Site Sol Dik Reklam (DHBT)
28 Kasım 2017, Salı 18:59 | 227 kez okundu | A+ | A-

Şiddetin Karşısında Susmak Mümine Yakışmaz

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Dini Referanslar Bağlamında Aile İçi Şiddete Çözüm Odaklı Bakış” başlıklı panele katıldı.

Şiddetin Karşısında Susmak Mümine Yakışmaz

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, “Dini Referanslar Bağlamında Aile İçi Şiddete Çözüm Odaklı Bakış” başlıklı panele katıldı.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından Ankara’da Neşat Ertaş Kültür ve Kongre Merkezinde düzenlenen panelde konuşan Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, “İnsanın içinde doğup büyüdüğü, ilk eğitimi aldığı, karakterinin şekillendiği aile içindeki manevi bağlar ne kadar kuvvetliyse, toplum da o denli güçlü ve sağlıklı olmaktadır. Şayet bu bağlar zedelenirse, aile kendi içinde çözüldüğü gibi, toplum da zayıflar ve toplumda huzur diye bir şey kalmaz” dedi.

Aile içi şiddetin toplum açısından oluşturduğu tehlikeye dikkat çeken Başkan Erbaş, şiddetin aile bağlarını zayıflatarak toplumu huzursuzluğa sevk eden, toplumun birliğini ve dirliğini tehdit eden en ciddi tehlikelerden birisi olduğunu söyledi.

Kadın ve erkeğin hak ve sorumluluk açısından eşit olduğuna işaret eden Başkan Erbaş, “Dinimiz, hak ve sorumluluk konusunda hiçbir şekilde cinsiyet farkı gözetmemiştir. Bu doğrultuda İslam, özgür bir birey olarak tanıdığı kadına büyük değer atfedip, ona yönelik ayrımcılık gibi haksız uygulamaları yasaklamıştır” diye konuştu.

Can taşıyan her varlığa karşı merhametle davranılması gerektiğini vurgulayan Başkan Erbaş, panelde yaptığı konuşmada şu hususların altını çizdi;

“Şiddetin beslendiği hiçbir referans; insani, İslami ve ahlaki olamaz”

Sorumluluk ve değerlerin ihmal edildiği günümüzde, sabır, anlayış ve akl-ı selim ile çözülebilecek sorunlar ve krizler yönetilememekte ve neticede hepimizin yüksek sesle şikâyetçi olduğu şiddet gerçeğiyle karşı karşıya kalmaktayız. Bu noktada, onurlu yaşamı idealize eden bir dinin mensupları olarak bizlere büyük sorumluluklar düşmektedir. Buna göre, can taşıyan her varlığa karşı merhameti merkeze alarak hareket edip, öfkemizin aklımızı, vicdanımızı, merhametimizi esir almasına asla fırsat vermeyeceğiz. Fıtrata uygun tavır, tutum ve davranışlar ile akıl ve sağduyuyu hayatına hâkim kılan, kendisi ve çevresiyle barışık dengeli bir insan modelini tahkim etmeliyiz. Bu çerçevede, cinsiyet ayrımına dayalı yaklaşımlarla hareket ederek kadınlarımızı değersizleştirmenin, aşağılamanın ve onlara şiddeti reva görmenin dinî bir yönü, dayanağı ve mazereti asla olamaz. Zira şiddetin beslendiği hiçbir referans; insani, İslami ve ahlaki olamaz.

“Şiddetle mücadelede Hz. Peygamberin merhamet yüklü mesajlarını kendimize şiar edinmeliyiz”

Rabbimizin “en güzel örnek” olarak bize tanıttığı, Hz. Peygamberin yaşantısına baktığımızda, kadına şiddete dair ondan sadır olan en ufak bir söz, tutum ve davranış numunesi görmek mümkün değildir. Nitekim rahmet Peygamberi olan Efendimiz bu hususta, ‘Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım’ buyurmaktadır. Fakat ona ümmet olmakla iftihar eden Müslümanlar olarak, kendimizi, İslam'ın rahmet ve esenlik dünyası ve Efendimizin nezaket ve zarafet ahlakı açısından gözden geçirmemizin gerektiği aşikârdır. Karşısındakine zarar vermeyi ve zarara, başka bir zararla mukabelede bulunmayı men eden Allah Resulünün âlemlere rahmet olarak gönderilişi, bugün daha da anlam kazanmaktadır. Şu halde bizler, toplumumuzda ve dünyada, kadına şiddeti reva gören her türlü anlayış, inanış, gelenek ve törenin karşısında yer almalı, şiddetle mücadelede Hz. Peygamberin merhamet yüklü mesajlarını kendimize şiar edinmeliyiz.

“Şiddetin karşısında susmak, mümine yakışan bir tavır değildir”

Kadın onurunun hiçe sayılarak aile değerlerinin tahrip edildiğine, gerek bizzat gerekse sosyal medya ve kitle iletişim araçları vasıtasıyla şahit olmaktayız. Hemen hemen her gün tanık olduğumuz ve ne yazık ki artık kanıksamaya başladığımız bu kötü görüntüler, vicdanı diri olan herkesi derinden yaralamakta ve toplumsal hassasiyet ve farkındalığımızın da zayıfladığını göstermektedir. Nihayetinde yıkım, acı, gözyaşı ve nedametle neticelenen şiddetin, vicdan ve insaftan yoksun fotoğrafı karşısında susmak, mümine yakışan bir tavır değildir. Dolayısıyla insan onurunu zedeleyen, yaşama, inanç, düşünce ve tercihte bulunma hakkını gasp eden, insanlığa tahakküm edici bir düşünceyi dayatmaya çalışan her türlü oluşum, yaklaşım ve anlayışla hep birlikte mücadele etmek, her şeyden önce insanî ve İslami bir ödevdir.

“İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez”

Şiddetin her türlüsünün önlenmesi noktasında, aile hayatımızda ve toplumsal yaşantımızda üzerimize düşen görev ve sorumluluklar bulunmaktadır. Nitekim huzur ve güvene dayalı bir toplum inşası, birtakım güvenlik tedbirlerine başvurmaktan ziyade, şiddetin gündelik hayatımızdan tamamen çıkması gerektiğine dair ahlaki temellere dayalı bir iç disiplin kazanımı oluşturmakla mümkün olacaktır. Bu meyanda, şiddetin mükerrem bir varlık olan insandan sadır olmaması gerektiği, öfke ve nefretin aile ve toplum hayatımızda çok ciddi tahribatlara yol açtığı, genç kuşaklarımıza henüz çocukluk dönemlerinden itibaren bir değer olarak kazandırılmalıdır.

“Zulümle âbâd olunmaz”

Bir insanı yaşatmanın bütün insanlığı hayatta tutmaya, bir cana kıymanın ise bütün insanlığın canına kastetmeye eşdeğer olduğunu belirten ilahi hitap gereği; yeryüzünde akan kanın, ağlayan çocukların, çaresiz bırakılan kadınların vebalini; şiddetten beslenen, güç ve imkânını insanlığı tüketmek için kullananlar üstlenecektir. Güçlünün güçsüze haksız muamelede bulunup zulmettiği bu tablo, insanlığın topyekûn yara aldığını göstermektedir. Sebebi ve mazereti ne olursa olsun, yeryüzündeki mazlum ve mağdurlara uygulanan zulümle kimse âbâd olamayacaktır. Hiçbir gelenek, örf ve inanış şiddetin mazereti olamaz.

Başkan Erbaş’ın konuşmasının ardından panelin oturum başkanlığını yapan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Huriye Martı, panelin sadece aile içinde değil çevremizde insanların canını yakan ne kadar şiddet davranışı varsa onları durdurmak için neler yapılabileceğine dair düşünme fırsatı oluşturacağını söyledi.

Başkanlık Müşaviri Prof. Dr. Mustafa Karataş ve Psikiyatr Dr. Mustafa Merter’in konuşmacı olarak katıldığı panele, Ankara İl Müftüsü Mehmet Sönmezoğlu, çok sayıda din görevlisi ve vatandaş katıldı.

Yorum Yazın
CAPTCHA security code
yükleniyor

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yukarı çık