Haftanın Vaazı: Ramazan Bayramı

Diyanet İşleri Emekli Başkan Yardımcısı Merhum Lütfi Şentürk tarafından hazırlanmış olan “Ramazan Bayramı” konulu Ramazan Bayramı vaazını sizlerle paylaşıyoruz..

Haber albümü için resme tıklayın

RAMAZAN BAYRAMI

Değerli Müminler!

Bizleri mübarek Ramazan bayramına eriştiren yüce Rabbimize hamde--diyor, Sevgili Peygamberimize salât ve selâmlarımızı sunuyoruz.Ramazan orucunun farz olduğu bildirilen âyet-i kerime’de şöyle bir hatırlatmada bulunuluyordu:

اَيَّامًا مَعْدُودَاتٍۜ

“(Size farz kılınan oruç) sayılı günlerdedir.” (505) Sayılı günlerin ömrü ise azdır, hiç farkında olmadan gelir geçer. Rama--zan da öyle oldu, daha dün başlamış gibi bugün bitti. Bu rahmet ve mağ--firet günlerini değerlendirenlere ne mutlu. Değerli Müminler! Yüce dinimiz müminleri kardeşlik bağı ile birbirine bağlamıştır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَ

“Müminler ancak kardeştirler.” (506) Bu kardeşlik her türlü dostluğun üstündedir. Peygamberimiz vefatından önce buna dikkatimizi çekmiştir. Ebû Saîd el-Hudrî (ra.) anlatıyor: Peygamberimiz (ölümle sonuçlanan hastalığında) hutbeye çıktılar ve:

Allah Teâlâ kulunu dünya nimetleriyle kendi katındakiler arasında muhayyer (seçmeli) bıraktı. O da Allah’ın katındakileri seçti, buyurdu. Bu söz üzerine Ebû Bekir (ra.) ağlamaya başladı. Ben kendi kendime: “Allah Teâlâ’nın bir kulu dünya ile kendi katındaki nimetler arasında seçmeli bırakmasında, o kulun da Allah katındaki nimetleri seçmesinde ne var ki, (Ebû Bekir’i kastederek) bu ihtiyarı ağlatıyor?” diye düşündüm. Meğer, o dünya hayatı ile Allah katındaki nimetler arasında serbest bırakılan kul, Peygamberimizmiş, meğer Ebû Bekir hepimizin en bilgilisi imiş. (Tabii bu Peygamberimizin aralarından ayrılığına işaret ediyordu. Bunu anlayan Hz. Ebû Bekir bunun için hemen ağlamaya başlamıştı.) Peygamberimiz Hz. Ebû Bekir’i ağlar görünce:

Ya Ebâ Bekir, ağlama. Bana malı ve arkadaşlığı hususunda en cömert olanı, hiç şüphe yok ki, Ebû Bekir’dir. Ümmetimden birini kendime dost edinseydim, Ebû Bekir’i dost edinirdim, fakat İslâm kardeşliği ve sevgisi şahsî dostluktan üstündür, buyurdu.(507) ve İslâm’ın getirdiği kardeşliğin her türlü kişisel dostlukların üstünde olduğuna dikkat çekti.

İlk İslâm topluluğu Medine’de oluşmuştu. Bu topluluk, kardeşlik, birlik ve dayanışma temelleri üzerine kurulmuştur. Bu şehirde Evs ve Hazreç adlarında iki kabile vardı. Bu kabileler arasında çok eskilere dayanan düşmanlık mevcut idi. İslâm’ın getirdiği kardeşlik herkes gibi bu iki kabileyi de etkilemiş ve aralarındaki düşmanlığı yok ederek onları kardeş yapmıştı.

Gerçekten ilk müslümanlar İslâm’ın bütün emirlerini hayata geçirmişler, örnek gösterilecek bir toplum haline gelmişlerdi.

Sevgili Peygamberimiz Mekke’den Medine’ye hicret edince O’nun pe-şinden pek çok Mekkeli de Medine’ye gelmişti. Bunlar muhacir olarak anılırlar. Her şeylerini Mekke’de bırakarak gelmişler, beraberlerinde hiçbir şey getirmemişler, getirememişlerdi. Peygamberimiz Medineliler (ensar) ile muhacirleri kardeş ilân etmişti. Her Medineli bir muhaciri kardeş olarak kucaklamış ve malının yarısını ona vermişti. Tarihte bu kardeşliğin, böylesine bir yardımlaşma ve dayanışmanın bir eşi daha gösterilemez.

İslâm ahlâkının temelini teşkil eden bir hadisi şerifte Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

لا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَﺘَّﻲ يُحِبَّ لِأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ

“Hiçbiriniz, kendisi için istediğini müslüman kardeşi için de istemedikçe, iman etmiş olmaz.”508 Müslüman kardeşine karşı bu duyguyu ta-şımayan kimsenin gerçek mümin olamayacağı ifade buyuruluyor.

İlk müslümanlardan bunun çok örnekleri vardır. İşte bir iki örnek:

İbn Ömer (ra.) anlatıyor: Peygamberimizin arkadaşlarından birine bir koyun hediye edilmişti. O, “Kardeşim falan ve ailesi buna bizden daha fazla muhtaçtır” dedi ve kendisine gelen hediye koyunu ona gönderdi. O da kendisinden daha çok muhtaç olduğunu sandığı bir başkasına gönderdi, derken koyun bu sûretle tam yedi ev dolaştı ve sonunda ilk geldiği eve dönüp geldi. Bunun üzerine, onların bu davranışlarını öven şu âyet-i kerime nâzil oldu: “Kendileri muhtaç olsalar dahi onları kendilerine tercih ederler.”509

Bu konuda çarpıcı bir başka örnek de şudur: Hz. Ebû Bekir zamanında Bizansla yapılan ve Suriye’nin fethi ile sonuçlanan Yermûk Savaşında Huzeyfetü’l-Adevî şöyle diyor. Savaşın yapıldığı gün çok sıcak bir gündü. İkindi üstü savaş biraz gevşeyince, silahımı attım, bir su kabı alarak savaş alanında yaralanan mücahidler arasına daldım. Yaralanıp yatanlarda derin bir sessizlik vardı. Derken bir inleme duydum fakat bu sesin nereden geldiğini anlayamadım. Sırayla okşadıklarımın hepsi ruhsuzdu ve şehit olmuştu. Meğer inleyen yaralı amcamın oğlu imiş. Hemen yanına geldim, biraz su getirdim, içer misin? dedim. Gözü ile ver demek isterken, arkadan bir inleme sesi geldi. Amcamın oğlu, ona götür diye bana işaret etti. O yükselen sese koştum ki, ne göreyim As’ın oğlu Hişam. Tam ona suyu vermek üzere iken bir başka hırıltı duydum. O durumda Hişam, ona ver, ben istemem dedi. O inleyeni epey aradım nihayet buldum ama şehit olmuştu. Bari Hişam’ı bulayım, dedim fakat o da Allah’ın rahmetine kavuşmuştu.

O halde amcamın oğluna yetişeyim bari dedim ve koştum, ama o da şehâdet şerbetini içmişti. Gösterdikleri bu örnek davranışları yüzünden hiç birisine suyum nasip olmadı.”

Merhum şair Mehmet Akif bunu “Safahat”ta ne güzel tasvir ediyor.

Müslüman, kendisine reva gördüğünü din kardeşine de reva görecek, kendisi için hoşlanmadığı şeyi din kardeşine de yapmayacak, yapılmasını istemeyecektir. Peygamberimiz bu konuda şöyle buyuruyor:

“Müslüman, müslümanın din kardeşidir. Müslüman kardeşine haksızlık etmez ve onu başına gelen musibette yalnız bırakmaz. Her kim müslüman kardeşinin yardımında bulunur ve onun ihtiyacını görürse Allah da ona yardım eder ve muhtaç olduğunu ona verir. Her kim bir müslümanın sıkıntılarından birini giderirse Allah Teâlâ da buna karşılık kıyamet sıkıntılarından birini giderir. Her kim bir müslümanın ayıbını örterse Allah Teâlâ da âhirette onun ayıbını örter.”510

Bir başka hadisi şerifte de şöyle buyuruluyor:

“Bir birinize haset etmeyiniz. Alış-verişte birbirinizi aldatmayınız. Birbirinize dargın durmayınız ve birbirinizden yüz çevirmeyiniz. Birinizin bitmek üzere olan pazarlığını bozmayınız. Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz. Müslüman müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, ona hor bakmaz. Peygamberimiz üç def’a göğsüne işaret buyurarak, “Takva işte buradadır. Bir kimsenin kötü olması için din kardeşini hor görmesi yeterlidir. Müslümanın müslümana kanı, malı ve ırzı haramdır.”511

Peygamberimiz müslümanları tek vücut kabul etmekte ve şöyle buyurmaktadır:

“Birbirini sevmekte, birbirine acımakta ve birbirine şefkat hususunda müminlerin örneği bir vucud gibidir. Bu cesetten bir organ rahatsız olursa cesedin diğer organları uykusuzluk ve humma ile ona çağrışırlar.”512

Toplumların varlığının devamını sağlayan en büyük kuvvet, hiç şüphe yok ki, kardeşliktir, birlik ve beraberliktir. Bu gücü kaybeden toplumların varlığı çöker.

Bunun içindir ki, yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de:

“Toptan Allah’ın ipine sarılınız, parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz.”513

Ayet-i Kerime’de ifade buyurulan “Allah’ın ipi” Allah Teâlâ’ya kavuşma ve O’nun rızasını kazanma sebebi olan vasıta demektir ki, Kur’an-ı Kerim’dir. Nitekim Peygamberimiz:

“Gökten yeryüzüne indirilmiş olan Allah’ın ipi Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’dir.”514 buyurmuştur. Kur’an’a sarılanlar ve onun etrafında birleşenler doğru yolu bulur ve şaşırmaz. Çünkü o, apaçık bir nurdur, hikmet dolu bir kitaptır. Korkunç bir yolun kenarına çekilmiş olan bir ip, veya bir kuyuya düşmüş olanları çıkarmak için uzatılmış bir ip ve ona iyice tutunmuş bir toplum düşününüz. İşte o toplum Kur’an etrafında devamlı yükselen bir toplumun örneğini teşkil eder.

Toplumu oluşturan ferdler birbirlerine sevgi ile yaklaşmalı ve kardeşçe kucaklaşmalıdırlar. Birbirlerine arka çevirmekten ve düşmanca yaklaşmaktan sakınmalıdırlar. Unutulmamalıdır ki Allah’ın yardımı, toplum halinde yaşayan ve birbirlerine saygı duyanlaradır. Toplu halde kılınan bir namaza, yalnız başına kılınan bir namazdan 27 derece daha fazla sevap verileceği düşünülürse toplum halinde olmanın önemi daha iyi anlaşılacaktır.

Toplum güç kaynağıdır. Tefrika ve ayrılık ise zayıflık ve perişanlıktır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de:

“Allah’a ve Peygamberine itaat edin. Birbirinizle didişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”515

Merhum şair Mehmet Akif de ne güzel söylemiş:

“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez.

Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.”

Millet olarak tarihteki başarılarımızı ve zaferlerimizi birlik ve kardeşliğe borçluyuz.

Değerli Müminler!

Allah Teâlâ müslümanlar arasındaki bu kardeşlik bağının güçlenmesi için çeşitli vesileler yaratmıştır. Bayramlar, bu vesilelerden bir tanesidir. Bayram günlerinde toplum şuuru bütünleşir, toplum ferdleri birbiriyle kaynaşır ve kucaklaşır. Hayatın bitmek tükenmek bilmeyen sıkıntıları içinde bunalan, bitkin ve yorgun hale gelen insanları bayramlar dinçleştirir, çalışma azim ve gayretlerini artırır.

Bayramlar toplum hayatında gerçekten seçkin yeri olan mübarek günlerdir. İnsan yalnız başına bayram yapamaz, yapsa bile bunun bir anlamı olmaz. Bayram toplum olarak kutlandığı takdirde bir anlam taşır.

Bayram günleri, tatil günleri olmaktan öte, bize bir takım yükümlülükler yükleyen günlerdir. Bu yükümlülükleri yerine getirdiğimiz zaman, bayramın anlamını ruhumuzda daha çok hissetmiş olacağız.

Bayram günlerinde önce, varlığımızın sebebi olan ve bizi her türlü fedakarlığa katlanarak büyüten, yemeyip yediren, giymeyip giydiren, uyumayıp uyutan ve hayata hazırlayan şefkat ve merhametle üzerimizde titreyen anne ve babamızın ellerini öpüp hayır dualarını almalı, kırılan gönüllerini onarmalıyız. Kur’an-ı Kerim, Allah’a ibadetten sonra ikinci derecede anne-babaya saygı gösterilmesini, iyilik yapılmasını emretmiş, onlara karşı “öf” demeyi dahi yasaklamıştır. Sevgili Peygamberimize adamın biri şöyle sormuş:

VAAZIN TAMAMINI PDF OLARAK BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ. İNDİRMEK İÇİN TIKLA >>>

24 Haziran 2017 - Vaaz


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mihrap Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mihrap Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Sitemizin yeni görünümünü beğendiniz mi?