1. YAZARLAR

  2. Emrah Karadağ

  3. Geçmişten Geleceğe Gönderilenler
Emrah Karadağ

Emrah Karadağ

Yazarın Tüm Yazıları >

Geçmişten Geleceğe Gönderilenler

A+A-

Hayatın neresinden baksak, kendi duygularımızın ve karakterimizin yansımalarının etkisinde kalırız. Bu yüzdendir ki, gördüklerimiz sadece görmek istediklerimizden ibaret kalır. Oysa baktığımız dar pencereyi, başkalarının bakışlarıyla genişletsek, empatinin etkisinde mutluluğa açılan bir penceremiz olacaktır. Çoğu zaman penceremizin kırık köşesinden seyrederiz hayatı.  Ve o gördüğümüz daracık alan kadar zannederiz yaşamayı. Oysa yaşamak ebediyete açılan kapının eşiğidir. Böyle geniş zamanlara yayılan bir tutkuyu kirli sayfalarda, daracık odalarda ve umutsuz kayboluşlarda yok etmek, vicdansızlığın en kötü göstergesi olsa gerek. Buna rağmen tebessüm maskesi altında, yapmacık bir eda ile yaşamayı zamanın en değerlisi olarak gösteririz. Neden böyle bir ayrıma gidiyoruz ki, zaman hayattan, hayat zamandan ayrı olur mu? Ne kötü bir yanılgı bu. Bizi aldatan belki buydu, beklide halen bu… Nice insanlar geldi geçti; kendi hayatının zamansızlığı içinde boğulan, nice devletler geldi geçti; kendi zamanı içinde hayatları boğan. Bugün çare sandıkları zamansızlığı, ölüm çukurlarına dönüştürüp, bu çukurlara hayatlarıyla birlikte masum umutları atıp, üzerlerini de zamansızlıklarının süslü oyuncaklarıyla kapatan zalim, vicdansız ve ahlaksız bir katil topluluğu var. Bizde bu katil topluluğunun içinde miyiz acaba. Ne malum beklide bu topluluğun lideri bizizdir. Zamanını ihanetlerle, yalanlarla ve ikiyüzlülük canavarları arasında öldüren herkes katil değil mi? Öldürdüğümüz umut, kendi umudumuz, öldürdüğümüz gelecek, kendi geleceğimiz, öldürdüğümüz mutluluk, kendi mutluluğumuz değil miydi? Alın işte size elleri baştan aşağı kanla yıkanmış apaçık bir katil. Hayatımızın her anında intiharlar ediyoruz farkında değiliz. Öldürdüğümüz her bir duygu bize bir gelecek kaybettiriyor. İşte kaybolan geleceklerin görünmeyen yüzleri, işte zamansızlığın içinde boğulan hayatların saklanan gerçekleri.

          Hayatta sevilmeyen kelimelerden biridir “keşke”. Ama dilimizin vazgeçilmez avutucularından biridir bu kelime. Keşke görmeseydim, keşke tanımasaydım keşke sevmeseydim, keşke çalışsaydım, keşke uyumasaydım, keşke yanından ayrılmasaydım, keşke değerini bilseydim keşke, keşke, keşke… O kadar çoklar ki hayatımızda, çıkarıp atamıyoruz da. Herkes kendi hayatına baksa bunların yoğunluğu arasında, beklide elle sayılacak kadar keşkesiz bir anısının olduğunu görecektir. Bizi keşkelere sürükleyen ne? Daracık penceremizin kırık köşesinden bakmamız mı? Yoksa zamansızlığımız mı? Bilmiyorum beklide ikisidir. Bildiğim tek şey var, o da keşkesiz hayatların olmayışıdır.

        Birde pişmanlıklar var hayatımızda, keşkelerin gölgesi altında. Dönüşü olmayan hatalara, acımasızca sürüklenmişizdir. Bazen doğru sandığımız bir şeydir bazen de tamamen nefsin arzu ettiği çirkinliklerdir bu hatalar. Geri döndüğümüzde “ben naptım” diyoruz ama iş işten çoktan geçmiş ve geride sadece ömür boyu defterimizden silinmeyen bir pişmanlık satırları kalmıştır. Bu satırların bize kaybettirdikleri o kadar önemli şeyler ki, tekrar o kaybolanları bulmak için hayatımızı bile veririz. Zaten keşkeleri de bunlar doğurmuyor mu? Keşkelere hamile hatalar yumağı bu olsa gerek. Acaba düşüncesizce girdiğim hatalardan dolayı incittiğim, kırdığım insanlar, pişmanlığımı görüp beni keşkelerden kurtarabilir mi? Yoksa onlar benim lanetim olup defterimde ebediyen kalacak mı? En önemlisi “sana ey yar! Sana layık olabilecek miyim? İnsanların görmediğini gördüğün halde benden razı olacak mısın? Beklide nankörlüğün, ihanetin en büyüğünü sana ettim beni affedebilecek misin? Uyudum uyutuldum nefsin oyuncakları arasında. Gözlerim kördü, sen apaçık görünürken seni göremedim, sen büyük harflerle yazılıyken seni okuyamadım. Okuduğum zamanlar oldu ve gerçekleri gördüm ama nefsim öyle kalınlaştı ki, bunca gerçeğe rağmen senden kaçtım, uzaklaştım ve hatalara cahilce daldım. Dar penceremden yansıyan ışıktın sen ama ben perde çektim, zamansızlığım içinde boğulurken en güzel zamanımdın sen ama ben öylece geçiştirdim. Hatalarda çırpınırken, doğrunun adresini gösterdin ama ben yine de kayboldum.”

          Pişmanlıklar hayatımızın kör düğümleridir adeta. Bir düğümü çözsek yenisi başka ellerle, sağlam ve sert bir şekilde atılır. O kadar kalın olurlar ki, bazen düştüğümüz çukurlardan onlara yapışıp çıkmak isteriz ama yılana sarılırız farkında olmayız. Eğer bunu alışkanlık haline getirirsek zamanla bu pişmanlığımıza sebep olan hataları, doğruymuşçasına savunuruz. İşin garibi buna kendimizde inanırız. Pişmanlıkların kalıcı olmamasında ya da hayatımızı derinden etkilememesinde en önemli nokta geç kalmamaktır bence. Çünkü hatalar ne kadar çok soğursa o kadar çok sert olur. Ne kadarda çok sert olursa yumuşaması muhtemel olan kalpleri çelikten kafes içine sokar bir daha onlara ulaşamayız. Affedilmeyeceğimizi bilsekte bir ufak özür kalbin pamuk yumağı haline gelmesini sağlar. Belki o an gurur ile özre cevap verilmeyebilir ama bir dahaki karşılaşmada mutlaka güler bir yüz bizi karşılayacaktır. İşte hayat güler yüzler ile dolu oldukça zamana değer bir hal alır. İşte dar penceremiz bu gülücükler ile renklenir ve genişler.

Zor olan hiçbir şey yok çünkü bize kaldıramayacağımız yük yüklenmemiş. Biz bile bile ağır yükleri sırtımıza almışızdır. Ve bu yüklerin altında hayata kambur adımlar atmışızdır. Nedense insan kendine söylenenin aksini yapmayı sever. Buda ona çok şeyler kaybettirir. Kaybettiği şeylerde öyle eften püften şeyler değildir. Bazen hayatını bile kaybeder. Hayatı bizim için yaşanabilir kılan Yaratıcıya yakın olmaktır. Biz ondan ne kadar uzak olursak sırtımızdaki yükler o kadar çok ağır olacaktır. O ki, bizim bedenimizdeki bütün kimyayı bildiği gibi bizde saklı olan bütün hisleri en ince ayrıntısına kadar biliyor. Bizi böyle bilen bir yaratıcının bizim hayatta mutlu olmamız için lazım olan şeylerin hepsini bilmemesi mümkün mü? İşte hayatımızın hafif ve taşımaya değer yükler altında geçmesi için yapmamız gereken sadece sayfaları çevirmek. Ve çevirdiğimiz her sayfada yaratıcımızın mührünü görmek.

          Bazen insana duyduğu bir ses, bir melodi, bir koku geçmişinden izleri anımsamasına neden olur. Bu da onun geçmişinden kopamadığının kanıtıdır. Evet insan geçmişinden tamamen soyutlanamıyor. Geçmiş kimi için güzelliklerle dolu anılar yumağı, kimi içinse acılarla dolu ateş ocağı olmuştur. Duyduğu seslerden aldığı kokulardan geçmişine göre nefret yada mutluluk duyar. Elbette hayat tamamıyla mutluluklar içinde geçmez ve geçmesi de normal olan bir durum değildir. Çünkü güzellikler zıtlarıyla bilinir. Siyah olmadan beyazın anlamı olmaz, karanlık olmadan ışığın anlamı olmaz, bunun gibi acı olmadan mutluluğun anlamı da olmaz. İnsan hayatı tecrübelerle ve zıtlıklarla doludur. Bu tecrübeleri yaşadıklarıyla elde eder. Yaşadıkları ne kadar farklılaşırsa tecrübeleri de o kadar farklılaşır. Farklılaşan bu tecrübeleri sayesinde geleceğine yansıyacak olan karakter topluluğu içinde kendi karakterini kaybetmez aksine kendi karakterini farklı bir model olarak yansıtır. Dar pencerelerden bahsetmiştik, işte pencerelerin daralması ya da genişlemesinin temeli tamda bu karakter karşılaşmalarıyla olur. Eğer insan tecrübelerinin farkında değilse ve bu tecrübeleri çaylakçasına başka karakterlerde eritirse penceresi gözlerinin gördüğü alan kadar olur. Dünya görüşünü ve karakterleri pozitif yönde etkileyenler bu düşüncemin haricindedir. Çünkü penceremizin genişlemesi de karakterimizin pozitif etkilenmesiyle birlikte dünya görüşümüzün karamsarlık ve belirsizlikten kurtulmasıyla mümkündür. Karakterlerimiz tam anlamıyla bizim olana kadar çekişmeler arasında kalırız. Bir tarafta dar pencereli odalarda kendi görüşleri doğrultusunda bizleri uyutmak isteyenler, diğer tarafta penceremizi genişletip bizlere yol gösterenler. Bugün bu çatışmanın en yoğun olduğu gündür. Gençliğin keşkelerle birlikte pişmanlıklar içinde boğulduğu gün bugün bu asırdır. Hakikat ustaları tabelalarını sermiş ama ona karşılık cehennem oduncuları da oyunlarını kurmuş, ateşlerini körüklemek istiyor. Biz iki tarafında tabiriyle sessizler olarak hangi saftayız. Bunu kendimize vicdan muhasebesi yaparak soralım ki, tarafsız karar verelim.

Bu yazı toplam 860 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.