Site Sol Dik Reklam (DHBT)

Dini Haberler Yazarı Mehmet Deniz'e Cevap

Fatih Yokuş

Fatih Yokuş

Dini Haberler Yazarı Mehmet Deniz'e Cevap

  • 10 Temmuz 2017, Pazartesi 15:06

Çetin kış günlerinde kapının, pencerenin herhangi bir yerinde küçücük bir delik bile açılsa o eve ne kadar zarar verdiği hepimizin malumu. İslam alemine ve onun mensubu olduğu dine bu kadar baskı, iftira ve hücumun olduğu bir dönemde, bizler de yeni bir tartışma başlatmak, beğenmediğimiz islam alimlerinin metod ve fikirlerini, eleştirme gafletine düşersek, dine bir hizmetimiz olmadığı gibi, kışın kapıyı açık bırakmak gibi bir duruma düşeriz.

Hele eleştirdiğimiz zatlar, sahabe, tabiin, tebe-ü tabini ve tebe-ü tabininde ders alan kişileri ise buna düpe düz dine hiyanet denir. İslamın bize ulaşmasına vesile olan İslam'ın 300 yılından sonrakileri suçlamak bol keseden atıp, "Ben de varım, bu din benden sorulu" mantığından başka bir şey değildir.

İmam-i Rabbani 1563 yılında bu günkü hindistanın Sarhend (Sihrind) şehrinde dünyaya gelmiş, Hz. Ömerin soyundan olduğundan faruki nesebiyle anılmış, künyesi ise Şex Ahmedi Faruki serhendidir. Zamanını en büyük alimlerinden Mevlana Kemaleddin meşhur alimlerinden Abdulhakim-i Siyalkur'tan ders almıştır. Nakşebendi tarikatının önemli şahsiyetlerinden olan İmam-i Rabbanı çağından zamanımıza kadar nice insanın iman sahibi olmasına vesile olmuştur.

Yüce Allah Hucurat suresi 12 Ayet:
"Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zanın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul edendir ve rahimdir."

Dini Haberler yazarı Mahmut Deniz'in 26.12.2016 tarihli yazısınındaki yanlışlıkları yazmadan önce, peygamberimizden 300 yıl sonraki alimleri ağır biçimde eleştirmek ve bunu  basın yolu ile binlerce kişiye ulaştırmak ile milyonlarca müslümanın da gıybetini yapmiş olduğunuzu belirtmek isterim. Yazınızın etkisinde kalıp bu günahı işleyenlerden Allah huzurunda kendilerine hesap sorulduğunda, sizden davacı olacaklarını da bilmelisiniz.

Şimdi gelelim yanlışlıklarınıza cavap kısmına;
Şu anki ve geçmişteki tüm beşeri hukuklarda olduğu gibi islam hukukunda da helaller veya başka bir tabirle serbest olanlar yazılmaz; haram yani yasak olanlar yazılır. Dolayısı ile hukukta veya İslam dininde yasaklanmamış şeyler helal, caiz ve de serbesttir.

Namaz kılma, oruç tutma, zekat verme ve benzeri gibi Allah'ın emirleri, yerine getirilmediğinde haram işleneceği ve azap görüleceği  Kur'an ve sünnette belirtilmiştir. Sizin belirtiğiniz gibi; gavz, hazret vb. gibi kavramların dinde yeri olmadığı konusu, yasaklı, haram ve mekruh olmadıklarındandır.

Gelelim sızın mantığınıza; kulandığınız bilgisayar, giydiğiniz ayakabı, oturduğunuz evin yapı biçimi, bindiğiniz araba, telefon. Hiç birisi de Kur'an ve Hadiste belirtilmemiş. Ya buna ne demeli? Ne komik bir durum.

Günümüz bazı cahil sofilerin kutsiyet atfettikleri bu kavram ve davranışla, sizin yazınızdaki cehaletten de fazla değildir.

"Kim bu büyükler?" diye sormuşsunuz. Kendinize yer bulmak için sorduğunuz bu soru kıskançlığın ta kendisidir. Sorular sorarak, kendince haklı olduğunu ispatlamaya ve egonu tatmin edip suçluluk psikolojisinden kurtulmaya çalışıyorsun.

Yer yüzünde Arafat Dağı; camilerden Kabe, Mescidi nebi, Mescidi aksa; peygamberlerden ulul azım; Allah'ın isimlerinden İsmi Azam; günlerden cuma, arafe; gecelerden beraat, kadir gecesi diğerlerinden farklı ise insanlar da ibadetler ve takvaları itibarı ile makamları olabileceği gibi imanla Allah huzuruna gidildiğinde de ise ibadetine göre değer alacağı bir gerçektir.

Kur'an'ın değişik yerlerinde de "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olmadığı", "Allah'tan bir hakkı ile ancak alimlerin korktuğu", "Ayetlerimiz okunduğunda imanlarının ziyade olduğu" "Üstünlüğün takvada olduğu." belirtildiği gibi Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, "En hayırlınız...." diye başlayan hadisleri ile bir sıralama yaptığıda ayrı bir gerçektir.

Hele "Nerede bir mürşit varsa tamamı ne hikmetse ehli beyttendir. Ve yine ne hikmetse Peygamberin tüm soyu, hurafeci İmamı Rabbanıcılerdir." gibi kin kusan ifaden. Şöyle küçük bir araştırma yapsaydın bile İmam-i Rabanı nin Hz. Ömer soyundan olduğunu ve Faruki lakabı ile anıldığını bilirdin.

"Makamlar dağıtılırken Allah nerede?" diye sordun. Allah her yerde, İmam-i Rabbanı gibi zatların tüm hayatlarındadır. Sen  kendini nerede görüyorsun?

Senin eleştirip, tekfir etmeye çalıştığın kimseler, Haşır suresindeki ayeti en iyi bilen, iman eden, hakimiyettin kayıtsız ve şartsız Allah'ın olduğunu kabullenenlerdir.Ya sen?

İbrahimi, Halili din olarak sunmaya çalıştığın düşünce ise: İşin uzmanı bunun hak olduğunu bilir ancak avam tabakası Hz. Peygamber, Kur'an nerede diye sikintiya düşer belki cahil de bir laf ile günaha girebilir.

Bir de ümmet, birlik gibi islamın özünü oluşturan kavramları kullanman ve insanları davet etmen tam "Bu ne perhiz be ne lahana turşusu" der gibi. İnan çok komik oluyor, niyetini gizleyemiyor.

Ne yapmak istediğinizi tam anlamadığım gibi, ümmet size rağmen de birlik olmayı başarır ve "Bu günler de geçer ya Hu" deriz. Dua ve Selamlarla..

Yorum Yazın
CAPTCHA security code

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

SON DAKİKA HABERLERİ

Anket
Diyanet İşleri Başkanı kim olmalı?

yukarı çık