Site Sol Dik Reklam (DHBT)
27 Ağustos 2017, Pazar 0:17 | 2669 kez okundu | A+ | A-

İslam'ın Baş Şartı Dürüstlüktür

Kamuoyunda sıradışı müftü olarak tanınan Kırklareli İl Müftü Yardımcısı Adnan Zeki Bıyık, kaleme aldığı "İslam'ın Baş Şartı Dürüstlüktür" yazısı ile çok önemli konulara temas etti.

İslam'ın Baş Şartı Dürüstlüktür

Yazıma bir hikâye ile başlıyorum:

Kralın nesli yoktu, ne amcası ne dayısı ne çocukları, soyu yoktu ve "Öldükten sonra tahtı kime bırakacağım" diye düşünürken aklına bir fikir geldi. Ülkenin genç erkeklerini topladı ve hepsine birer tohum verdi. Gençlere "Kimin saksısından çiçek açarsa o kişi tahta geçecek" dedi ve gençler gittiler.

Aralarında bir delikanlı vardı, yoksuldu, aldı tohumu evine gitti, annesine olan biteni anlattı ve ekti tohumunu saksıya. Suyunu verdi, güneş gören yere koydu, aradan zaman geçti ama saksıdan çiçek falan çıkmadı, ne yaptıysa yeşermedi tohumu. Annesi "Oğlum sen çok uğraştın çıkmadı çiçek artık senin yapacağın bişey yok" dedi.

O gün geldi, tüm tohumu alıp giden gençler saksılarını alarak kralın yanına gittiler. O yoksul gençte boş olan saksını aldı ve gitti. Kral tek tek baktı, tüm gençlerin saksısında rengârenk çiçekler vardı. Sıra o yoksul gence geldi. Bir tek onun saksısı boştu çiçek açmamıştı.

Kral sordu o gence "Senin saksın neden boş" dedi. Genç, "Kralım ne yaptıysam da çiçek açmadı olmadı çok uğraştım ama tohum çiçek vermedi. Bende saksıyı aldım geldim" diye cevap verdi.

Ve kral o gençlere seslenerek "Yeni kralınızı selamlayın" dedi. Birden uğultu oldu ve diğer gençler, "Nasıl olur kralım bizim saksımız da çiçek açtı onun saksısı boş nasıl olur onu kral seçersiniz?" dediler.

Kral onlara döndü "Ben hepinize aynı tohumu vermiştim ve tüm tohumlar yanmıştı. Yanık tohumdan asla çiçek çıkmaz. Sizler baktınız tohum çiçek açmıyor başka tohum ektiniz, hile yaptınız ama bu genç dürüst oldu ve yalan söylemedi. Tahtımı ülkemi adaletiyle idare edecek bu gençtir" cevabını verdi.

“Her ne olursa olsun doğruyu söylemekten asla vazgeçmeyin, kazanan siz olacaksınız...”

Evet sevgili okurlar; Aziz Peygamberimiz Hz Muhammed (s.a.v) buyurmuşlar ki âhir zamanda dürüst, doğruluğu şiar edinmiş insanlar azalacak, haramı helali gözetmeyen insanlar çoğalacak, dürüst insanlar parmakla gösterilecek”

Fahr-i kâinat Efendimiz bizi asırlar öncesinden uyarıyordu, İslam Dininin doğruluk üstüne kurulduğunu, dürüst olmayan kimselerin kıldıkları namazlarının onları kötülüklerden alıkoymadığından dolayı belki de Yüce Allah’ın “Vay o namaz kılanların haline” diye Kuranî bir tehditle bizi uyardığını bize tebyin ediyordu.

Fakat şöyle günümüze geldiğimizde sadece ülkemizde değil tüm İslam âleminde bu problemin maalesef üst seviyede yaşanmakta olduğunu görüyoruz. Hatta sizler de etrafınızda şu cümleyi çok duyuyorsunuzdur:

“Lan adam gâvur ama ne kadar dürüst, bizim gibi sahteci değil, malzemeden çalmamış” vs…..

-Müteahhit demirden çalar,

-Esnaf tartıdan araklar

-Pazarcı çürükleri alta koyup üste düzgünleri koyar

-Müftü koltuğuma zarar gelir diye zülf-i yâre dokunabilecek ayetleri, hadisleri söylemez, dinden çalar (Ahirete hoplatacaklarını bile bile)

-Bürokratlar iltimas ve kayırma işlerini Görmezden gelir, etrafını, yakınlarını, siyasi, tasavvufi, cemaatsal şeriklerini kamuya ahlaksızca yerleştirir, devletten (kamu hakkından ) çalar

-Kasap kıymanın içine sakatat katar kul hakkı yer,

-Mesture kızımız, dar pantolon, ruj, ve maskaralarını eksik etmez, deve hörgücü gibi saç da ilave ederek örtüden çalar

-Gayr-ı mesture kızımız, moda ayağından pantolonlarını yırtar, burnunu deldirir halka takar, ruhundan öz benliğinden çalar

-Rektör saltanat kurmuştur 8 sülalesini roket hızıyla ser-makam eyler kamunun tüm haklarını devşirir haramları cukka eder

-Siyasi zât, trilyonluk telefon parasını devlete ödetir, kamunun araçlarıyla düğünlere tatillere giderler, Üstüne üstlük Hz Ömer’in şahsi , işinde devletin mumunu söndürüp kendi mumunu yaktığına dair hadiseyi de muhtelif toplantılarda anlatarak bunu yaparlar, neticede dulun yetimin, garip gurebanın hakkı yenilir içilir

-Din görevlilerinin önemli bir bölümü mihrabı, kürsüyü minberi rutine bindirmiş, sanal alemde siyaset yapıp, ona buna laf yetiştirmeye çalışır o da haliyle mihraptan dolayısıyla dinden aldı götürür.

-Dindar zevat, kendi tarikinden ya da cemaatinden veya siyasi dünya görüşünden olmayanı tekfir etti, dinsiz dedi, ötekileştirdi, Allah’ın her kuluna verdiği haklar olan insanların inanma, yaşama, düşünme ve inancını, düşüncesini ifade etme hakkının olmasına tahammül gösteremedi…Neticede bölündükçe bölünen bu nesil hep kendinden, kamudan ve koca mirastan çalarak mülke ihanet etti…

Bir yandan “Dosdoğru ol, kimseyi ötekileştirme, başkasının hukukuna tecavüz etme, kamunun hakkına el uzatma, malzemeden çalma, işini iyi yap, sevgi ve merhamet insanı ol, çalıştırdığın işçinin hakkını teri kurumadan ver,” gibi ana ilkeleri pervasızca iğfal ederken, diğer yandan yemeği sağ elle yiyelim, sünnettir ilkesini hayatımıza koymaya çalışarak çelişkili ve güvensiz bir toplum oluşturmuşuz ve bu hızla artmakta maalesef…

Neden evvel zamanlarda olduğu gibi uluslararası düzeyde memleketten bir ilim adamı, bir sanatkâr, bir aktivist vb temayüz etmiş insanlarımız çıkmıyor yetişmiyor. Çünkü hepimiz malzemeden çalıyoruz. Az bir makam sahibi olsak işimiz gücümüz oraya kendi yandaş, tarikdaş, sarikdaş, klikdaşımızı yerşleştirmek oluyor. Halbuki ne zaman adam oluruz? “Adam yerleştirmeyi değil adam yetiştirmeyi ahlâk edindiğimiz zaman adam oluruz…”

Tüm bunları verirken iyileri tenzih ederiz tabi ki toplumun içinde düzgün ve ahlaklı insanımız da var, ama genel olarak hal-i pür melâlimiz bu…Akif’ın tabiriyle “bıçak dine dayanmadan” tedbir alalım düzelelim, eskiden olduğu gibi yine asil, dürüst, al-i cenap, iyilik sever bir toplum olalım diye köşemizden hem kendimize hem de halkımıza öğüt verip dururuz…

Toplumumuzun, kamuflaj amacıyla ya da riyakârlık için gümüş yüzük takan, hayatında kurallarını uygulamadığı halde masasının üstüne Kur’an meali koyan, konjonktürel hesaplarla eşine numaradan örtü takan, ekranların önünde iken ağzında besmeleyi düşürmediği halde akşam krupiyelerin pamuk elleri altında kumar masasında yerini alan, dini istismar eden dinciye, Atatürk’ü istismar eden sadece laf üreten Atatürk istismarcısına

İnsanlara sadeliği tevazuyu anlatıp, dünyanın geçici olduğunu, ona meyletmenin kalbi karatıp Allahtan uzaklaştırdığını anlatıp yatlarına yat, katlarına kat katıp, milyarlık jeeplerde âlem-i âb eyleyen sahtekârlara değil,

Dürüst, Allah’a ve resülüne saygılı, vatanını milletini seven, Kuvvay-ı milliye ruhuyla çalışıp Türkiye’nin hiçbir gavurun müstemlekesi (sömürgesi) olmaması için gayret eden, ecdadının bıraktığı mirasa muhterim (saygılı) olup ihanet etmeyen, gavurla el altından işbirliği yapmayan, müsrifçe yaşamamaya çalışan, paylaşımcı, âl-i cenap olan ve bu aziz yurdumuz için güzellikler üreten, dosdoğru adam gibi adamlara ihtiyacı vardır.

O halde bu değerleri hayata koyduğunuzda bayramımız bayram olacaktır diyor, Kurban Bayramınızı yürekten tebrik ediyorum. Yazımı büyük şairimiz Akif’in şu mısrasıyla bitiriyorum…

“İslâm’ı, evet, tefrikalar kastı, kavurdu;
Kardeş, bilerek, bilmeyerek, kardeşi vurdu.
Can gitti, vatan gitti, bıçak dîne dayandı;
Lâkin, o zaman silkinerek birden uyandı.”

25.08.2017
Adnan Zeki BIYIK
Kırklareli Müftü Yardımcısı

Mehmet | 28.08.2017 12:27

Hocam çok güzel yazılarınızı devamını bekliyoruz

Yorum Yazın
CAPTCHA security code
yükleniyor

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yukarı çık