1. HABERLER

  2. DİYANET

  3. Diyanet'e Yönelik Saldırıların Amacı Ne?
Diyanet'e Yönelik Saldırıların Amacı Ne?

Diyanet'e Yönelik Saldırıların Amacı Ne?

Diyanete yönelik saldırılar neyi amaçlıyor? Necmeddin Erbakan Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ahmet Yaman son günlerde Sözcü ve Cumhuriyet başta olmak üzere belli medya kuruluşlarının hedef tahtasına koyduğu Diyanet İşleri Başkanlığı gündemini ve altında yata

A+A-

Necmeddin Erbakan Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ahmet Yaman son günlerde Sözcü ve Cumhuriyet başta olmak üzere belli medya kuruluşlarının hedef tahtasına koyduğu Diyanet İşleri Başkanlığı gündemini ve altında yatan nedenleri irdeledi.

İşte Yaman'In analizi;

Bu haftanın en çok konuşulan konularından biri de Diyanet'in 9 yaşındaki kız çocuklarının evlendirilebileceğine olumlu fetva verdiği yalanıydı. Bu yalan üzerinden ciddi ciddi yorumlar ve haberler yapıldı; Diyanet yuhalandı, kapatılsın kampanyaları açıldı. Toplumun marjinal sayılabilecek bir kesiminde bulunan Diyanet düşmanlığı, daha doğru ifadeyle dinle yani İslam'la kavgalı olma hali, yeni ama tıpkı eskileri gibi masa başında kurgulanmış asparagas bir haberle arz-ı endâm etti. Öyle anlaşılıyor ki, oluşturulacak bir algıyla Diyanet'in gözden düşürülmesi ve onun üzerinden İslam'ın tartışılır hale getirilmesi ve böylece de özellikle gençler nezdinde dine mesafeli bir duruş üretilmesi hedeflenmişti. Bununla yakından ilgili bir başka amaç da herhalde sistematik saldırılarla Diyanet'in pusturulması ve kendisini hayattan yalıtarak camiye hapsetmesiydi.

Kurumun yayınladığı bir sözlükteki iki ayrı kavramın içeriklerini birleştirerek "Diyanet: 9 yaşına giren kız evlenebilir, gebe kalabilir"diye manşet atmak,habercilik etiği ve basın ahlak kuralları bir tarafa, asgari insanlık değerlerinin bile kabul edemeyeceği bir yoldur. Ama ne yazık ki, "bağcıyı dövmek" için bu yola başvurulmuş ve ardından sistematik bir yıpratma kampanyası başlatılabilmiştir. Oysa Diyanet'in en üst karar ve danışma organı olan Din İşleri Yüksek Kurulu bundan 6 yıl önce "Küçüklerin Evlendirilmesi" başlıklı bir karar almış ve bu kararda şu gerekçelerle böyle evliliklerin uygun olmayacağına vurgu yapmıştır:

"1. Öncelikle bu uygulama, evliliğin esaslı hedefleriyle uyumlu değildir. Zira evlenmenin esas hedefi, mutlu bir aile yuvası kurarak birlikte huzur içinde yaşamak ve nesli devam ettirmektir. Küçüklerin evlendirilmesi bunların hiçbirini gerçekleştirmeyeceği gibi birçok sorunu da ortaya çıkaracaktır.

2. "Yetimleri nikâhlanma olgunluğuna gelinceye kadar deneyin. Onların reşid olduklarını anlarsanız mallarını artık kendilerine verin" (Nisa 4/6) ayeti, nikâh için belli bir olgunluğun gerekli olduğunu bildirmektedir ki, bu da küçüklük devresinden sonra gelen erginlik dönemidir.

3. Evliliğin hukukî ve ahlâkî çerçevesini çizen ayet ve hadislere bakıldığında onların yetişkin bireyleri hedef aldığı ve bireye sorumluluk yüklediği görülür. Buradan hareketle evlenecek kişilerin bu sorumluluğun bilincinde ve gereğini yerine getirebilecek olgunlukta olmaları gerekir. Bu açıdan, küçüklerin evlendirilmelerinin, nikâhın ve makâsıd-ı şerîa denen İslam'ın genel amaçlarıyla uyumlu olmadığı söylenebilir.

4. Günümüzde küçüklerin evlendirilmeleri, onları genellikle ekonomik, biyolojik ve psikolojik açılardan kaldıramayacakları bir yükün altına sokmaktadır.

5. Bu tür evliliklerin günümüz şartlarıyla da uyumlu olmadığı ve birçok haksızlıklara zemin hazırladığı ortadadır.

Bu yaklaşım ve gerekçelere bağlı olarak küçüklerin evlendirilmelerinin ilkesel olarak uygun olmadığı mütalaa olunmuştur."

Hal böyleyken Diyanet'e gerçek dışı bir fetva atfedenler 14 Kasım 2017 tarihinde tr.euronews.com'da yayımlanan "11 yaşındaki bir kız çocuğu ile bir yetişkin arasında yaşanan ilişki Fransa'da yeni bir tartışmayı beraberinde getirdi. Cinsel ilişkiye girmek için rüşt yaşının minimum kaç olması gerektiği üzerinde tartışmalar sürüyor. Eşitlik Komisyonu, Fransa'da 15 olan cinsel rüşt yaşını 13'e çekmeye hazırlanıyor" haberini ve devamındaki "Avusturya, Bulgaristan, Estonya, Almanya, Macaristan, İtalya ve Portekiz'de cinsel rüşt yaşı 14" bilgisini gayet normal bir durum olarak nakledebilmişlerdir.

DİYANET NE YAPMALI

Diyanet öncelikle 633 sayılı kanunun kendine verdiği "din konusunda toplumu aydınlatmak" görevini eksiksiz yerine getirmeye devam etmelidir. Bu cümledeki "eksiksiz" nitelemesi, hiç birini ihmal etmeksizin dinin ilgilendiği bütün alanları vurgulamak içindir. Kendisine yönelik sistematik saldırılar karşısında Diyanet, tehevvüre kapılıp savunma pozisyonu almamalı, hele hele apologize bir dilkullanmamalıdır. Bu tavır onu küçülmeye, iddiasını yitirmeye ve toplumdan-hayattan çekilmeye iter. Oysa din, insanı ve toplumu kuşatan ilahî bir mesajdır ve Diyanet'in kanundan kaynaklanan aslî görevi de bu mesajın en doğru biçimde topluma yansıtılmasıdır.Aleyhte yapılan her yayından sonra bir kitabı tedavülden kaldırmak, bir fetvayı değiştirmek ya da sistemik bir değişikliğe giderek faaliyetlerin bir kısmını askıya almak, sorunu çözmeyeceği gibi saldırganlara cesaret verecektir.

Diyanet'in yapacağı bir başka iş, mensuplarını hareketlendirmesidir. Hizmetiçi eğitim kanallarını kullanarak her kademedeki görevlilerini bir taraftan dinî-meslekî bilgiler açısından zenginleştirmeli diğer taraftan da motivasyonlarını artırmalıdır. Onlara ellerindeki her türlü meşru vasıtayla Kuruma sahip çıkma bilinci vermeli, sistematik saldırılar karşısında takip etmeleri gereken strateji öğretilmelidir.

Tüzel kişiliğine karşı yönelen hakaret ile haysiyetini küçük düşürücü ve gerçeğe aykırı yayınlar yapılması halinde hukukî yollara başvurmak da Diyanet'in şimdiye kadar çok müracaat etmediği ama yapması gereken işlemler sadedinde hatırlatılabilir.

KAMU NE YAPMALI

Herhangi bir toplum için din vazgeçilemez bir önemi hâiz olduğundan ülkemizde bu alanı düzenleyen yegâne anayasal kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı, siyasal ve bürokratik baskılardan kolayca etkilenmeyecek bir yapıya kavuşturulmalıdır. Bunu sağlayacak ilk adım, kurumun özerk hale getirilmesi ve Cumhurbaşkanlığına bağlanmasıdır. Sonraki adım Kurumun eleman ve donanım itibariyle daha güçlü hale getirilmesidir. Toplumsal barışın ana dinamolarından biri olan Diyanet'in güçlü ve özerk olması, hayatın anlamını kaybedip agnostisizm, nihilizm, ateizm ve deizm girdabında bocalayan nesillerin kurtarılabilmesi için de elzem görünmektedir. Hiçlik ve tükenmişlik duygularının galip olduğu toplumların insanlığın geleceği açısından yapıcı bir rol oynamayacağı açıktır. Gelecek, bedenleriyle birlikte ruhlarının da doyuma ulaştığı nesillerin elinde şekillenecek; böyle bir insan servetine sahip olan devletler de ayakları üzerinde durabilecektir.

Unutulmasın ki, Diyanet bu ülkeye, bu coğrafyaya ve bu dünyaya yani hepimize lazım bir kurumdur. Aksi durum, bugün İslam dünyasının pek çok yerinde görülen "dinî terör"(!), mezhep kavgası, kardeş katli, fetva anarşisi ve toplumsal kaostur.

Prof. Dr. Ahmet YAMAN
Necmeddin Erbakan Üniversitesi

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.