Bedi-Üzzaman ve Ortadoğuda Huzur
Fatih Yokuş

Bedi-Üzzaman ve Ortadoğuda Huzur

DuMüslümanların çoğunlukta yaşadığı ülkelerin içler acısı durumunu hepimiz üzülerek izlemekteyiz. İç savaşın yaşandığı, Irak, Suriye, Libya, Somali, Afganistan… Yine terörün giderek artığı, Mısır, Tunus, Türkiye… ve diğerleri, Önü alınamayan, hırsızlık, kap kaç, cinayet, tecavüz, yolsuzluk, işsizlik…  insan hak ve ihlalleri.

Siyer kitaplarını okuyan iyi bilir, cahiliye devri ve günümüz, zaman aynı değilse de mekan ve olaylar bir birinin aynısı.

İnsanlık ve medeniyet ilerlerken, insan hakları, gayri müslim milletler arasında daha bir önem alırken, Müslüman ülkeleri de 1400 yıl önceki haline dönmüş.

İslam; Arapça bir kelime olup “se-le-me” kökünde türemiş ve “Barış” manasına gelmektedir. İslam “teslimiyet” anlamına gelir.

İslam’a inanlara, “Teslim olan” anlamına gelen, Müslüman denilmektedir. “Şüphesiz inanana” da Mümin denilmektedir.

Allah’ın emir ve nehiylerine koşulsuz teslim olan ve gücü nispetinde hayatının tüm sahasına uygulamaya çalışan Mümin veya Müslüman ile bu günkü Müslümanların çoğunlukta yaşadığı ülkelerin, içler acısı halı.

İslam’ın olmazsa olmazı olan; adalet, insan hak ve hukuku, güven, dürüstlük, yardım severlik, komşu hakkı, insanlara faydalı olma, güçsüze, kimsesize sahip çıkma, temizlik, ilim vb. Müslüman ülkelerde mumla aranan vasıflar olmuş.

Bire bir şahit olduğumuz ve giderek ülkemizde artan bu sorunlar, sıkıntıları ve çaresizlik.
   Ustad bedi-üzzaman:
     SEKİZİNCİ REŞHA 

Son paragraf; İşte, Şu Asr-ı Saadeti görmeyenlere, Ceziretü’l-Arabı gözlerine sokuyoruz. Haydı, yüzer feylesofu alsınlar, oraya gitsinler, yüz sene çalışsınlar! O zatın o zamana nispeten bir senede yaptığını yüzden birisini acaba yapabilirler mi?

Ben yazıyı birde böyle bir mana vermeye çalıştım;

Aslında yüz yıldır tüm feylesoflar ile bu bölgede var gücü ile çalıştılar, işte günümüz ve inşa ettikleri eserleri. Hangi ülkeyi incelersek inceleyelim, eğitim ve öğretimi, adalet sistemlerini ve devlet yapılarını batı denilen bu zihniyete uygun dizayn etmeye çalıştılar, ya sonuç? İşte ortada.

SEKİZİNCİ REŞHA. 

Bilirsin ki, sığara gibi küçük bir âdeti, küçük bir kavimde, büyük bir hakim, büyük bir himmetle, ancak daimi kalabilir. Halbuki, bak: Bu zat, büyük ve çok adetleri, hem inatçı, mutaassıp, büyük kavimlerden, zahiri küçük bir kuvvetle, küçük bir himmetle, az bir zamanda ref edip, yerlerine öyle secaya-yı aliyeyi –ki dem ve damarlarına karışmış derecede sabit olarak- vaz ve tespit eyliyor. Bunun gibi daha pek çok harika icraatı yapıyor.
  Bu yazıyı birde böyle okuyalım; Birinci dünya savaşı neticesinde Ciziret-ül arabi’yi küçük ülkelere ayırdılar. Başlarına büyük bir hakim ve büyük bir himmetle getirdiler. İşte Irak, Suriye, Libya, baas, Saddam ve Kaddafi, ülkeleri ve günümüz içinde bulunulan halleri.

Müslümanların yaşadığı ülkeler, devletin elinde bunca silah, asker, polis v.b güçler olmasına rağmen, hangi ülke kendi iç huzurunu sağlamış? Hırsızlık, cinayet, kapkaç, tecavüz, terör… ve daha nicelerini önleyebilmiş?

 YEDİNCİ REHŞA

İşte, bak: Şu cezire-i vasiada vahşi ve adetlerine mutaassıp ve inatçı muhtelif akvamı, ne çabuk adat ve ahlak-ı seyyie-i vahşıyanelerini def’aten kal’ u ref’ ederek bütün ahlak-ı hasene ile techiz edip bütün aleme muallim ve medeni ümeme üstad eyledi. Bak! Değil zahiri bir tasallut, belki akılları, ruhları, kalpleri, nefisleri fetih ve teshir ediyor. Mahabub-u kulub, muallim-i ukul, murebbi-i nüfus, sultan-ı ervah oldu.

Şimdi herkesin ortak görüşü Müslümanların çoğunlukta yaşadığı Ülkerlerin halı ne olacak? Huzur nasıl sağlanacak? Terör nasıl bitecek?  Hırsızlık, dolandırıcılık, güvesizlik nasıl son bulacak.

Ustadın yedinci rehşasını bir de şöyle dinleyelim.

Nasıl ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selem düşman olan kısa bir zamanda küçük bir kuvvetle islah etmiş, öz evlatlarını diri diri toprağa gömecek kadar katılaşan kalpleri iman nuru ile karıncayı dahi ezemez hale getirmişse çare yine ayni metottur.

Tecrübe edilmiş ve başarılı olmuş bir yöntem varsa ki vardır, bir daha uygulamak başarı için elzemdir.

İşte Kur’an ve Sünneti seniye, ilk günkü gibi taze ve sade, değişmemiş dimdik ve tüm ihtişamı ile aramızda.

Kur’an ve Sünnet’ı bırakıp, denenen bütün yol ve metotlar, İslam alemine huzur ve barışı sağlamadığı gibi, daha güçlü ve etkin güvenlik kuvvetleri ile de huzurun geleceğini söylemek doğru değildir.

Giden zamana, ölen canlara, bozulan huzura, yıkılan yurtlara ve Allah muhafaza etsin birde…

Dua ve Selamlarla..

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
DİĞER YAZILAR