1. YAZARLAR

  2. Mehmet Ekim

  3. Asr-ı Saadette Genç Olmak
Mehmet Ekim

Mehmet Ekim

Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı
Yazarın Tüm Yazıları >

Asr-ı Saadette Genç Olmak

A+A-

İnsanlık tarihi boyunca insanı merkeze alan, maddi varlığından öte aşkın bir tarafı olduğunu ve onun asıl vazifesinin ehli tevhit olarak Hakka yönelmek olduğunu hatırlatan birçok Peygamber gelip geçmiştir. Bir yandan nefis diğer yandan insî ve cinnî şeytanlarca yoldan çıkarılmak için birçok desise ve tuzağa maruz kalan İnsan, Allah’ın ona verdiği akıl nimeti, irade yardımı ve gönderilen Peygamberlerin de rehberliği ile bu tuzakları boşa çıkarabilmiştir. İşte yine tevhitten uzaklaşıldığı, şiddetin merhameti boğduğu, kadınların metalaştırıldığı, hakkaniyetin ve adaletin yerini zulmün zifiri karanlığına bıraktığı bir dönemde İnsanların İslam ile tanışması dünya tarihi açısından bir dönüm noktası olmuştur. Bu tanışıklıkla insan, hayatın, ölümün ve dünyada geçirdiği zamanın amacını keşfetme ve bütün bu aşamaları anlamlandırma krizine son vermiş, adeta bir güneş gibi üzerine doğan İslam ile zulüm ve şiddetin beslediği zifiri karanlığı bertaraf etmiş ve İslam’ın nuruyla aydınlanan yolda kemale doğru mesafe kat etmiştir. İslam’ın yolları aydınlatan bu güçlü nuru, çok kısa sürede dünyanın dört bir yanına yayılmış ve insanlığın da yolunu aydınlatmıştır. Böylece İslam, adalet ve hakkaniyet zemininde insanı yücelten ve eşref-i mahlukat gören, maddeyi amaç olmaktan çıkarıp araç haline getiren bir anlayışı ve medeniyeti inşa etmiştir.

İslam medeniyetini ortaya çıkaran gücün temelinde bulunan vahiy, indiği döneme rengini verirken Hz. Peygamber’e inanan, O’nun etrafında ilk saf tutanlar, davasını davası görenler, Mekke’nin ileri gelenlerinin O’na karşı çıktığı günlerde onu yalnız bırakmayanlar daima gençler olmuştur. (bkz. İbn Kesîr, Tefsîru Kur’âni’l-Azîm, Kahire, ts. III, 78.) İşte bu yönüyle gençler, yeri geldiğinde ıstırap yüklenseler de hakikatte dava taşıyıcısı ve fikir işçisidirler. Risalet’ini tebliğ süresince Hz. Peygamber’in etrafında canları pahasına kenetlenen bu gençler, O’nun anlattığı vahyi ve bu vahyin ahlaka ve amele dönüştüğü davranışlarını birebir gördükleri gibi bu davranışların sonraki devirlere aktarılmasında da önemli rol oynamış, nebevi membaın hakikat ve hikmet dolu bereketli suyunu bir ilim, ahlak ve fazilet nehri gibi günümüze akıtan, bu nehirlerle çağları ve coğrafyaları besleyen birer İslam sevdalısı olarak neredeyse yeryüzünde yeşertmedikleri çorak toprak, ihya etmedikleri harap gönül bırakmamışlardır.

Tarihin herhangi bir devrinde yaşamış sıradan bir genç olmak yerine İslam Peygamberi ile tanışıp O’nun anlattığı hakikate kulak vererek putları reddeden asr-ı saadet gençleri, İslam ile hem tarihe geçmişler hem de fıtratlarıyla örtüşen bir anlam dünyasına sahip olarak kendilerini ifade edecek yüce bir gaye, ulvî bir ideal edinmişlerdir.

Ömürlerinin baharından sonuna kadar bu yüce gaye uğruna görevler üstlenmişler, canları pahasına mücadele etmişlerdir.
Günümüzle kıyaslandığında Hz. Peygambere iman etme yaşları açısından modern dönem insanını şaşırtan rakamların ortaya çıkması aslında şaşılacak bir durum değildir. Zira hakikatin gücü ile bu hakikati kavrama kabiliyeti karşı karşıya geldiğinde hiçbir “rakam” şaşırtıcı olmamaktadır. Öte yandan Hz. Peygamber de İslam’ın doğuşundan yayılmasına kadar neredeyse her önemli aşamasında gençlerle birlikte yol almış ve bu davanın merkezinde onların yer almalarını sağlamıştır. Böylece genç yaşta İslam’ı kabul edip önemli vazifeler üstlenen, tarihe geçen olaylara kahramanlık eden, gelecekte İslam’ın gençlerine ilham veren, modern dönemde bocalayan ve kendine yön verecek rol model arayan gençlere örnek olacak birçok sahâbi, tarih sahnesinde yıldız gibi parlamış, Hz. Peygamberin yaşadığı zaman dilimini ifade eden asr-ı saadetin gençleri olmuştur. Her biri genç yaşına rağmen inanmış olmanın bedelini bazen canlarıyla, bazen yoksul bir hayatla, bazen anne babadan ayrı kalarak, bazen de toplumdan dışlanarak ödemiştir. 

İşte Asr-ı saadette genç olmak;

Henüz on yaşındayken Hz. Peygambere iman eden, vahiy katipliği yapmış, Mekke’nin fethinden sonra Kâbe içindeki putların imha edilmesi görevini üstlenen, ilmin kapısı olan Hz. Ali olmaktır.

Herkesin İslam’ı boğmak için türlü hilelere başvurduğu, İslam’ı kabul edenlere türlü ezaları yaptığı bir zaman diliminde Müslümanlara hanesini açan Erkam b. Ebi'l-Erkam olmaktır.

Sıkıntıların dayanılmaz olduğu bir anda nice ümitlerle gidilen Taif’te Hz. Peygamber’e atılan taşlara karşı kan revan içinde kalmak pahasına kendini siper eden Zeyd b. Hârise olmaktır.

İmanın olmadığı yeri yokluk olarak görüp İslam’ı terk etmesi halinde ayağının altına serileceği vaad edilen dünyayı elinin tersiyle iten, gelecekte Mekke’nin ileri gelenlerinden ve zenginlerinden biri olmak varken kariyer ve konforu terk edip Mekke’li kızların hayran bakışlarına aldırmadan dertli kuytu Yesrib’i Medine-i Münevvere’ye çevirmek amacıyla yollara düşen Kur’an muallimi Musab b. Umeyr olmaktır.

Aklını cahiliyenin putlarına teslim etmeyeceğini, hiçbir sahteliğe kaptırmayacağını haykırırcasına bir mesele olduğunda Kitap ve Sünnete tabi olacağını, onlarda bulamaması halinde içtihat edeceğini söyleyerek sorgusuz, sualsiz ancak Allah ve Rasûlüne tabi olunabileceğini gösteren Muaz b. Cebel olmaktır.

Habeşistan’a hicret etmek zorunda kalan Müslümanlara başkanlık eden, bu ilticanın reddedilmesi için çırpınan Mekkeli Müşriklerin temsilcisi Ebû Rebîa b. Mugıre el-Mahzûmî ile Amr b. Âs’a karşı Müslümanları büyük bir cesaret ve maharetle savunarak Necâşî’nin mülteci müslümanları himaye etmesini sağlayan mazlumun sesi Cafer-i Tayyar olmaktır.

Bitmek bilmeyen ezalardan kurtulmak amacıyla Medine’ye yapılan hicret esnasında Hz. Peygamber için istihbarat görevi yürüten Hz. Ebû Bekir’in kızı Esma olmaktır.

Genç yaşına rağmen içinde yaşı büyük ve ileri gelen sahabilerin de bulunduğu bir orduya Hz. Peygamber tarafından komutan olarak tayin edilen Üsâme b. Zeyd olmaktır.

Ölüm sehpalarında Allah için kıyama duran, “Darağacında senin yerine Muhammed olmasını ister misin?” diyenlere “Bırakın benim yerimde olmasını Medine sokaklarında yürürken onun ayağına bir dikenin dahi batmasına asla razı olmam” diyen Hubeyb b. Adiy olmaktır.

Seferlerden ve fetihlerden geri durmayan, bu cesareti yanında hadis rivayeti ve fıkıh ilmindeki gayretleri sayesinde bu alanlarda sadece sahabenin önde gelenlerinden biri olmakla kalmayıp İslam tarihine damga vuran düşünce ekollerine ilham veren, hayatı boyunca Hz. Peygamberin hatıralarını yaşatmaya çalışan, zengin olmasına rağmen sade giyinen ve namaz kıldığı yerden gülümsediği mekâna varıncaya kadar kendini neredeyse birebir Hz. Peygamberin yaşadığı gibi yaşamaya adayan Abdullah b. Ömer olmaktır.

Rabbine kulluk ederek tertemiz bir şekilde büyüyüp serpilmek suretiyle kıyamet gününde hiçbir gölgenin olmadığı bir anda arşın gölgesinde yer bulabilmektir (Buhari, Ezan 36).

Çok sevmesine rağmen iffet ve haya duygusunu muhafaza edip bu duyguyu ihlal etme düşüncesinin dehşetinden titreyerek bayılıp kendisine geldikten sonra bu durumunu Hz. Ömer’e sordurup onun da “Rabbinin makamından korkan kimselere iki cennet vardır.” (Rahman, 55/46) cevabını aldıktan sonra Allah korkusundan vefat eden genç olmaktır.(bkz. Beyhakî, Şuabu’l-imân, Mektebü’r-rüşd, 2003, II, 198.)

Hulasa, Hz. Peygamber etrafında bulunan gençlerin bu fedakârlıkları, gayretleri ve hayatı anlamlandırma süreçleri günümüzde gençleri yetiştiren, onların zihin dünyalarını ve kimliklerini inşa etme çabası içinde olan ailelerimize ve eğitimcilerimize ufuk verecektir. Bizlere düşen Asr-ı Saadeti doğru anlamak, anladığımız gibi yaşamak ve bu anladıklarımızı gelecek kuşaklara taşımaktır. Bu itibarla varlık sahnesindeki süremizin sınırlı olduğu bilincini kaybetmeden “değer”in ve “değerli” olanın ne olduğunu kavramak suretiyle hakkaniyet, merhamet, samimiyet ve iffeti hayat düsturu edinerek İslam’ı yaşamaya çalışmak, önümüzdeki en muhkem yoldur. İşte bu yolda gençler ile olan iletişim dilimizi güncellemek, onlara zaman ayırmak, onları dış görünüşlerine göre yargılamamak ve her şeyden önemlisi temsil ettiğimiz inancın yanlışlarımızdan ötürü onların dünyasında kirlenmemesi için özel çaba göstermek gibi görevlerimiz var. Zira genç, hazinedir, istikbalin rengidir, gelecekte tutunulacak filizlenmeye durmuş daldır, güçtür, kuvvettir, gözü karalıktır, mertliktir. Hazineyi değerlendirmek, geleceğimizi teminat altına almak olacaktır. Çağ açıp çağ kapatan gençler yetiştiren topraklarımız, bağrında nice kabiliyetli genci barındırmaktadır. Bu itibarla dokunduğumuz her gencin bu gençlerden biri olabileceği, uzak bir ihtimal değildir.
(Mehmet EKİM / 12.Rebiülevvel.1440)

Bu yazı toplam 1275 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.