Advert
Ortaçağda Dinin Yönetim Erkine Etkisi
Yusuf Yaman

Ortaçağda Dinin Yönetim Erkine Etkisi

Dini siyaset ile uzlaştırma ya da vahyi akıl ile birleştirme çabaları Orta Çağ Hristiyan dünyasında din uzun süre belirleyici unsur olmuştur, Augustine’in düşüncelerinin sekiz yüzyıl gibi uzun bir süre Ortaçağ’a hâkim olmasında etken rol oynaması bilinen bir gerçektir. Bilim siyaset ve sosyal alanda kilise merkezli bir organizasyon oluşmuş. Belirli siyasaları desteklemek için İncil’den pasajların yorumlanması yaygın bir uygulama haline gelmiş. Avrupa’daki bu durum Haçlı seferleri ile İslam coğrafyasından alınan bilim ve yönetim fikirlerinin de etkisiyle kilisenin yönetimdeki etkisi tartışma konusu olmuş ve uzun bir mücadele sonuncunda günümüz batı modern laik batı medeniyetinin oluşmasını sağlamıştır.

İlk dönem islam dünyasında Peygamber eşliğinde yaşam bulan hayatın tüm fonksiyonlarında yönetim esnek ve barışçıl temeller üzerine inşaa edilmiştir. Ancak dört halifenin farklı yöntemlerle seçilmesinin akabinde Emeviler’le başlayan Veraset sistemiyle yönetim yeni bir boyut kazanmıştır. Bu durum İbni Haldun Asabiyet dediği çıkarıma denk gelmekte ve durumun güç devletinde itici güç olduğunu belirtmektedir. Veraset sisteminin Osmanlı dönemini de içine alan uzun bir döneme yayıldığını görmekteyiz. Bu süre boyunca din ile siyaset Ortaçağ Avrupa’sındaki gibi birlikte gitmesinin aksine ayrı birer alan olarak ama uyum içinde ikame edilmiştir.

İlk dönem İslam düşünürlerinden İmam Gazalinin (11.yy) ve İbn Teymiyye’nin etkisiyle siyaset-i şer’iyye (şeri kurallara dayalı yönetim) şekillenen dinin hakim ve kapsayıcılığı ön planda tutulmuştur. Bu dönemde faklı bakış açıları da olmamış değildir (İbni Rüşd, Farabi). Pozitif Şerilik ve Negatif Şerilik denilen iki bakış açısından İmam Gazalinin etkili olduğu Pozitif Şeriliğin baskın geldiğini görmekteyiz. Pozitif Şerilik ile Kuran ve Sünnete uygun olan siyaset, hukuk, ekonomi ve sosyal ilişkiler geçerli kılınmış ve Nas (Kuran ve Sünnet) ile sabit olanlar reel hayatta yaşam olanağı bulmuştur. Nas ile ilişkisi bulunmayan toplum açısından olumlu veya olumsuz olsun siyaset ve diğer beşeri konularda uygulanması uygun bulunmamış. Dini kaynaklarda yer bulmayan ama toplumsal şartlar ve yeni pozisyonlarla ortaya çıkan durumları ifade eden de Negatif Şerilik’tir. Negatif Şeriliği İbni Rüşt savunmuş ve bu yönde Gazali ile ayrışmakta. Ancak bilim, fıkıh ve siyaset alanında İmam Gazali baskın gelmiş ve İslam dünyasında din merkezli düşünme tarzı uzun süre etkili olmuştur.
İbni Haldun (14.yy), siyasette tespit ettiği bu ikili durumu görmüş ve tecrübe ve okumalarına dayanarak yeni bir teori oluşturmuştur. Bu siyaset teorisi Üç türlü devlet/siyaset yönteminden bahsetmiştir. Bunların dine dayalı, güce dayalı ve akla dayalı olduğunu belirtir.

Pratik gerçeklik göstermiştir ki dini hükümler ile kapsamlı Nas’a dayalı bir yönetim şeklinden söz edilememektedir. İlk dönem İslam halifelerinin farklı yönetim şekilleri ile yönetime talip olmaları ve sonraki dönemlerde veraset sistemin monarşi şekline ortaya çıkan yönetimlerin dindar bir toplumda uygulama alanı görmesi yönetimin İbni Haldun’un tespiti ile güç devletine yöneldiğini görmekteyiz. Şöyle der ibni Haldun, toplum refah seviyesi ve adaleti koruyan bir sultana ihtiyaç duyar. Bu şartlar altında yöneticin elinin güçlü olması için tamamen dini bir liderlikten söz edilmeyeceğini bunun yasal dayanaklarının temel mantığının toplumsal refahı ve adaleti sağlaması üzerine inşa edilmesi gerektiğini savunmuş.
İbni Haldun’un siyaset açısından temelini attığı ve Hanefi Mezhebin önde gelen iki talebesinin Ebu Yusuf ve Muhammed Şeybanin Abbasiler döneminde kadılık yapmalarının da etkisi olsa gerek yöneticinin yetkilerini genişletilmiştir. Siyaset kurumun tüm unsurları ile dine dayalı olmayabileceğini Negatif Şerili denilen uyumlu yönetim tarzının siyasette uygulanabilirliği ortaya çıkmıştır. Nitekim bu silsile genişleyerek 16. Yy’den itibaren Osmanlı’da uygulanmış ve fıkhı konularda esnek bir yapıya sahip Hanefi mezhebi resmi devlet mezhebi şeklinde bir nitelik kazanmıştır. Siyaset ile şeri hukuk arasında kurulan uyum yöneticiye birçok imkânlar tanımıştır. Bu duruma diğer mezhep imamları da olumlu yaklaşmış olduğunu da belirtilir.

Ortaçağda İslam siyaset düşüncesi, İslam’ın kendine özgü bir sistem geliştirme ve İslam düşünürlerinin dışarıdan aldığı görüşleri bunlarla kaynaştırıldığı görülmekte. İdeal ve gerçekler arasında salınan İslam siyaset teorilerini doğru yorumlamanın, ancak kurucularının Müslüman oldukları göz önünde bulundurulduğunda mümkün olacağı görülmekte. Erwin Rosenthal’ın deyimiyle, İslam dünyasındaki çeşitli ilmi ve fikri akımlara mensup Müslüman teorisyenler, hiçbir zaman sistemlerinin merkezine “hukuk” (şeriat, kanun, sünnet, namus) kavramını yerleştirmekten geri durmamışlar; İslam’da siyasi hayatın idealde bir hukuk devletine dayanması gerektiği fikrini daima savunmuşlardır.

Gerek Ortaçağ Avrupa’sında gerekse İslam coğrafyasında yönetim sorunu günümüze kadar sirayet etmiştir. Ama şu nokta çok iyi anlaşılmıştır ki yönetim ve yönetim şekli ne olursa olsun toplum refahı ve adalet üzere kurulu yönetimeler her dönem istenen ve tercih edilen yönetim erki olmuştur.


KAYNAKÇA:
Cüneyd A. Köksal, Fıkıh ve Siyaset, Klasik yy.
Erwin I.J. Rosenthal, Ortaçağda İslam Siyaset Düşüncesi, İz Yay.
Hızır Murat Köse, “İslam Siyaset Düşüncesini Yeniden Okumak: Eleştirel Bir Giriş”, Dîvân Disiplinlerarası Çalışmalar Dergisi, cilt 14, sayı 27

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kur'an Kursu Öğreticisi Alımı Ek Tercih Duyurusu
Kur'an Kursu Öğreticisi Alımı Ek Tercih Duyurusu
Aşere Takrib Kursiyer Seçimi Mülakat Tarihleri
Aşere Takrib Kursiyer Seçimi Mülakat Tarihleri