26 Şubat 2016, Cuma 9:41 | 8450 kez okundu | A+ | A-

Haftanın Vaazı: Yetim ve Öksüzleri Korumak

Sakarya Sapanca Yeni Cami İmam-Hatibi Abdurrahman Yılmaz tarafından hazırlanan “Yetim ve Öksüzleri Korumak ve Kollamak” konulu Cuma vaazını sizlerle paylaşıyoruz.

Haftanın Vaazı: Yetim ve Öksüzleri Korumak

Muhterem Müslümanlar! Dünyada yedi milyar insan var. Yedi milyar insan içerisinde kaç yetim var biliyor musunuz?

Yetim, anası veya babası yahutta her ikisi vefat eden buluğ çağına gelmemiş çocuk demektir. Her gün ölümlerin olduğu dünyamızda beraberinde yetimlerde olacaktır elbet. Önemli olan yetime ana babasının yokluğunu hissettirmemek ve öksüze ana, yetime baba olmaktır. Hele günümüzde kitle imha silahları, savaş, terör vb. gibi sebeplerle ana babasını hatta tüm umutlarını kaybeden yavruları düşünmeli bu meselede kendimizi onların yerine koymalıyız.

Yüce Allah kullarını hayatla da ölümle de imtihan edecektir. Ama önemli olan imtihanın farkına varabilmek ve takdir-i ilahiyeye boyun eğmektir.

Yetimlik kimsenin elinde değil Allah’ın takdiriyledir. Bu durumda olan kişilerin hem kendilerinin hem de mallarının korunmaya ihtiyacı vardır. Yetimlik asla istismar edilmeyip bilakis daha çok hassasiyet gerektirmektedir ki Yüce Allah insanları bu anlamda sık sık uyarmış, Hz. Peygamber de insanları dikkatli olmaya ve onlara iyilik yapmaya çağırmıştır. Bu hassasiyetin toplum huzuru için de büyük bir önemi vardır. Yetime iyilik, onun her türlü hakkını korumak ve yerine getirmekle yapılır.

Peki yetime karşı vazifelerimiz nelerdir?

1-Yetime İyi Muamelede bulunmak gerekir.

Kur'ân-ı Kerîm, nâzil olmaya başladığı ilk yıllardan itibaren yetim meselesini ele almış ve ilk vahiylerde Hz. Peygamber (a.s)'e kendisinin de yetim olduğu hatırlatılarak yetimlere iyi muâmelede bulunması emredilmiştir.

أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيماً فَآوَى {6} وَوَجَدَكَ ضَالّاً فَهَدَى {7} وَوَجَدَكَ عَائِلاً فَأَغْنَى{8}فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْ {9}وَأَمَّا السَّائِلَ فَلَا تَنْهَرْ{10}

“O, seni yetim bulup barındırmadı mı? Şaşırmış bulup da yol göstermedi mi? Seni fakir bulup zengin etmedi mi? Öyleyse yetimi sakın ezme. El açıp isteyeni de sakın azarlama.” (Duhâ 6-10)

Bu âyet-i kerîmelerde, Peygamber Efendimiz’in şahsında mü’minlere bir takım görevler verilmektedir.

Bunlardan birisi yetime iyi davranmaktır. Allah Teâlâ Resûlullah Efendimiz’e, sen de bir zamanlar yetimdin. Ben seni koruyup gözettim. Ben seni nasıl himâye etmişsem, sen de diğer yetim kullarıma sahip çık; onların derdiyle ilgilen; sıkıntılarını hallet buyurmaktadır. Demek ki yetimler bize Allah emânetidir. Onları kendi dertleriyle, üzüntüleriyle başbaşa bırakmayacağız. Koruyup gözeteceğiz. Kendilerine yetimliğin acısını duyurmamaya çalışacağız. Toplum çarkının içinde ezilmelerine göz yummayacağız.

Mekke’de nazil olan Beled suresinde insanın yaratılışından, onun bazı davranışlarından, insana verilen üstün vasıflardan, o vasıfları iyiye kullanmayanın kötü âkıbetinden, iyiye kullananların da mutlu geleceklerinden söz edilir ve yetimlerle ilgilenmek sarp yokuşu aşmak olarak nitelendirilir.

أَلَمْ نَجْعَل لَّهُ عَيْنَيْنِ {8} وَلِسَاناً وَشَفَتَيْنِ {9} وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ {10} فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَ {11} وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْعَقَبَةُ {12} فَكُّ رَقَبَةٍ {13} أَوْ إِطْعَامٌ فِي يَوْمٍ ذِي مَسْغَبَةٍ {14} يَتِيماً ذَا مَقْرَبَةٍ {15} أَوْ مِسْكِيناً ذَا مَتْرَبَةٍ {16}

“Biz ona iki göz vermedik mi? Bir dil ve iki dudak, Ona iki yolu ( doğru ve eğriyi ) gösterdik . Fakat o, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuş nedir bilir misin? Köle azat etmek, Veya açlık gününde yemek yedirmektir, Yakınlığı olan bir yetime. Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula.” (Beled 8-16)

Yine Mekkî olan Fecr sûresi 17. ayetinde:

كَلَّا بَل لَّا تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ

“Hayır hayır, doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz” buyrularak bu davranış kötülenirken, Mâun sûresinde de yetime yapılan kötü muâmele bir nevi "dini inkâr" olarak tavsif edilmiştir.


أَرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ {} فَذَلِكَ الَّذِي يَدُعُّ الْيَتِيمَ{} وَلَا يَحُضُّ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ

"Ey Muhammed! Dini yalan sayanı gördün mü? Yetimi itip kakan, yoksulu doyurmaya yanaşmayan kimse işte odur" (Mâun, 1-3)

Sevgili Peygamberimiz doğmadan babasını, altı yaşındayken de annesini kaybetmiş Abdullah’ın yetimi, Amine’nin öksüzü olarak hayatın ezici çarkı arasında kalmıştı. İlk önce dedesinin daha sonra amcasının sahip çıktığı yetim Muhammed’e ana-babasının yokluğu hissettirilmemeye çalışıldı.

Hz. Peygamber (sav) Ebu Talib’in hanımı vefat edince çok üzülmüştü. Sahabe bu durumu teaccub ile karşılamışlardı da bunun üzerine Efendimiz şöyle buyurdu: “Ben yetim ve öksüz olarak amcama sığındığımda bu kadın üzerime titrer, evvela beni doyurur sonrada kendi çocuklarını doyururdu. Ben aç kaldığımda yeniden bana yemek hazırlardı. Benim tüm ihtiyaçlarımı karşılardı. Hasılı, o benim anam gibiydi” (Hamidullah. İslam Peygamberi s. 45)

Yetimliğin ne demek olduğunu bire bir yaşayarak tecrübe eden Peygamber Efendimiz (sav) yetimlerin müşfik bir hamisi olmuş, gerek uygulamaları ve gerek sözleriyle daima yetimlerin korunmasını emretmiştir. Yetimin iyi muamele gördüğü evi hayırlı ev olarak taltif etmiş ve şöyle buyurmuştur:

خَيْرُ بَيْتٍ فِي الْمُسْلِمِينَ بَيْتٌ فِيهِ يَتِيمٌ يُحْسَنُ اِلَيْهِ وَشَرُّ بَيْتٍ فِي الْمُسْلِمِينَ بَيْتٌ فِيهِ يَتِيمٌ يُسَاءُ اِلَيْهِ

“Müslümanlar arasında en hayırlı ev, içerisinde yetim olan ve yetime de iyi muâmele yapılan evdir. En kötü ev de, içinde yetim bulunup da ona kötü muâmele yapılan evdir.” (İbnu Mace, Edeb 6/3810).

Yetimi himaye eden kimseleri kendisine cennette komşu ilan etmiş ve şöyle buyurmuştur:

أَنَا وكافلُ الْيتِيمِ في الجنَّةِ هَكَذَا » وأَشَار بِالسَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى ، وفَرَّجَ بَيْنَهُمَا

Sehl İbni Sa`d (ra)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav): “Ben ve yetimi himâye eden kimse cennette şöylece beraber bulunacağız” buyurdu ve işaret parmağıyla orta parmağını, aralarını biraz aralayarak, gösterdi. (Buhârî, Edeb 24. R.S. 264)

Yetim, anne-babadan herhangi birisinin ölümü ile büyük bir acı yaşamakta veya bu yalnızlığa mecbur olmaktadır.

YETİMLERİN BAYRAMI
Babacığım babacığım feryatlarıyla
Ağlıyor bir çocuk, mezar başında
Ramazan bayramının ilk sabahında
Feryatlar yükseliyor, mezar başında
Yetimler gitmişler bayramlaşmaya
Ellerini açmışlar Yaradanlarına
Göz yaşları karışıyor Fatihalarına
Allah’ım sabır ver bu kullarına
Yılmaz ÇELİK

Yetimlerin hâmisi Hz. Muhammed (sav) şehitlerin geride bıraktıkları yetim çocuklarıyla da çok yakından ilgilenmiş, onlara çok büyük şefkat ve merhamet göstermiş; onların her türlü ihtiyacını karşılamıştır.

Yetim psikolojisini gayet iyi bilen Efendimiz yetimlere baba, eşleri de anne olmuştur. Beşîr b. Akrebe adlı sahâbi anlatıyor: Babam Akrabe, Uhud Savaşı’nda şehit düşünce ağlayarak Resûlullah’ın yanına gittim. Resûlullah, bana “Ey sevgili yavrucak! Ağlama, ben baban olsam, Aişe de annen olsa istemez misin?” diye sorunca ben de “Elbette ki isterim ya Resûlullah!” dedim. Bunun üzerine Resûlullah, benim başımı okşadı. (Şu anda) saçlarım ağardığı halde Resûlullah’ın başımı okşadığı yerler hâlâ siyah kalmıştır. (Buhârî, et-Tarih’ul-Kebir, 2. 78) (Çakan, İ. Lütfü, “Beşîr b. Akrebe”, DİA., C. 6. TDV. Yay., İst. 1992.)

Peygamberimiz, Mûte Savaşı’nda şehit düşen Câfer b. Ebû Tâlib’in (r.a.) şehit olduğunu duyunca hemen onun evine koşmuş, mübarek gözyaşları içinde Câfer’in yetim çocuklarını bağrına basıp koklamış; yas tutmaları nedeniyle Câfer’in ailesine yemek yapılmasını emretmiştir. (Tirmizî, Cenâiz, 21)

Peygamberimiz (sav), daha sonraları da bu aileyle çok yakından ilgilenmiştir. Abdullah b. Câfer (r.a.), Resûlullah’ın kendileriyle çok yakından ilgilendiğini şu tatlı hatırasıyla anlatmaktadır: Bir gün sokakta oynuyordum. Resûlullah, beni görünce oradakilere “Abdullah’ı deveme bindiriniz.” dedi, oradakiler de beni deveye bindirdiler. Daha sonra Resûlullah, benim başımı okşamaya başladı ve her okşamasında: “Ey Allahım! Câfer’in evlatlarına Sen sahip çık.” diye dua etti. (İbni Hanbel, 1: 205)

2-Yetimin Sahip Olduğu Malını Korumak Gerekir

Yetim deyince fakir çocuk akla gelmemelidir. Yetim olduğu halde zengin olan, ya da belli bir mala sahip olan çocuklar da olabilir. Yetim bir yavrunun babadan anadan kalma malı bulunabilir. O takdirde bu yavru erginlik çağına girene kadar kendisine sahip çıkmak, malının yok olup gitmesine meydan vermemek onu himâye etmek olur. Şayet malı yoksa, onun himâyesi, babasının yokluğunu aratmamaya çalışmakla mümkün olur. Her toplumda olduğu gibi bizde de hadsiz hesapsız yetim vardır. Nice yetimler, ellerinden tutacak, kendilerini hayatın zor ve katı şartlarına alıştıracak rehberleri olmadığı için ezilmişler, itilip kakılmışlar ve âdeta kötü insan olmaya zorlanmışlardır.

Câhiliye devrinde kadınlara ve kızlara, mirastan pay vermezlerdi. Kişiye ancak savaşabilecek durumdaki erkek çocukları mirasçı olurdu.. Şair Hassan'ın kardeşi Abdurrahman ibn Sabit vefat etti ve arkasında Ummü Kücce adındaki eşi ile beş kız bıraktı. Varisler Abdurrahman'ın malını almaya gelince Ümmü Kücce Hz. Peygamber (sa)'e şikâyete geldi de bunun üzerine: Ana baba ile yakınların bıraktıkları mirastan erkeklere; ana baba ve yakınların bıraktıkları mirastan kadınlara azından da çoğundan da ayrılmış birer nasib olarak paylar vardır. (Nisa 7) âyet-i kerimesi nazil oldu. (Suyûtî, Durr-ul Mensur, 11,643)

İslâm'dan önce Arab cemiyetinde yetimlerin mallarından velîleri istediği gibi tasarruf etmekte, gasb edercesine serbestçe istihlâk etmekteydiler. Kur'ân-ı Kerîm yetimle alâkalı diğer birçok uyarılardan başka, onların mallarının korunması hususunu da mükerrer âyetlerde müstakillen ele almış, korunması, artırılması ve belli bir disipline göre harcanması için direktifler vermiş, bunlara uymayanlar için ağır tehditlerde bulunmuştur:

Şu âyet, yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenleri şiddetle tehdit eder:

إِنَّ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَالَ الْيَتَامَى ظُلْماً إِنَّمَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ نَاراً وَسَيَصْلَوْنَ سَعِيراً

“Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, muhakkak ki karınlarını ateşle doldurmuş olurlar ve çılgın ateşli cehennemi boylarlar.” (Nisa, 10)

Velîler velayetleri devam ettiği sürece, yetim çocuğa ait malları kullanabilirler. Bu da maruf (makûl) ölçüde ve israfa varmaksızın olmalıdır. Velî zengin olduğu takdirde, böyle bir hakkı yoktur. Ancak zengin velî, ihtiyaç durumunda, sadece yetecek kadar alabilir. Durumu düzeldiğinde geri ödemesi gerekir. (E.Hamdi Yazır 2: 462) Nitekim bir kişi, Allah Resûlü’ne (sav) gelerek: “Ya Resûlullah! Ben fakirim, hiçbir şeyim yok, üstelik bir de yetimim var.” deyince, Allah Resûlü, o kimseye şöyle buyurdu: “Yetimin malından ye! Ancak bunu yaparken ne israfa kaç, ne aceleci ol, ne de yetimin malını kendine mal et.” (Ebû Dâvud, Vesâyâ, 8)

Hadisimizin açık ifadesinden anlaşılan yetim malının hiç bir şekilde yenmemesidir. Sadece veli veya vasîlerin israfa kaçmamak şartıyla örfe göre yetim malından yemeleri yani her türlü tasarruf ve harcamada bulunmaları câiz ve meşrûdur. Bu gerçeği, şu ayet-i kerimeden öğrenmekteyiz:

وَابْتَلُواْ الْيَتَامَى حَتَّىَ إِذَا بَلَغُواْ النِّكَاحَ فَإِنْ آنَسْتُم مِّنْهُمْ رُشْداً فَادْفَعُواْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ وَلاَ تَأْكُلُوهَا إِسْرَافاً وَبِدَاراً أَن يَكْبَرُواْ وَمَن كَانَ غَنِيّاً فَلْيَسْتَعْفِفْ وَمَن كَانَ فَقِيراً فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ فَإِذَا دَفَعْتُمْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ فَأَشْهِدُواْ عَلَيْهِمْ وَكَفَى بِاللّهِ حَسِيباً

“Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri (gözetip) deneyin, eğer onlarda akılca bir olgunlaşma görürseniz hemen mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (de geri alacaklar) diye o malları israf ile ve tez elden yemeyin. Zengin olan (veli) iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da (ihtiyaç ve emeğine) uygun olarak yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman yanlarında şahit bulundurun. Hesap sorucu olarak da Allah yeter.” (Nisa, 6).

Sevgili Peygamberimiz (sav) yetime ait bir malı zulmederek yemeyi helak edici günahlar arasında saymıştır.

اجْتَنِبُوا السَّبْعَ المُوبِقَاتِ ، قَالُوا : يا رَسُولَ اللَّه ومَا هُن ؟ قال : الشِّرْك بِاللَّهِ ، وَالسِّحْرُ وَقَتْلُ النَّفْسِ التي حرَّمَ اللَّهُ إلاَّ بِالحقِّ ، وَأكْلُ الرِّبَا ، وَأكْلُ مال اليتِيمِ . والتَّولِّي يوْمَ الزَّحْفِ ، وقذفُ المُحْصنَاتٍ المُؤمِنَات الغافِلاتِ

Ebû Hüreyre (ra)'den rivayet edildiğine göre Nebî (sav) şöyle buyurdu: "Yedi helâk ediciden kaçının!" Sahâbîler:
- Ey Allahın Resûlü! Bunlar nelerdir? diye sordular. Hz. Peygamber:

- "Allah'a ortak koşmak, sihir (büyü) yapmak, Allah'ın haram kıldığı bir nefsi haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaş meydanından kaçmak, evli, namuslu ve hiç bir şeyden haberi olmayan kadınlara zina isnad etmektir,” buyurdu. (Buhârî, Vasâyâ 23, R.S.1618)

Allah Rasülü yetim hakkı yemekten ve kadın hakkını çiğnemekten men etmiş adeta yüce Allah’a rapor verircesine şöyle buyurmuştur:

اللَّهُمَّ إِنِّى أُحَرِّجُ حَقَّ الضَّعيفينِ الْيَتِيمِ والمرْأَةِ

Ebû Şüreyh Huveylid İbni Amr el-Huzâ`î (ra)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sav) şöyle buyurdu:
“Allahım! İki zayıf kimsenin, yetimle kadının hakkını yemekten herkesi şiddetle sakındırıyorum.” (Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, R.S. 272)

Hz. Peygamber hayatı boyunca güçsüzün yanında olmuş, himâye edilmesi gerekenlere kol kanat germiştir. Yetimlerin ve kadınların korunup gözetilmesine pek önem vermiştir.

3-Toplumun Bir Parçası Olan Yetimlerin Islahı Önemlidir.

Toplum içerisinde uyulması gereken kurallar manzumesi, aile içerisinde terbiye yöntemiyle verilmektedir. Ana-babasından biri ve ya her ikisi vefat etmiş bir çocuk toplum içerisinde uyulması zaruri olan ahlak esaslarını deneme yanılma yöntemiyle öğrenecektir. Ancak bu esnada toplum içinde istenmeyen davranışlar sergileyecek ve nihayetinde suça meyilli hale gelecektir. İşte tam da burada yetimin yakınlarına ve toplumun bireylerine büyük görevler düşmektedir. Kimsesizlerin kimsesi olmak ve onları yarınlara hazırlamak, hem bu günümüzü hem de yarınlarımızı garanti altına almak demek olacaktır.

Yetimin terbiye, bakım, himâye gibi, her çeşit meselesine temas eden mühim âyetlerden birinin sebeb-i nuzülünde şöyle bir olay meydana gelmiştir: İbn Abbâs'tan rivayet edilmiştir ki: "Yetimin malına, erginlik çağına erinceye kadar o en güzel olanından başka bir şekilde yaklaşmayın..." (En'âm, 152; İsrâ, 34) ve "Yetimlerin mallarını haksız yollarla (zulmen) yiyenler yok mu?..." (Nisa, 10) âyetleri nazil olunca yetimlerin velîleri, onların yiyecek ve içeceklerini kendi yiyecek ve içeceklerinden ayırdılar. Bazen olurdu ki yetimin yiyeceği artardı. Bu durumda onu kendi yiyeceklerine katmaz; yetim yiyinceye veya bozuluncaya kadar ayrı bir yerde muhafaza ederlerdi. Ancak bu durum on¬lara zor gelmeye başladı ve gidip Hz. Peygamber (sa)'e anlattılar da Allah Tealâ (Bakara sûresinin 220 âyetini indirdi. (Ebu Davud, Vasâyâ, 7)

وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْيَتَامَى قُلْ إِصْلاَحٌ لَّهُمْ خَيْرٌ وَإِنْ تُخَالِطُوهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ وَاللّهُ يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنَ الْمُصْلِحِ وَلَوْ شَاء اللّهُ لأعْنَتَكُمْ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

“Sana bir de yetimlerden soruyorlar. De ki: Onlar hakkında yapacağınız bir ıslah, işlerine karışmamaktan daha hayırlıdır. Eğer onlara karışırsanız, onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozguncuyla ıslah ediciyi bilir, birbirinden ayırd eder. Eğer Allah dileseydi, sizi zora koşardı. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Bakara 220)

Şanlı Tarihimizde Yetimlerin Korunması İçin Yapılan Faaliyetler

Her şeyden önce insanı yaşat ki devlet yaşasın anlayışı üzerine kurulmuş olan Cihan İmparatorluğu bir vakıf medeniyetiydi. Sosyal yardımlaşma ve dayanışmaya büyük önem veren Osmanlı Devleti’nde vakıflar; dinî, sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel ve askerî alanlarda hizmetler veriyordu. Bu medeniyette değil sadece insanlara, sokak hayvanlarına, hatta doğadaki vahşi hayvanlara dahi hizmet götürülüyordu. Bu medeniyetin bir parçası olan yetimler için bir çok vakıflar kurulmuş ve vakfiyeler yapılmış durumdaydı. (İbrahim Sarıçam ve Seyfettin Erşahin, İslam Medeniyet Tarihi. Ankara: T.D.V. Yayınları, 2007, s.223)

Osmanlı Devleti, 19. yüzyılda Avrupa’da, Balkanlarda, Kafkaslarda, Ortadoğu ve Afrika’da pek çok toprak kaybedince, savaşlar nedeniyle çocuklar yetim ve öksüz kalmıştı. Başta İstanbul olmak üzere Rumeli ve Anadolu’ya yoğun bir şekilde göçler başlamıştı. Özellikle çocukların korunmaya muhtaç duruma düşmesi Devletin tedbir almasını zorunlu hale getirmişti. Bu tedbirlerden bir kaçı şöyledir:

1. Niş Çocuk Islahhaneleri: Tuna Vilayeti Valisi olarak görev yapmakta olan Mithat Paşa tarafından, 1863.tarihinde Niş Eyaleti’nde ayrım yapılmaksızın gerek Müslüman ve gerekse Hıristiyan çocuklarından yetim ve öksüzlerin barınması için Islahhane isimli bir kurum oluşturuldu. Bu Islahhanede 4-15 yaşları arasında 201 öğrenciye hizmet verilmiş okuma-yazma öğretiminin yanında terzilik gibi sanat eğitimi de verilmiş, askeri kıyafet, kundura, çizme ve potin” dikip hazırlamayı öğrenmişlerdir. (Nesimi Yazıcı, “Niş Islahhanesi’nden Haber Var”, Kültür Dergisi, Sayı:12 (Sonbahar 2008), s. 27)

2. Yetim Haklarının Korunması: Eytam Keseleri ve Emval-i Eytam Nezareti: Osmanlı toplumunda, yetimlerin miras yoluyla kalan menkul ve gayrimenkul malların vasileri tarafından işletilmesi ve sermayenin kontrol altına alınarak elde edilen gelirin bu şahısların ihtiyaçlarının karşılanması için harcanması, reşit olduklarında ise mallarının kendilerine teslim edilmesi için oluşturulan kurumlara, eytam keseleri adı verilmekteydi. Yetimler reşit olduklarında bu keseler feshedilmekte ve miras olarak kalan mallar kendilerine şahitler huzurunda teslim edilmektedir. (Cafer Çiftçi, “Osmanlı Devleti’nde Yetim Keseleri”, Kültür Dergisi, Sayı:12 (Sonbahar 2008), s. 47)

3. Sokak Çocuklarının Barındırılması: Darülaceze, Darülhayr-i Alî: 1877 Osmanlı-Rus Savası’ndan sonra 387.804 kişinin İstanbul’a göç etmesi asayiş sorununuda beraberinde getirmiş kentin yaşam düzeni büyük ölçüde etkilenmişti. Kimsesi ve geliri olmayan dul kadınlarla yetim ve öksüz çocuklar, Gülhane’deki Kırmızı Kışla’da açılan Muhacirin Dul ve Eytamhanesi’ne yerleştirilmiş, Hasta olanlar ise yine buradaki Muhacirin Hastanesi’nde tedavi edilmişti. (Nuran Yıldırım, İstanbul Darülaceze Müessesesi, İstanbul: Darülaceze Vakfı Yayını, 1996, s.8)

4. Eğitim ve Bakım Kurumu: Darüşşafaka: Adı “şefkat yurdu” anlamına gelen Darüşşafaka, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde kurulan ilk parasız özel okuldur. Cemiyetin gayesi öncelikli olarak öksüz ve kimsesiz çocukların dinî bilgilerin yanısıra, her türlü evrakı kısa zamanda okuyup yazacak duruma gelmelerini sağlamaktı. Söz konusu bu eğitimlerden herhangi bir ücret alınmamasının yanında ihtiyacı olanların eğitim masrafları da karşılanmıştır.
Osmanlı Devleti’ndeki bu uygulamalar günümüzde Çocuk Yuvaları ve Yetiştirme Yurtları, Sevgi Evleri ve Çocuk Evleri uygulamalarına ilham kaynağı olmuştur. Bunun bir yansıması olarak cumhuriyet döneminde bir çok sivil toplum örgütü ve vakıflar kurulmuştur. Bunlardan biriside TDV’dir. Vakfın gerek yurt içinde gerek yurt dışında bir çok faaliyetleri bulunmaktadır.

28.02.2012 tarihli Anadolu Ajansı’nın bir haberine göre: Somali`nin başkenti Mogadişu`daki Hazreti Ayşe Yetimhanesinde kalan çocukların durumu yürekleri sızlatıyor. Yaşları 6 ile 13 arasında değişen 200 kız çocuğu, çok zor şartlar altında barınmaya ve eğitim almaya çalışıyor. İmkânsızlıklar nedeniyle yemek olarak günde sadece iki öğün sulandırılmış çorbanın dağıtıldığı yetimhanede, yeterli yemek olmaması nedeniyle yetkililer bazı çocukları başka okullara göndermek zorunda kalıyor. Çocukların yatakhaneleri de yokluktan nasibini alıyor. Elektriğin olmadığı yatakhanelerde, çocuklar eski sünger yataklarda uyumak zorunda kalıyor. Çarşafları da yıpranmış olan yatakhanede, karanlıktan korkan çocuklara yetkililer el feneriyle yardımcı olmaya çalışıyor. Yetimhanenin bu kötü şartları Türkiye`den gelen yardımın ardından değişmeye başladı. Türkiye Diyanet Vakfının Mogadişu`daki ekibi yetimhanenin yemek dâhil tüm ihtiyaçlarını karşılamak için seferber oldu.

KISACA ÖZETLEMEK GEREKİRSE:
Yetimlik bir tercih meselesi değil, kader meselesidir. Unutulmamalıdır ki Kainatın Efendisi de hem öksüz ve hem de yetim idi. Şerefli Peygamberin ümmetleri olarak bizlerde ölümlerin kol gezdiği dünyamızda milyonlarca yetimden hiç değilse bir tanesine sahip çıkalım.

“Bir kimse sırf Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap vardır...” (İbn-i Hanbel, V, 250) Yüreğinden kopup gelen derin bir şefkat duygusuyla bir yetimi kucaklayıp bağrına basan, yanaklarına öpücükler konduran, ona yalnızlığını ve yetimliğini unutturmaya çalışan bir kimse, ilâhî rahmet sağanağı altında yıkanmış ve günahlarından arınmış olmaktadır. Her camimizin ihtiyaçlarını giderip yarınlara hazırladığı, kalplerimizin katılığını gideren ve saçlarını okşadığımızda günahlarımızın affına vesile olacak bir yetimimiz olsun. Özellikle bizim yavrularımız yetim olmasın diye kendi yavrularını yetim bırakan kahraman asker ve polislerimizin yetimlerine vefamızı onlara sahip çıkarak ödeyelim.

(İHH ve Diyanet işleri başkanlığının ortaklaşa yürüttüğü ‘her sınıfın bir yetimi kardeşi var’ projesi söylenebilir, Türkiye genelinde ençok yetim himaye eden iller sıralamasında Sakarya müftülüğünün toplam 243 yetim ile 2. Sırada olduğu da zikredilebilir.)

Yetimler toplumun aynasıdır. Toplumun gülmesi yetimlerin gülmesine bağlıdır. Zira yetime gösterilecek iyi muamelenin dünya hayatında kalp huzuruyla yaşamaya vesile olacağı unutulmamalıdır. Kalbinin katılığından şikâyet eden bir sahâbîye Fahr-i Kâinât (sav):

“Eğer kalbinin yumuşamasını istiyorsan fakiri doyur, yetimin başını okşa!” (İbn-i Hanbel, II, 263) tavsiyesinde bulunmuştur.

Yetim yavrulara sahip çıkanlar, toplumun bir açığını kapamış ve bir yarasını sarmış olurlar. Kısacası, insan olmanın sorumluluğunu duymuş olurlar. Hayatın kahredici çarkının bir insanı ezmesine göz yummayanlar, emsâlsiz bir insânî zevki tatmış olurlar.

Elimizde imkan olduğu halde yetimlere sadece acımak ve onun ötesinde bir şeyler yapmamak, içerisinde bulunduğumuz topluma bir ihanettir. Diyebiliriz ki yetimlere acımanında ötesinde onları ağırlamak maddeten ve manen onlara destek olmak gerekir.

Şimdi dersimizin başında sormuş olduğum sorunun cevabını vermeye geldi. Dünyada yedi milyar insan var. Yedi milyar insan içerisinde kaç yetim var biliyor musunuz?

Dünyada dört yüz milyona yakın yetim çocuk var (UNICEF 2014 yılı itibariyle) ve bu sayı günden güne artmaya devam etmektedir. Bu sayı Çin ve Hindistan’dan sonra dünyanın üçüncü nüfus yoğunluğunu oluşturmaktadır.

Hazırlayan: Abdurrahman YILMAZ
Sapanca Müftülüğü Yeni Cami İmam-Hatibi / SAKARYA

Editör: Mihrap Haber
Yorum Yazın
CAPTCHA security code
yükleniyor

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yukarı çık