim Bakanlığı kullanılmak sureti ile 2014- 2016 yıllarında Orta Öğretim Genel Müdürlüğü marifetiyle çeşitli illerde Orta Öğretim 11. ve 12. sınıf öğrencilerine Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi ETCEP başlığıyla seminer konuları takdim edilmiş ancak gelen şiddetli tepkilerle çalışmalar durdurulmuştur.

Yine Orta Doğu Teknik Üniversitesinde cinsiyet eşitliği sloganı öne çıkarılarak tuvaletler soyunma odaları kız erkek müşterek kullanılsın yönünde talepler dile getirilmiştir. En son olarak da Diyanet İşleri Başkanının İslamın insan fıtratına ait özeliklerinden bahsederken cinsel yönden fıtrata aykırı hareket edenlerle ilgi okuduğu ayetlere dayanarak  bazı kesimlerce eşcinselleri ötekileştirerek toplumda onlara karşı nefret ve kin duygusu oluşturduğunun iddia edilmesi de İstanbul Sözleşmesinin oluşturduğu zeminde yapılmıştır.

İstanbul Sözleşmesinin imzalanmasından sonra oluşan zeminde meydana gelen tüm bu hadiseler Türk toplumu tarafından kabul edilebilir bir durum değildir. Kaldı ki Avrupa Konseyinin Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Engellenmesi amacı ile gündeme taşıyarak imzaya açtığı sözleşmeye birçok ülke toplum yapısının bozulacağı gerekçesi ile çekince koymuş ve en son olarak da Macaristan Parlamentosu tarafından reddedilmiştir.

Durum bu halde iken Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesinden imzasını geri çekmesi ve bu sözleşmeye paralel çıkardığı iç düzenlemeleri de iptal etmesi elzemdir. Yoksa aile yapısı kökten tahrif ve tahribe açık bir hale gelmiş olan Türkiyenin istikbale emin adımlarla yürümesi mümkün değildir.

18 May 2020 - 06:35 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mihrap Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mihrap Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Mihrap Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mihrap Haber değil haberi geçen ajanstır.




Anket Sitemizin yeni görünümünü beğendiniz mi?