1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Çözümün ve Yeninin Mayası Olmaya Devam Ediyoruz
Çözümün ve Yeninin Mayası Olmaya Devam Ediyoruz

Çözümün ve Yeninin Mayası Olmaya Devam Ediyoruz

“Eğitimin ilk hedefi bilimsellik değil, insanlıktır” Ernest Seton Türkiye’nin çağı yakalaması, gelişmiş ülkeler arasındaki yerini alması, makroekonomik istikrarı sağlamaya dönük politikalar yanında, Türkiye’yi 21.

A+A-

“Eğitimin ilk hedefi bilimsellik değil, insanlıktır” Ernest Seton

Türkiye’nin çağı yakalaması, gelişmiş ülkeler arasındaki yerini alması, makroekonomik istikrarı sağlamaya dönük politikalar yanında, Türkiye’yi 21. yüzyıla lider ülke olmaya taşıyacak yapısal değişimlerin bir aksiyon planı mantığıyla ele alınması gerekmektedir. Yakın tarihimize baktığımızda, ülkemizde bu manada bir değişim ve dönüşümün yaşandığını görmekteyiz. Eğitim-Bir-Sen olarak, değişim ve dönüşüm ekseninin her noktasında hep milli durduk, milli durmaya devam edeceğiz. Evrensel bakıp, doğru görerek, dünyamızda olup biteni doğru okuyup, yorumlayarak çağımızın ve çağlar ötesinin zembereğini milli ve manevi değerlerimiz ekseninde biz inşa edeceğiz.

Düşünürümüz Nurettin Topçu der ki, “Felsefesi olmayan bir milletin mektebi olmaz.” Eğitim-Bir-Sen olarak temel felsefemiz doğrultusunda, “kınayanların kınamasına” aldırmadan milletimizin yararına olan çözüm odaklı hizmet üretmekteyiz. Kamu çalışanlarını ve eğitim sistemimizi yakından ilgilendiren iki önemli değişiklik gerçekleşti. Bu değişiklikler, stratejik ve vizyoner çalışmalarımızın bir ürünüdür. Bunlardan birisi, “Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu”; diğeri ise, kamuoyunda 4+4+4 olarak bilinen 6287 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’dur. Bu iki yasal düzenlemenin mimarı Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen’dir. Eğitim-Bir-Senimiz, sonuç odaklı perspektifle çalışarak ve etkili konumuyla özelde eğitim çalışanlarının genelde ise milletimizin ve insanlığın gönlünde önemli bir yer edinmiş, yüzbinlerce eğitim çalışanının umut limanı olmuştur. Bu özverili çalışmasıyla, bir kez daha semasında parlayan tek yıldız olmanın haklı gururunu yaşayan Eğitim-Bir-Sen, Üstat Necip Fazıl’ın deyişiyle, “tarihimizi örümceklerin değil, şimşeklerin çevirdiği” bir zaman dilimine ve o zamanın damarlarına kan pompalayan güç olmuştur.

Birçok konuşmamda belirttiğim gibi, biz tarihin dönüştürücü özneleriyiz. Çünkü tarihin dönüştürücü dinamizmini biz taşıyoruz. Şöyle ki, Eğitim-Bir-Sen, sendikacılığa tartışmasız yeni bir vizyon getirmiştir. Bir yandan ücret ve özlük hakları mücadelesini en iyi şekilde verirken, diğer yandan Türkiye’nin geleceğinin şekillenmesinde paydaş olmayı bilmiştir. Başta eğitim ve demokrasi olmak üzere ülkemizin temel sorunlarına çözüm üretmede üzerine düşen her türlü çalışmayı severek yapmış ve bu idealinden asla taviz vermemiştir. Başarımızda, gördüklerimiz ve tartıştıklarımızdan doğru sonuçlar çıkarmamız, sorumluluklarımızdan kaçmayışımız ve elbette ki ilkelerimizden ödün vermeyişimiz etkili olmuştur. Öncü, temsil yeteneğimizi ve mücadele azmimizi hep çoğalttık. Bu ülkenin geleceğindeki yerini yok sayan her insan, her örgüt körleşir. İç dünyamızda ya da çevremizde, sırtımızı döndüğümüz her ‘sorun’un, ya yerinde duracağını ya da artarak yeniden karşımıza çıkacağını bilerek çok çalıştık, çalışıyoruz. Gözümüzü Türkiye’nin büyük hedeflerinden bir an olsun ayırmadık, ayırmayacağız. Yürüyecek daha çok yolumuz var. Aşık Veysel’in dediği gibi, “uzun ince bir yoldayız…”

Eğitim-Bir-Sen olarak hizmet bayrağını devralıp yola çıktığımız ilk günden beri, eğitim çalışanlarımızın aklından ve vicdanından hiç ayrı düşmedik, milletin beklentilerine bir an bile bigâne kalmadık. Kendimizi, bu ülkenin insanlarının taşıdığı değer dışında, uzağında bir yere asla ve asla konumlandırmadık. Hiç bir zaman bu ülkenin dertlerine, toplumun ve eğitim çalışanlarının taleplerine gözümüzü kapamadık, kulaklarımızı tıkamadık, tıkamayacağız. Millet idaresinin vesayet altına alınmasına asla rıza göstermedik, göstermeyeceğiz. Kimileri kapalı kapılar ardında hesap yaparken, biz kâh meydanlarda kâh görüşme masalarında kâh televizyon ekranlarında ve gazete sayfalarında milletimiz ve kamu çalışanlarımız adına hesap sorduk. Çözüm ürettik, mücadele ettik, direndik ve eğitim çalışanlarımız için kazanımları elde ettik.

Eğitim, bir hak olmanın ötesinde her toplum için bir zorunluluk ve önemli bir kamu hizmetidir. Bundan dolayı, devlet dediğimiz bu büyük organizasyon içerisinde yapılması gereken çok şeyin olduğunun idrakindeyiz. Herkese bu hak teslim edilirken, dayatmacı olmadan, yatay geçişlere imkân tanıyan, toplum mühendisliği taslamadan, herkese olabildiği kadar olma ve gidebildiği kadar gitme şansı veren, insanımıza evrensel değerleri ve inancını tanıma, yaşama ve yaşatma hakkı veren, “zorlaştıran değil, kolaylaştıran; nefret ettiren değil, sevdiren” bir anlayışla eğitim sistemimizi düzenleme noktasında yapılacak tüm çalışmalara destek vereceğimizi deklare etmiştik.

Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’a göre marifet, gelişmenin maddi şartlarını hazırlarken, fazilet ise maddi olan şeylerin değerler ölçüsünde kullanılmasını sağlar. Marifetin geri kalması milleti iptidailiğe götürür. Ne yazık ki, üç yüz yıldır millet olarak önce marifette geriledik, maddi gücümüzü kaybettik, daha sonra da faziletimizi yavaş yavaş kaybetmeye başladık. Eğitimde köklü değişiklik ve dönüşüm sağlayan 4+4+4 kesintili ve kademeli eğitime geçilmesiyle, milletimizin fertlerine hem marifetin hem de faziletin daha iyi şekilde verileceğini ümit ediyorum. Mücadelemiz, tamamen geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın çağın değerleri ile dünya arenasında etkili birer insan olarak yetiştirilerek; kendisine, ailesine, inancına ve ülkesine yararlı, katma değer sağlayabilecek niteliklere sahip nesiller içindir.

Sekiz yıllık dayatmacı eğitim modeli, 28 Şubat sürecinin puslu havasında kendisine zemin bulan vesayetçi mahfiller, daha net bir ifadeyle, eli silah tutanlar tarafından dizayn edildi. Öncüsü olduğumuz yeni model ise milletimizin talep ve beklentilerine dayanmaktadır. Sözünü ettiğimiz bu bozuk sistemin başlıca sorumlusu, kesintisiz zorunlu eğitim politikası olmuştur. Bu dayatmacı model, pedagojik değil, ideolojik kaygılar üzerine inşa edilmiş Ortaçağ Avrupası’ndaki feodalizmin topal ördeğidir. Türkiye’deki eğitim sisteminin pergel metaforunun arşimet noktasına bakalım. ABD’nin 26. Başkanı Theodore Roosevelt, “Bir insanı akıl yönünden eğitip ahlak yönünden eğitmemek toplumun başına bir bela yetiştirmek demektir” diyor. Sekiz yılık kesintisiz zorunlu eğitim sistemi, bizim medeniyet ilkelerimize, dinamiklerimize, iddialarımıza ve ruhumuza dayanan bir eğitim sistemi midir yoksa vesayetçi bir eğitim sistemi mi? “Arşimet noktasını yitirmiş, pergelini şaşırmış” bir eğitim sistemi ile ne tür kuşaklar yetiştireceğimizi ve nereye doğru sürüklendiğimizi görebiliyor muyuz acaba?

Biz bunu gördük. Onun içindir ki, sesimizi değil, sözümüzü yükselttik. Bu süreçte oynadığımız etkili rol ile örgütlü, demokratik düzenimizin, sivil toplum örgütü olmanın sorumluluğuyla hareket ettik. Biliyoruz ki, çözümde rol almayanlar, sorunun bir parçası olur. 2010’da Kızılcahamam’da yapılan 18. Milli Eğitim Şurası’nda, iyi organize olmuş bir ekiple verdiğimiz önergelerle kesintili eğitimi şuranın ana konusu haline getirip, gündeme taşıdık. Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimiz Hz. Muhammed’in hayatının okullarda ders olarak okutulmasına, 1+4+4+4 şeklindeki önergemizle ortak aklın işleyişine iyi bir örnek teşkil edebilecek bir anlayışla eğitim üzerindeki vesayetin kalkmasına öncülük ettik, etmeye de devam edeceğiz.

1997 yılında hayata geçirilen ve 15 yıldır kesintisiz olarak devam ettirilen zorunlu eğitimin iki ana sacayağı vardır. Birincisi, yükseköğretim boyutudur; bunun iki dayatması olmuştur: Başörtü ve katsayı eşitsizliği. Bir diğeri ise, temel eğitim boyutudur. Bunun da iki dayatması olmuştur: Kesintisiz eğitim ve karma eğitim mecburiyeti. Meselenin temel eğitim boyutunu ilgilendiren yönü, meslek liselerini ve imam hatip okullarını ortadan kaldırmak olarak tezahür etmiştir. Bu tarihten sonra imam hatip liseleri ve tüm meslek liselerinin orta kısımları kapatılmıştır. Uygulama, imam hatiplerin orta kısımlarını kapatmaya yönelik olduğu, mesleki eğitime büyük darbe vurduğu ve pedagojik değil, ideolojik kaygılar nedeniyle ve askeri bürokrasi eliyle yapıldığı için yıllarca eleştirilmiştir. İdeoloji meselesine gelince; Bilge Cemil Meriç göre, “İdeolojiler insanlara giydirilmiş deli gömlekleridir.” Milletin iradesine giydirilmiş deli gömleklerini söküp attırmak da bizim boynumuzun borcuydu. Darbe ürünü ideoloji merkezli stratejiler artık tarihe karışmıştır. Üstat Bediüzzaman Said Nursi’nin dediği gibi, “Eski hal muhal, ya yeni hal ya izmihlal.”

Erdemli toplumun inşası, milli ve manevi değerlerimizi esas alan bir eğitim sistemiyle ancak mümkün olabilir. Paradigmalarımızın önüne bunu koymalıyız. Kesintili ve kademeli sisteme geçilmesindeki savunmamızın temel felsefesi de budur.

4+4+4’ün Meclis’ten geçen hali ile bizim, 18. Milli Eğitim Şurası’nda teklif ettiğimiz ve daha sonraki raporlarımızda öneri ve tekliflerle zenginleştirdiğimiz hali arasında farklılıklar bulunduğunun ve dolayısıyla bu yeni sistemin eksikliklerinin olduğunun farkındayız. O nedenle yeni eğitim sisteminin daha işlevsel hale getirilmesi için aktif öneriler sunmaya devam edeceğiz.

Türkiye’de sorumlu sendikacılık anlayışı gereği ülkemizin demokratikleşme sürecine önemli katkı sunacağı toplu sözleşme kanununun biran önce çıkması için çözüm katmanlarına her zeminde gerekli baskıyı yaptık. Nihayetinde yaklaşık 2,5 milyon memur ile 1,8 milyon memur emeklisinin aylardır beklediği ‘Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu”, 11 Nisan 2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Kanun ile memur ve memur emeklileri ilk kez toplu sözleşme hakkı kazanmıştır. Bu kanuna göre, memurların zam miktarını belirlemede Bakanlar Kurulu’nun yetkisine son verildi. Toplu sözleşmede uzlaşma sağlanamaması durumunda son sözü ‘Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’ söyleyecek. Artık hükümet toplu sözleşme masasında alınan kararları uygulamak zorunda kalacak.

Sendika olarak, eğitim camiasının bu büyük hedeflere ulaşmada kritik bir rol üstlendiğinin idrakindeyiz. Amacın hâsıl olmasında hizmetlisinden memuruna, öğretmeninden eğitim yöneticisine tüm eğitim çalışanlarının üzerine düşeni fazlasıyla yerine getireceklerinden şüphemiz yoktur.

Toplumun rehberi, önderi, inşacısı olan öğretmene başta ekonomik ve sosyal olmak üzere her açıdan en iyi imkân ve fırsatlar sunulmalı ve en yüksek seviyede değer verilmelidir.

Eğitim-Bir-Sen, eğitim hizmet kolunun yetkili sendikası olarak toplu sözleşme masasındaki yerini ilk kez alacaktır. Toplu sözleşme masasına taşıyacağımız taleplerimizi kamuoyuyla paylaştık. Bunlar bültenimizde yer aldığı için ayrıntısına girmeyeceğim. Ancak, özellikle bir hususa dikkat çekmek istiyorum. Eşit işe eşit ücret kararnamesinden faydalanamayan öğretmen ve öğretim elemanına 50 puan artış yapılması, yani 314 TL ek ödeme verilmesi mutlak talebimizdir. Bu taleplerimizin yerine gelmesini, eğitim adına daha güzel günlerde buluşmayı arzuluyorum. Ancak aksi bir durum söz konusu olduğunda, Eğitim-Bir-Sen, tavizsiz, en gür seda ile kendine yakışan bir şekilde tavır ve eylemlerini sürdürme noktasında kararlıdır.

Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşu olarak darbecilere sivil mahkemede yargı yolunun açılması hususunda 12 Eylül referandumunda ‘evet’e öncülük ettik. 12 Eylüllerde karanlık senaryolar yazıp demokrasinin üzerine kan düşürenlerin, gençleri idam sehpalarına gönderenlerin hesap veriyor olmasını görmekten demokrasinin geleceği adına umutlanıyoruz.

28 Şubat, ardında, soyulmuş, yağma edilmiş bir ülke; yıkılmış, yaralanmış insanlar bıraktı. Binlerce insan işini, okulunu, sağlığını kaybetti. Eğitim-öğretim ve bilim hizmet kolunda 230 bin üyesiyle Türkiye’nin en büyük sendikası olarak demokrasinin korku tünelinden çıkması için, 28 Şubat 1997’de millet iradesini hiçe sayan darbecilerin yargı önüne çıkarılması girişimini, demokrasinin kurumsallaşması ve güçlenmesi adına çok önemli buluyoruz.

Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl/Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl?!. Türkiye’nin dört bir yanında düzenlenen Kutlu Doğum Haftası programlarının, insanlığın Hz. Muhammed’i bütün yönleriyle tanımasına ve O’nu örnek almasına vesile olmasını diliyor, bütün insanlık için hayırlar getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.