1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Gecikme Zammı da İstiyoruz
Gecikme Zammı da İstiyoruz

Gecikme Zammı da İstiyoruz

Türkiye Kamu-Sen’in 20 yıldır mücadelesini verdiği grevli-toplu sözleşmeli sendikal haklardan, toplu sözleşme hakkını düzenleyen kanun nihayet Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onaylamasıyla yasalaştı.

A+A-

Türkiye Kamu-Sen’in 20 yıldır mücadelesini verdiği grevli-toplu sözleşmeli sendikal haklardan, toplu sözleşme hakkını düzenleyen kanun nihayet Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onaylamasıyla yasalaştı.

Kurulduğumuz günden beri toplu sözleşmeli-grevli, siyasete katılma hakkını da içeren gerçek anlamda sendikacılık yapmanın mücadelesini veriyoruz. Mücadele sonucunda kamu görevlilerinin toplu sözleşme hakkının anayasal güvence altına alınmasını sağladık.

İnşallah, önümüzdeki dönemde kamu görevlilerimizin grev ve siyasete katılma haklarını da içeren, tam anlamıyla sendika hakkı diyebileceğimiz düzenlemelere kavuşmasını da sağlayacağız.

ILO’nun 200’e yakın sözleşmesi arasında yalnızca 7 tanesi insan haklarıyla ilgilidir. İnsan haklarıyla ilgili 7 sözleşmenin ikisi ise çalışma hayatı, örgütlenme ve toplu pazarlık haklarını içeren 87 ve 98 sayılı sözleşmelerdir. Buradan anlaşılacağı üzere toplu sözleşme ve grev hakkı yalnızca iş hayatı ile ilgili bir olgu olmanın ötesinde, insan hakkı olarak tanımlanmıştır.

ILO uzmanlar komitesi de grev hakkının, sendika hakkının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulamaktadır. Dolayısı ile grev hakkı olmayan bir uygulamanın, tam anlamıyla sendikal özgürlük olmadığının bilinci içerisinde faaliyetlerimizi yürütüyoruz ve kamu görevlilerimizin evrensel sendikal haklara kavuşması için mücadele veriyoruz.

Türkiye Kamu-Sen olarak 2011 yılında yapılması gereken; ancak siyasilerin işi yokuşa sürmeleri nedeniyle 1 yıl geciken ve memurlarımızın dört ay boyunca zamsız maaş almalarına yol açan toplu sözleşme süreciyle ilgili olarak çalışmalarımızı tamamladık.

Son yıllarda kamu görevlilerinin maaş artışlarında hedeflene enflasyonun gösterge olarak kabul edilmesi; ancak, yılsonunda bu hedeflerin yakalanamamamsı nedeniyle memurlarımız büyük mağduriyetler yaşamaktadır. Öyle ki geçtiğimiz yıl enflasyon hedefi %7 iken ve kamu görevlilerinin maaşlarına bu hedef çerçevesinde artış yapılmışken; gerçekleşen enflasyon %10,45 olmuş ve memur maaşları yıl içinde %2,5 erimiştir.

2011 ve 2012 Mart ayları temel alındığında, TÜİK’in rakamlarına göre son bir yıl içinde zorunlu tüketim kalemlerinden elektrik %18; doğalgaz %34; benzin %17; mazot %25; mutfak tüpü %18; tavuk eti %18; yumurta %39; kuru fasulye %14; nohut %49; barbunya %16; patates %20; sivri biber %70; patlıcan %25;salatalık %39; ıspanak %49; marul %56; ayçiçeği yağı %15; kömür %23; odun %18 zamlanmıştır. Diğer ürünlerde de benzer oranlı zamlar görülmüştür.

Bu durum memur maaşlarındaki bir yıllık gerçek erimenin boyutlarının çok daha vahim olduğunu göstermektedir. 2003 yılında vazgeçilen refah payı uygulaması nedeniyle kamu görevlilerimizin kaybı aylık 365 TL’ye ulaşmıştır. Bugüne kadar uygulanmayan Uzlaştırma Kurulu kararlarından dolayı memurlarımızın aylık kaybı 354 TL’dir.

Bu süreçte açlık sınırı 1267; yoksulluk sınırı ise 1647 TL’ye yükselmiştir. Dört kişilik bir aile, yalnızca mutfak masrafı ve ev kirası için aylık 1304 liraya ihtiyaç duyduğu bir ortamda, memurlarımız ve emeklilerimiz tam dört aydır zam almadan yaşamaya mahkûm edilmişlerdir.

Bu nedenle kamu görevlilerimizin kayıplarının karşılanması zorunluluğu doğmuştur.

Türkiye, OECD ülkeleri içinde en zengin kesimle en yoksul kesim arasındaki uçurumun en büyük olduğu, gelir dağılımının en bozuk olduğu, yoksulluk oranının en yüksek olduğu ülkelerin başında gelmektedir.

Türkiye ekonomisinin son 10 yılda sürekli bir büyüme trendi içinde olmasına; 2010 yılında %9,2; 2011 yılında ise %8,5 büyümesine rağmen OECD ülkeleri içindeki bu olumsuz durumun ana nedeni ücretlilerin gelirlerinin reel olarak artmaması; hatta gerilemesidir.

Görülüyor ki; kamu görevlilerinin maaşlarına yapılacak artışlarda hedeflenen enflasyon yerine açlık ve yoksulluk sınırının dikkate alınması, yapılan maaş artışlarına refah payı eklenmesi ve maaş artışlarında açlık ve yoksulluk sınırındaki gelişmelerin de göz önünde bulundurulması bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu gelişmeler ışığında, bu yıl yetkililerden iyi niyetli yaklaşımlar bekliyor ve mazeret üretmek yerine çözüm üretmelerini diliyoruz.

Bu noktada Türkiye Kamu-Sen olarak taleplerimizi dört ayrı kategoriye ayırmak mümkündür. Bunlardan birincisi, ek ödemede ortaya çıkan adaletsizliklerin giderilmesi ve oranlarının artırılarak gerçek anlamda ücret adaletinin sağlanması; ikincisi, kamu görevlilerinin kendileri ve ailelerinin insanca yaşaması için yetecek düzeyde ücret almalarını sağlamak amacıyla talep edilecek seyyanen ve yüzdelik artış; üçüncüsü, sendika üyesi olan kamu görevlileri ile üye olmayanlar arasında fark oluşturmak adına sendika üyesi kamu görevlilerine Toplu Sözleşme İkramiyesi verilmesi; dördüncüsü ise kamu görevlilerinin çalışma şartlarının düzenlenmesi ve iyileştirilmesidir.

Buna göre öncelikli olarak;

2012 yılının Ocak ayında memur maaşlarına artış yapılmaması nedeniyle tüm kamu görevlilerine, geciken süre ile orantılı olarak gecikme faizi ödenmelidir.

Memur maaşını oluşturan bütün kalemler ile ek ödeme, döner sermaye ve diğer ödemelerin de emekli keseneğine dâhil edilerek, emekli olacak memurların yaşadığı mağduriyetler giderilmelidir.

Kamu görevlilerinin emekli ikramiyesi için öngörülen 30 yıl sınırlaması kaldırılmalı, bu yolla her çalışanın çalıştığı süre ile orantılı olarak emekli ikramiyesi alması sağlanmalıdır. Emeklilerimizin de gelir dağılımdan adil bir pay almasını sağlayacak uygulamalara geçilmelidir.

Tüm kamu görevlilerinin ve emeklilerinin maaşlarına 1 Ocak 2012’den geçerli olmak üzere taban aylığa yansıyacak şekilde aylık net 100 TL zam yapılmalıdır.

Bu artışa ek olarak tüm kamu görevlilerine ve emeklilerine 2012 yılı için birinci ve ikinci aylık dilimlerde ayrı ayrı %10’ar (%10+10) maaş artışı yapılmalıdır.

Yılda iki kez dini bayramlar öncesinde tüm kamu görevlilerine brüt asgari ücret tutarında (886,5 TL) “Bayram İkramiyesi” ödenmelidir.

En düşük ek gösterge rakamı 2200 olarak belirlenmelidir. Genel İdare Hizmetleri ve Yardımcı Hizmetler Sınıfında çalışan memurlara eğitim durumlarına göre yükselebilecekleri derecelerin kadrosu verilmeli, ek göstergelerde oluşan adaletsizlikler giderilerek, ek gösterge uygulaması 8. dereceden itibaren başlatılmalı ve tüm ek gösterge rakamları 800’er puan artırılmalıdır.

Özel hizmet tazminatında yaşanan adaletsizliklerin giderilmesi için özel hizmet tazminat oranları, eğitim durumu, kadro pozisyona göre yeniden belirlenmeli, bu amaçla öncelikle özel hizmet tazminat oranları 21 puan artırılarak, tüm kamu görevlilerinin ve emeklilerinin maaşlarına net 100 TL daha özel hizmet tazminatı eklenmelidir.

KİT’lerde görev yapan personel ile diğer çalışanlar arasında meydana gelen ek ödeme farklılığı kaldırılarak eşitlenmelidir.

666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ortaya çıkan ek ödeme sorunları giderilmelidir. Özellikle dünyanın tüm ülkesinde en yüksek maaş alan öğretmen ve öğretim görevlilerinin, bu kararnameyle Türkiye’de neredeyse en düşük maaş alan kesim haline getirilmesi kabul edilemez. Bu çerçevede, kamu görevlilerinin büyük çoğunluğunu oluşturan 700 bin öğretmen başta olmak üzere, din görevlisi, hekim dışı sağlık personeli, posta dağıtıcısı, araştırmacı, polis, subay, ast subay, profesör, doçent, yardımcı doçent, araştırma görevlisi gibi ek ödeme artışından faydalanamayan kamu görevlilerinin ek ödeme oranları 25-75 puan artırılmalıdır.

Kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan uzmanlar arasında oluşturulan kariyer uzmanlığı- normal uzmanlık, merkez-taşra uzmanları gibi farklılıklar giderilmeli, aynı unvanlı personelin özlük hakları eşitlenmelidir.

Kamuda istihdam yapısını değiştiren, iş güvencesini yok eden 4-b ve 4-c statüsünde eleman çalıştırma, vekil ebe, vekil imam, sözleşmeli öğretmen uygulamasından bir an önce vazgeçilmelidir. Bu statülerde çalışan tüm kamu çalışanları kadrolu statüye geçirilmelidir.

Fazla mesai ücreti, çalışanın normal çalışması karşılığında aldığı saat başı ücretten az olmayacak şekilde artırılmalı ve sözleşmeli, 4/C’li, kadrolu personel ayrımı yapılmaksızın tüm personele ödenmelidir.

Ortalama memur maaşının yıllık toplam tutarı dikkate alınarak, gelir vergisi tarifesi dilimleri yükseltilmeli, özellikle sözleşmeli personelin yaşadığı vergi adaletsizliği giderilmelidir.

Yerel yönetimlerde çalışanların maaşlarının zamanında ödenmesi sağlanmalıdır.

Aile yardımı ve çocuk parası tutarları yükseltilmeli; aile yardımı 238,3 TL, çocuk parası ise 0-6 yaş çocuk için 66,2 TL, 6 yaş üstü çocuk için 33,1 TL olarak belirlenmelidir. Bu ödemeden ayrım yapılmaksızın tüm 4/C’li ve değişik adlar altındaki sözleşmeli personelin de faydalanması sağlanmalıdır.

Saat başı ek ders ücreti net 15 TL olarak uygulanmalı ve kamu kurum ve kuruluşlarında fiilen öğretmenlik yapan personele de ek ders ücreti verilmelidir.

Tüm kamu görevlilerinin işçilerde olduğu gibi yemeklerden ücretsiz yararlanması ve yemek hizmeti sunulmayan işyerlerinde yemek ücretinin nakit olarak ödenmesi sağlanmalıdır.

Tüm kamu görevlilerine giyim, kira, evlenme, ulaşım, doğum, ölüm ve eğitim yardımı Uzlaştırma Kurulu’nun daha önce verdiği kararlara uygun şartlarda ödenmeli, sosyal devlet ilkesi gerçek anlamda hayata geçirilmelidir.

Tüm sendika üyesi kamu görevlilerine, memur maaş katsayısının 20 bin gösterge rakamı ile çarpımı sonucu bulunacak tutar (aylık 110 TL) aylık Toplu Sözleşme İkramiyesi olarak verilmelidir. (Bu noktada, Toplu Sözleşme İkramiyesi’nin doğrudan kamu görevlilerine ödenen bir ikramiye olduğunu, sendikaların gelirleriyle hiçbir ilgisinin bulunmadığını bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum.)

Vatani görevini yapmak üzere ya da doğum yapması nedeniyle ücretsiz izne ayrılan kamu görevlilerinin sosyal güvenlik primleri kurumları tarafından yatırılmaya devam etmeli, söz konusu personele izinleri süresince maaşlarının ¼’ü oranında destek ödemesi yapılmalıdır.

Aile birliğinin sağlanması temel alınmalı, eş durumu, sağlık ve öğrenim özrü önündeki engeller kaldırılmalıdır.

Bayramlarda ve hafta sonlarında tatil yapamayan kamu çalışanlarının çalışma şartları yeniden gözden geçirilmelidir.

Tüm kamu hizmet araçları KASKO kapsamına alınmalıdır.

İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olarak hazırlanan tasarı bir an önce yasalaşmalı ve kamu görevlilerinin ergonomik kurallara uygun ortamlarda çalışması sağlanmalıdır.

Mobbing uygulamasına maruz kalan personelin korunmasına yönelik yasal düzenleme yapılmalıdır.

Deprem, sel, su baskını, yangın gibi doğal afete maruz kalan bölgelerde görev yapmakta iken hayatını kaybeden kamu görevlilerinin, hizmet sürelerine bakılmaksızın emekliliğe hak kazanmaları sağlanmalıdır.

Doğal afet halinde bu bölgelerde görev yapan personele bir maaş tutarında ikramiye verilmelidir. Bu kimselerin talepleri halinde başka bölgelere tayin hakkı da verilmelidir.

18 yaşını dolduran çocuklarımızın öğrenimlerine devam edememeleri durumunda ödemek zorunda kaldıkları Genel Sağlık Sigortası Primi uygulamasına son verilmeli, yaş sınırı yükseltilmelidir.


Engelli personelin daha kolay hizmet üretebilmeleri için görevleri ile ilgili gerekli araç ve gereçler alınmalı; engelli personele engel durumunu artıracak görevlendirme yapılmamalıdır.

Bu talepler ışığında Türkiye Kamu-Sen’in 2012 yılı için kamu görevlilerine uygulanacak zam ve tazminatlar konusundaki mali talebi; ikramiyeler ve ücret adaletinin sağlanması için talep ettiğimiz kısmi artışlar ve sosyal yardımlar hariç en düşük dereceli memur maaşı için 401,75 TL; ortalama memur maaşı için 483,28 TL maaş artışı getirmektedir.

Yukarıda saydığım talepler, Toplu sözleşme görüşmelerinde dile getireceklerimizin yalnızca bir kısmını oluşturmaktadır. Bütün kamu görevlilerimizin sorunlarını çok iyi biliyor; sorunlarının çözülmesi için her zeminde her türlü mücadeleyi veriyoruz.

Türkiye Kamu-Sen’in, kamu görevlilerimizin her zaman yanında olduğunun bilinmesini istiyorum.

Bilinmelidir ki; taleplerimiz, geçerli temellere dayanan, son derece makul ve karşılanabilir bir şekilde hazırlanmıştır. Gereken ciddiyet ve azim gösterildiğinde, tüm taleplerimizin karşılanacağından eminiz. Taleplerimizin karşılanmaması için tek engel, muhataplarımızın ekonomik tercihi olacaktır. Ekonomik tercihler, vatandaşlarımızı mutlu etme ve geliri adil paylaşma yönünde kullanılırsa kamu görevlilerinin yüzü bir nebze olsun gülecek ve zedelenmiş olan itibarı iade edilecektir.

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.