Site Sol Dik Reklam (DHBT)
15 Nisan 2016, Cuma 9:50 | 4030 kez okundu | A+ | A-

Haftanın Vaazı: Kutlu Doğum Haftası

Sakarya Kaynarca Turnalı Köyü İmam-Hatibi Hasan Köse Hoca tarafından hazırlanan “Kutlu Doğum Haftası ve Hz. Peygamber (s.a.v)'in Örnek Ahlakı” konulu Cuma vaazını sizlerle paylaşıyoruz. “Hz. Peygamber (s.a.v)'in Örnek Ahlakı” başlıklı cuma vaazını sitemizden okuyup indirebilirsiniz.

Haftanın Vaazı: Kutlu Doğum Haftası

KUTLU DOĞUM HAFTASI VE HZ. PEYGAMBER (S.A.V.)’İN ÖRNEK AHLAKI

KUTLU DOĞUM HAFTASI

Diyanet İşleri Başkanlığı, 1989 yılından itibaren Türkiye Diyanet Vakfı ile birlikte Peygamberimizin doğum gününü (miladi 20 Nisan) ihtiva eden haftayı (14-20 Nisan), Hazret-i Peygamberi ve O’nun insanlığa takdim ettiği değerleri doğru ve sahih bilgiler ışığında, seçkin, güvenilir ve alanında ehil şahsiyetlerin katkılarıyla vatandaşlarımıza tanıtmak amacıyla “Kutlu Doğum Haftası” olarak kutlamaya başlamış ve bu hafta milletimizce de büyük bir teveccühe mazhar olmuştur.

Peygamber Efendimizin doğum tarihi, hicri takvimde 12 Rebiü’l evvel, miladi takvimde ise 20 Nisan olup, 1989 yılında başlayan Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri bir dönem hicri tarih, bir dönem de miladi takvim esas alınarak gerçekleştirilmiş, Diyanet işleri başkanlığı; 2007 yılında bir genelge ile Kutlu Doğum etkinliklerinin 14-20 Nisan tarihleri arasında yapılmasını ve bu tarihlerin dışında program düzenlenmemesini karar altına almıştır.

Her yıl Kutlu Doğum haftası teması olarak bir konu seçilmekte, bu hafta içerisinde, konuyla ilgili değişik etkinlikler, gerek ülkemizde gerekse dünyanın pek çok ülkesinde konferans ve paneller düzenlenmekte, Peygamber Efendimizin (s.a.v) örnek ahlakı her kesime daha yakından anlatılmaya çalışılmaktadır. Bu seneki (2016) Kutlu Doğum Haftası teması ise “Hz Peygamber, Tevhit ve Vahdet” olarak belirlenmiştir.

İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) 571 yılında kameri aylardan Rebiü'l-evvel ayının 12. gecesi doğmuştur. Bu mübarek geceye "Mevlid Kandili" denir.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in doğduğu çağda dünyanın her tarafında cehalet, zulüm ve ahlaksızlık almış yürümüş, Allah inancı unutulmuş, insanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş, dünya yaşanmaz hale gelmişti. İnsanlık Hz. Peygamberin tebliğ ettiği İslam dini ile aydınlandı. Tek Allah inancı ile kalplere ışık saçıldı. Eşitlik, adalet ve kardeşlik ilkeleri yeniden hatırlandı. O'na inanan toplumlar gerçek huzura kavuştu.

Bu sebepledir ki, Resûlüllah’ın dünyaya teşrifleri müslümanlar arasında yüzyılllardan beridir büyük bir coşku ile kutlanmakta ve  Kutlu Nebi, derin bir saygı ile anılmaktadır. Efendimizin  sevgi ve hoşnutluğunu kazanmak isteyen müminler de, O’nun ahlak ve fazilet dolu hayatını öğrenerek, her alanda onu örnek almayı büyük bir görev olarak telakki etmektedirler.

HZ. PEYGAMBER’İN ÖRNEK AHLAKI

Rabbimiz,  biz insanoğlunu mükemmel bir şekilde yaratmış, kendisine kulluk yapmamızı istemiş, ne şekilde kulluk yapacağımızı da insanlar arasından görevlendirmiş olduğu peygamberleri aracılığıyla bizlere bildirmiştir. Allah (c.c.) insanoğluna yol gösterici önder ve rehber olarak peygamberler göndermiştir. Bu hakikati yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöylece bildiriyor;

 لَقَدْ مَنَّ اللّهُ عَلَى الْمُؤمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولاً مِّنْ أَنفُسِهِمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِن كَانُواْ مِن قَبْلُ لَفِي ضَلالٍ مُّبِينٍ

“And olsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.”[1]

Önceki peygamberler belirli kavim ve toplumlara gönderilmişken, Efendimiz (s.a.v) bütün alemlere,canlı-cansız bütün varlıklara, yerlere ve göklere, zamana ve mekana bilhassa da insanoğluna  rahmet peygamberi olarak gönderilmiştir. Bu husus Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilmiştir;

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ

 “Seni Biz, sadece âlemlere rahmet olarak gönderdik.”[2]

يَا أَيُّهَاالنَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِداً وَمُبَشِّراً وَنَذِيراً:وَدَاعِياًإِلَى اللَّهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجاً مُّنِيراً:

 “Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Allah’ın izniyle, bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak (gönderdik).”[3]

وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ:

“Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.”[4]  

Muhammed Ali es-Sabuni :Yüce ahlak’ın ilim, hilim, aşırı haya çok ibadet ve çok cömertlik, sabır, şükür, alçak gönüllülük, zühd, merhamet, şevkat,iyi geçinme,edepli olma ve benzeri güzel huy ve hoşa giden davranışlar olduğunu ifade etmiştir.        

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌحَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ ً وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً:

 “And olsun ki, Rasülullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.”[5] 

قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

“(Resûlüm!) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”[6]

İbn-i Kesir bu ayetin tefsirinde: “Biz Allah-ı severiz fakat ona tabi olmayız demek yok. Gerçekten Allah-ı seven ona tabi olmalıdır, yoksa o yalancıdır.” açıklamasını yapmıştır.

Ayet-i Kerimelerde görüyoruz ki O’na itaat, hakka itaattir. Çünkü onun hayatı canlı bir Kur’an tefsiri mahiyetindedir. Nitekim Hz. Ayşe kendisine Rasûlüllah’ın ahlakı sorulduğunda كَانَ خُلُقُهُ الْقُرْآنَ، أَمَا تَقْرَأُ الْقُرْآنَ “O’nun ahlakı Kur’an’dı.”[7] buyurmuştur. O, hayatının tamamı en ince teferruatına kadar tespit edilebilen tek peygamber ve tek insandır. Rabbimizin sevgisini kazanmak ve ona karşı kulluk vazifelerimizi hakkıyla yerine getirmek, hem dünya hem de ahret saadetini kazanmak  Efendimiz s.a.v.’in hayatını örnek almaktan ona tabi olmaktan, ve O’nun ahlakıyla ahlaklanmaktan geçmektedir.

Peygamberimiz (s.a.v) de kendi gönderiliş gayesini ve ahlak güzelliğinin önemini Hadis-i Şeriflerde şöyle bidirmektedir;

إنما بُعثتُ لأتَممَ مَكارِمَ الأخلاق

"Ben güzel ahlâkî tamamlamak üzere gönderildim."[8] buyurmuştur.

Bir başka Hadis-i Şeriflerinde ise, “Beni Rabbim terbiye etti, terbiyemi de pek güzel kıldı.”[9] Yani O’nun muallimi Cenab-ı Hak’tır.

AHLAK NEDİR ?

Ahlak kelimesi, yaradılış anlamındaki halk kelimesi ile aynı kökten gelir, insanın yaradılışından gelen ve toplum içinde yaşanarak kazanılan iyi ve güzel huylar demektir. [10]

Efendimizi (s.a.v) yakından tanımak, Sünnet-i Seniyyesine tabi olmak O’nun ahlakıyla  ahlaklanmak her Müslüman için olmazsa olmazdır. Bizim için her konuda en güzel güzel örnek olan Peygamber Efendimizin (s.a.v.) ahlakını anlatmak O’nun hayatını anlatmakla eşdeğerdir. Fakat süremizin sınırlı olması, vaazımızın uzun tutulamaması vb. sebeplerle, meselenin anlaşılması bağlamında birkaç örnekten yola çıkarak, Efendimizin ahlakını anlatmaya çalışacağım.

O’NUN AHLAKI NASILDI?

Peygamberimiz (S.A.V.) adeta Kur’an-ın yaşayan canlı bir örneği idi. Tamamen Kur’an ahlâkı ile ahlâklanmıştı.

Peygamberimiz her şeyden önce Rabbimize karşı son derece saygılı ve güzel ahlaklı idi. İbadetler husunda çok titizdi. Farz ibadetlerin yanı sıra nafile ibadetlerle Allah’a karşı güzel bir kul olunabileceğini söylerdi. Nafile ibadetlerde bile çok gayretli olduğunu gören Hz. Aişe annemizin: “Gelmiş geçmiş bütün günahların bağışlandığı halde neden kendini bu kadar yoruyorsun-zorluyorsun?” sorusuna “Rabbime karşı daha çok şükreden bir kul olmayayım mı? ”[11] diye cevap vermiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) Rabbimize karşı iyi bir kul olma hususunda bize örnek olduğu gibi, yaratılmış tüm mahlukata karşı da ahlakı ve davranışları ile güzel bir örnektir.                                                  

EFENDİMİZ (S.A.V) HER ŞEYDEN ÖNCE ÇOK DÜRÜST  VE GÜVENİLİR BİR İNSANDI

Daha peygamber olarak görevlendirilmeden önce bile güvenilir insan anlamında ona Mekke’de el-Emin sıfatı verilmişti. Onu tenkit edenler ve getirdiği ilahi mesajı kabul etmeyenler ona çeşitli ithamlarda bulundular. Cin çarpmış dediler, delirmiş dediler, sihirbaz dediler ama yalancı diyemediler. Medine’ye hicret ederken, yatağına Hz Ali’yi yatırmış evden gizlice çıkıp gitmişti. Hz. Ali’ye “Yanımda bulunan emanetleri yarın sahiplerine teslim edersin” buyurmuştu. O zaman elinde emanet olarak bulunan eşyaların çoğu müşriklere aitti ve onlar da Peygamberimize güvendikleri için eşyalarını ona teslim etmişlerdi.

O (s.a.v) öylesine sadakat ve doğruluk hali üzereydi ki, henüz O’na iman etmediği devrede büyük bir İslam düşmanı olan Ebu süfyan dahi Bizans imparatoru Herakliyus’un

“Hiç sözünde durmadığı oldu mu? ” sualine

“-Hayır! O,verdiği her sözü tutar!” ifadesinden başka bir şey söyleyemedi.

Yani kafirler bile O’na itimat halindeydi.

O (S.A.V), SON DERECE ADALETLİ VE SABIRLIYDI

Hz Peygamber (s.a.v.), zengin-fakir, büyük-küçük herkese adil davranır, kimseyi kayırmazdı. Her şeyi ve herkesi hak ölçüsüne göre değerlendirirdi. Tebliğ ettiği hak nizamını önce kendi şahsında uygulardı, sonra da en yakınlarından başlamak üzere uygulamaya koyardı.

Bir defasında hırsızlık yapmış Kureyş’li bir kadının affedilmesi istenmişti. Bunun üzerine şöyle buyurdu: إِنَّمَا أَهْلَكَ الَّذِينَ قَبْلَكُمْ أَنَّهُمْ كَانُوا إِذَا سَرَقَ فِيهِمِ الشَّرِيفُ تَرَكُوهُ، وَإِذَا سَرَقَ فِيهِمِ الضَّعِيفُ أَقَامُوا عَلَيْهِ الْحَدَّ، وَايْمُ اللهِ لَوْ أَنَّ فَاطِمَةَ بِنْتَ مُحَمَّدٍ سَرَقَتْ لَقَطَعْتُ يَدَهَا

“Sizden öncekilerin helak olmalarının sebebi, büyüklerden biri hırsızlık ettiğinde ceza tatbik etmedikleri halde, aşağı tabakadan yani zayıflardan biri hırsızlık ettiğinde ceza tatbik etmeleri olmuştur. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed (s.a.v.)’in kızı Fatıma hırsızlık etseydi, onun da elini keser, cezasını verirdim.”[12]   Müminleri şöyle uyarırdı: “Haksızlık etmekten çekinin. Zira haksızlık kıyamet gününde zulmettir.” O en büyük zorluklar karşısında bile sabırlı davranır ümmetine de bunu tavsiye ederdi.

Yedi evladından altısının  vefatına şahit olmuş, Taif’te hakaret görmüş, taşlanmış, nice ızdırap ve cefalara maruz kalmış, Bedir,Uhud v.b. savaşlarda güzide sahabilerin şehadetini görmüş, gönlü nice acılarla dağlanmasına rağmen gül yüzünden tebessüm hiç eksik olmamıştır.

PEYGAMBER EFENDİMİZ İSTİŞAREYE ÇOK ÖNEM VERİRDİ

Allah Resûlü (s.a.s.)her konuda ashabıyla ve eşleriyle istişare etmiştir. Fahr-i Âlem Efendimiz’in daha ilk vahiyle karşı karşıya kaldığındaki tavrında görüyoruz. Allah Resûlü (s.a.s.) ilk defa Cibril’le karşılaşınca, sevgili eşi Hz. Hatice (r.a.) Validemiz’e varmış ve başından geçenleri onunla paylaşmıştı. O firaset sahibi Hz. Hatice de Resûlullah’ı (s.a.s.) teselli ederek gönül okşayıcı ve heyecan yatıştırıcı sözler söylemiştir.[13]

Allah Resûlü (s.a.s.) değişik zaman ve durumlarda ashabıyla ve eşleriyle istişare mekanizmasını ihmal etmemiş, böylece konunun ne denli önemli olduğunu göstermiştir. Mesela Peygamberimiz (s.a.s.), Hudeybiye gibi son derece önemli olan bir anlaşmayı yaparken şartların zahiren müslümanların aleyhine olduğunu gören müslümanlar, yaşadıkları şokun tesiriyle Resûlullah’ın (s.a.s.), “kurbanlarını kesip ihramdan çıkmaları” şeklindeki emrini yerine getirmede işi ağırdan almışlardı. Bu, bir peygamber için oldukça zor ve hassas bir durumdu. İşte böyle zor bir durum karşısında Allah Resûlü (s.a.s.) eşlerinden Ümm-ü Seleme Validemiz’le istişare etti. Yaptığı istişarenin de hakkını vererek kendisi kurbanını kesip ihramdan çıktı.[14] Bunu gören ashap efendilerimiz de hemen durumu anlayıp aynı şeyi yaptılar. Böyle bir danışma, tarihin belki de şahit olmadığı bir danışmaydı. 

Resûlüllah’ın hayatı böyle olmasına rağmen, bugün “Kadına danış ama tersini yap!” şeklindeki bir anlayışın, nebevî çizgiden ne kadar uzak olduğu aşikârdır.

O (S.A.V), ÇALIŞMAYA ÖNEM VERİR ASHABINA VE EŞLERİNE YARDIMCI OLURDU

Mescid-i Nebevi’nin inşasından hendek kazılmasına kadar her konuda ashabı ile beraber çalışır, ev işlerinde eşlerine her konuda yardım ederdi.

İşte Âlemlerin Efendisi’nin (s.a.s.) eşlerine yardımdaki birkaç örneği. Evinde ailesinin işleriyle kendisi ilgilenir, elbisesini mübarek elleriyle kendisi dikip yamardı. 

عن أبى هريرة رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]قال رسولُ اللّه ﺼﻠﻌﻡ: أكْمَلُ المُؤمِنِينَ إيمَاناً أحْسَنُهُمْ خُلُقاً، وَخِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ

لنساﺀﻫم خُلُقاً

Hz. Ebu Hüreyre (r.a)anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v)buyurdular ki: "Mü'minler arasında imanca en kâmil olanı, ahlâkça en güzel olanıdır. En hayırlınız da ailesine hayırlı olandır."[15]

O HERKESE DEĞER VERİR VE HERKESİ SEVERDİ

Ashabının tümüne ilgi gösterir, onlara değer verir ve onları aynı derecede severdi. Herkesin birbirini sevmesini ve sevdiğini de karşısındakine söylemesini isterdi.

Ashabını ve eşlerini sevdiğini bizzat ifade ederdi. Aynı zamanda eşlerine kendilerinde bulunan faziletlerini ihsas ettirir ve söylerdi. Hayvana binmesi için yardımcı olma gibi[16] (Buhari, Megâzî 38) sevginin bir yansıması olarak kabul edeceğimiz nazik davranışı yaparak, aradaki sıcaklığı pekiştirirdi. Bir gün kendisini yemeğe davet etmişlerdi de, O Nezaket Âbidesi (s.a.s.), böyle bir davete katılmasının şartı olarak: “Hanım da olursa” kaydını koymuştu.[17]

Eşlerinin bir sıkıntısı olduğunda onlarla ilgilenir, ağlayan birini gördüğünde teselli eder, elleriyle onun gözyaşlarını siler ve böylece ağlamasını dindirmiş olurdu..

Allah Resûlü’nün (s.a.s.) hanımlarıyla ilişkisinde dikkate değer bir davranışı da, eşlerinin yakınlarına ve dostlarına itibar göstermesi, zaman zaman onlara hediye göndermesiydi. Evine uğrayan yaşlı bir kadına itibar gösterir, iltifat ederdi. Hz. Aişe Validemiz sebebini sorunca,

“Ey Aişe, bu kadın Hatice’nin arkadaşıdır. Onun sağlığında bize uğrardı. “Dostluğa vefa göstermek imandandır.” demiş, böyle bir davranışı Hz. Hatice’yi sevmenin bir belirtisi olarak kabul etmişti. Aynı zamanda Resûlullah (s.a.s.) her koyun kesiminde Hz. Hatice’nin arkadaşlarına da bir pay gönderirdi.[18]

Kâinatın Efendisi (s.a.s.) o kadar yoğun işlerinin arasında şefkatli bir eş olarak eşlerine kıymet veriyor, onları dinliyor, anlattıkları haberlerle ilgili onlara yorumlar yapıyor ve sevdiğini söylüyordu.[19]

Allah Resûlü’nün eşlerine karşı gösterdiği sevginin bir alameti, onlarla birlikte vakit geçirmesidir. Hem bir devlet başkanı, hem bir peygamber olmasına ve hem de yoğun işlerine rağmen ailesini ihmal etmiyordu. O’nun (s.a.s.) en mükemmel kul olmasından dolayı ibadet hayatı ve sahabesiyle geçirmek zorunda kaldığı çok önemli zaman dilimleri, asla ailesini ihmale götürmüyordu. Buna son derece dikkat ediyor, onlarla beraberliklerinde sohbet ediyor, hâl ve hatırlarını soruyor ve şakalaşıyordu.

PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) TÜM İNSANLARA, ÖZELLİKLE DE ÇOCUKLARA KARŞI ÇOK MERHAMETLİYDİ

Peygamberimiz (s.a.v.) çok şefkatli ve merhametliydi. O’nun merhameti bütün canlıları kapsamıştır. Peygamberimiz (s.a.v.) kendisine hakaret edip alaya alan, eziyette bulunup canına kastetmek isteyen düşmanlarına bile merhametini hiç bir zaman esirgememiştir. O’nun adeta güneşe benzeyen engin şefkatinden herkes istifade ediyordu. Hasta, fakir, köle ve yetimlere iyilik ve yardım hususunda mutlaka öncelik tanıyordu Peygamberimiz (s.a.v.) özellikle çocukları çok sever, onları öper ve okşardı. Arabistan’da çocukları sevmek pek hoş karşılanmıyordu. Hatta ayıp bile sayılıyordu. Çünkü o zamanlar orada bir vahşet hüküm sürüyordu. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömecek kadar merhametten yoksun bir toplum yaşıyordu. Bir gün Peygamberimiz (s.a.v.) torunu Hz. Hasan (r.a.)’ı kucağına almış, seviyordu. Huzuruna gelen bir kişi bu olaya hayret etti. Benim on tane çocuğum var, bugüne kadar bunlardan hiçbirini öpmedim, dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) adama hitaben şöyle buyurdu:  “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.”[20] Başka bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Yerde olanlara merhamet ediniz ki gökte olanlar da size merhamet etsinler.”[21] Bir gün Peygamberimiz (s.a.v.) namazda secdede iken, torunu Hz. Hasan (r.a.) sırtına çıktı. Düşmemesi için Peygamberimiz (s.a.v.) secdeyi uzattı. Ve sırtından ininceye kadar onu bekledi. Yüce Peygamberimiz (s.a.v.) her zaman öksüz ve yetim çocukları himaye eder, keder ve sevinçlerine ortak olurdu. Efendimiz (s.a.v.) hayatı boyunca hep yoksul ve fakir çocuklarla beraber olmuş, onlara ikram ve yardımda bulunmuştur.

Sonuç olarak Rabbimiz bütün kavimlere peygamberler göndermiş son peygamberini ise bir kavme değil tüm insanlığa, alemlere rahmet olarak göndermiştir. O’nun en yüce ahlak üzere şahit, müjdeci ve uyarıcı olduğunu ve her konuda O’na tabi olmamız gerektiğini, O’nu sevmemizi O’nun gibi bir hayat yaşamamızı istemiştir. Ancak bu şartla bizleri seveceğinin müjdesini haber vermiştir.

Bizler de dünya ve ahiret mutluluğumuz için  Necip Fazıl’ın şu mısralarında ifade ettiği gibi her hususta Efendimizi önder ve rehber edinerek, davasını davamız belleyerek, yolunu yolumuz addederek son nefesimize kadar onu takip etmeye devam etmeliyiz.

Müjdecim, kurtarıcım, efendim, peygamberim;

Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim!

(Necip Fazıl Kısakürek)

DUA

Rabbimin  salat ve selamları her zaman ve her an O’nun üzerine olsun.

Rabbim, bizlere dünya ve ahiret mutluluğumuz için mucize kelamı Kur’anı-ı Kerim’in ve onun canlı bir tefsiri olan Rasûlüllah Efendimiz’in kadr-u kıymetini layıkıyla anlamayı, dünyamızı da ahretimizi de kazanmayı lutfeylesin.

Peygamberimizin Sünnet’i üzere yaşayıp, onun ahlakıyla ahlaklanmayı, ahirette de şefaatine erebilmeyi Rabbim  cümlemize nasip eylesin. (AMİN)

HAZIRLAYAN: Hasan KÖSE - Turnalı Köyü İmam-Hatibi - Kaynarca / SAKARYA 


[1] Âli-İmran:3/164
[2] Enbiya: 21/107
[3] Ahzab: 33/45-46
[4] Kalem: 68/4
[5] Ahzab: 33/21
[6] Âli-İmran: 3/31
[7] Müsned, Ahmed b. Hanbel, 41,148
[8] Müsned, İbn Hanbel, , II, 381
[9] Suyuti, Camiu’s sağir, I,12
[10]Diyanet İslam Ansiklopedisi, Ahlak md.
[11]Buhari, Teheccüt, 6
[12]Müslim, Hudud, 3, 11
[13] Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 3.
[14] Buhârî, Şurût, 16
[15] Tirmizî, Radâ 11, III, 466.
[17] Müslim, Eşribe 139.
[18] İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, 7/84.
[19] Buhari, Nikah, 82.
[20] Müslim, Fedail 66.
[21] Ebû Dâvûd, Edeb 58; Tirmizî, Birr 16.

Editör: Mihrap Haber
Yorum Yazın
CAPTCHA security code
yükleniyor

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Anket
Diyanet İşleri Başkanı kim olmalı?

yukarı çık