10 Mart 2016, Perşembe 22:05 | 3556 kez okundu | A+ | A-

Haftanın Vaazı: Karz-ı Hasen ve Tefecilik

Sakarya Arifiye Federal Elektrik Mescidi İmam-Hatibi Sıtkı Duman tarafından hazırlanan “Karz-ı Hasen ve Tefecilik” konulu Cuma vaazını sizlerle paylaşıyoruz.

Haftanın Vaazı: Karz-ı Hasen ve Tefecilik

KARZ-I HASEN VE TEFECİLİK

“Karz”, geri ödenmek üzere verilen mal veya birine ödünç (borç) verme anlamına gelir.

   Hiçbir maddi çıkar düşüncesi gözetmeksizin, sırf Allah'ın rızasını kazanmak ve din kardeşinin sıkıntısını gidermek amacıyla, karşılıksız borç vermeye karz-ı hasen denir. "Hasen" sıfatıyla nitelenmesi, amacındaki ruh yüceliğinden ileri gelmektedir.

Yani beklentisiz olarak, güzel bir üslupla ve ileride borçlunun başına yapılan bu hayrı kakmadan verilen borçtur. Bir nevi hibe kabul edilebilecek seviyede bir infak türüdür. Zaten infak da “n-f-k” kökünden “köstebek deliği" anlamında olup, burada verilip karşılığı ancak  ahirette umulandır.

Ödünç vermeğe "ikraz", ödünç verene "mukrız", ödünç alana "mustakriz" adı verilir. Ödünç almaya "istikraz" denir.

Kur’ân-ı Kerim’de Karz-ı Hasen   Kur’ân-ı Kerim’de “karz” kelimesi ve türevleri mecâzi olarak 13 yerde geçer. “Karz-ı hasen” kavramı 6 âyette kullanılır. Yine, borç anlamında “deyn” kelimesi 6 yerde zikredilir. Ancak, Kur'ân-ı Kerim'de “karz-ı hasen” ifadesini müfessirler, “Allah yolunda mal infakı”Allah’a güzel bir şekilde borç vermekşeklinde de açıklamışlardır.

Bu ayetlerde, Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla yapılan harcamalar da karz-ı hasen kapsamına alınmıştır. Karz-ı hasen, zâhirde insanlara verilirken, mecâzen Allah’a verilen bir borçtur.

Kur'an'da emredilen Allah yolunda karz-ı hasen, ilk olarak, Kur'an'ın iniş sırasına göre üçüncü sûresi olan Müzzemmil sûresinde geçer.

فَاقْرَؤُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَقْرِضُوا اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِندَ اللَّهِ هُوَ خَيْرًا وَأَعْظَمَ أَجْرًا وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

 “... Kur’an’dan kolayınıza geleni kuyun, Namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a karz-ı hasen/gönül hoşluğuyla ödünç verin. Kendiniz için önden (dünyada iken) ne iyilik hazırlarsanız Allah katında onu bulursunuz; hem de daha üstün ve mükâfatça daha büyük olmak üzere. Allah’tan mağfiret dileyin, şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.”

Ayette ;Allah Teâlâ, bu borcu; katında zayi etmeyeceğini ve karşılığını sevap ve mükâfat (Karz-ı hasen’de bulunan kimseye) cinsinden katlayarak geri döndüreceğini ilâhî bir vaat olarak bildiriyor.[1]

Karz (borç verme), Allah’a yakınlaşma (kurbet) anlamını içeren, alan açısından dünyevî,  veren açısından uhrevî faydaları olan bir işlemdir.

Karz-ı Hasen (Güzel Ödünç) denmesinin sebebi, hayır duygusuyla ve Allah rızası için yapılan her türlü malî fedakârlığı kapsamasındandır.

Bakara suresinin 245. ayeti indirildiğinde, müşrikler Hazreti Muhammed (S.A.V.) ile dalga geçip “Muhammed’in tanrısı güçsüz ve fakirdir. Çünkü Müslümanlardan açık açık borç istiyor.” derler. Bunun üzerine Peygamberimiz inanan ve inanmayanlara Allah’a borç vermenin ne olduğunu anlatmaya başlar...

Kutsî hadislerden öğrendiğimize göre Allah Teâlâ, nerede ve hangi davranışta rızâsı bulunuyorsa, orada kendi bulunuyormuş gibi olduğu şeklinde bir ifade kullanarak kullarını hayırlı işlere, güzel davranışlara, yardımlaşma ve dayanışmaya teşvik etmektedir. Bu cümleden olarak “hasta ziyaretini kendini ziyaret, aç bir kimseyi doyurmayı kendini doyurmak” olarak ifade buyurmuştur. [2] Burada da güzel borç vereni kendisine borç veren gibi kabul ederek yardım sever mümine, şereflerin en büyüğünü bahşetmiş, onu dinî heyecanın doruğuna yükseltmiştir.

Merhamet, fedakârlık ve kardeşliğin en güzel ifadelerinden olan karz-ı hasen; bizi biz yapan değerlerimizden biri olduğuna şüphe yoktur. İhtiyaç sahibi nice kardeşimiz borç bulamadığından bunalıma girebilmekte, çaresizlikten tefecilerin eline düşebilmektedir. Zamanımızda aşırı dünyevîleşme, hayır ve iyilik yapma duygularının körelmesi, ekonomik sıkıntılar, borç verenin alacağını geri alamayıp mağdur edilmesi gibi hususlar karz-ı hasen duygusunu zaafa uğratan unsurlardır. Fakat bizler her halükârda hayırlı ve faydalı olmayı emreden bir dinin mensuplarıyız. Onun için dara düşene borç verip sıkıntısını paylaşma geleneğimizi yaşatmalıyız. Bu bizim dinî ve millî bir hasletimizdir. Bu hasleti yaşatacak olan da aramızdaki sevgi, merhamet ve güven duygusudur.

Ne yazık ki maddeci ahlâkın etkisine giren Müslümanlar, geleneğimizde mevcut bulunan bu güzel davranışı büyük ölçüde terk etmişlerdir. İctimâi hayatta dara düşen kardeşlerimizin ihtiyaçlarını gidererek bir sünneti yaşamak ve yaşatmak bağlamında Allah rızası için borç vermek, birlik ve dirliğimizi güçlendirecektir.  Terk edilen sünnetleri, İslâmî gelenekleri ihya eden, yeniden uygulama alanına koyan müminlere büyük müjdelerin bulunduğu unutulmamalıdır. Allah Rasulü (S.A.V.) şöyle buyurdu:

مَنْ أَحْيَا سُنَّتِي فَقَدْ أَحَبَّنِي ‏‏ وَمَنْ أَحَبَّنِي كَانَ مَعِي فِي الْجَنَّة

Kim benim sünnetimi yaşatırsa beni sevmiş olur. Beni seven de Cennet’te benimle beraber olacaktır.”[3] buyurarak bir sünnetini hatırlatmış ve sünnetini ihya eden kimsenin Cennet’te O’nunla beraber olacağı müjdesini vermiştir.

Sosyal bir yardımlaşma olan karz-ı hasen’in iyilik ve ibadet anlayışı içinde devam etmesi için borçlanan kardeşlerimiz de şu hususlara dikkat etmelidirler:

BORÇ ALIŞ VERİŞİ YAZI İLE KAYIT ALTINA ALINMALIDIR

 İlerde muhtemel anlaşmazlıkları ve mağduriyetlerin önlemesi için borçlar yazılıp kayıt altına alınmalı, iyi niyetler suiistimal edilmemeli ve zamanı gelince borçlar ödenmelidir. “ İnsanların en hayırlısı, ödeme bakımından en güzel olanıdır.” buyurmuştur. Akıl unutur yazı unutmaz.  [4]

*Borçlanma akdinin yazılı belge ve şahitle vesikalandırılması, muhtemel anlaşmazlıkları ve mağduriyetleri önleyeceğinden gerekli bir davranıştır. Borçlanma esaslarını belirleyen Bakara suresinin 282. ayeti Kur’an’ın en uzun ve kapsamlı ayetinde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيْنٍ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى فَاكْتُبُوهُ

‘’Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın.’’

Ayet noterlik müessesesinin esaslarını koymuş, hassas Müslümanlar da bu tavsiyeyi genellikle uygulamışlardır.  Karz-ı Hasen müessesesinin devam etmesi için Rabbimizin de bizlere emri olan verdiğimiz sözler yerine getirmelidir. Borcumuzun geri ödeme süresi dolduğunda geciktirmeden ödemeliyiz.

*İbn Cüreyc der ki: Kim borçlanırsa yazsın, kim alış-veriş yaparsa şahit tutsun.

*Katâde der ki: "Bize anlatıldığına göre, Ebu Süleyman el-Mar'aşî Kâ'b'ın arkadaşlarından birisiydi. Bir gün arkadaşlarına şöyle sordu: "Rabbine dua ettiğinde duasına icabet edilmeyen mazlûmu biliyor musunuz?" ona "Bu nasıl olur?" diye sorduklarında:

"Bir adam belli bir vade ile satış yapar, şahit tutmaz ve yazmaz, malının zamanı gelince sahibi bunu inkâr eder, o da Rabbine dua eder, ama duasına icabet edilmez. Çünkü o, Rabbine isyan etmiştir." dedi.[5]

BORÇ VERENE TEŞEKKÜR EDİLMELİDİR.

Borç veren kişiye teşekkür ve onun için dua etmek ise ahlâkî bir ödevdir. Karz-ı hasen sayesinde dostluklar pekişir. Toplumda yalnız olmadığımızı, dostlarımızın yanımızda olduğunun farkına varırız. Biz de imkânımız olduğunda dostlarımıza karşılık beklemeden borç verme arzusu duyarız. Böylece kişiler arası saygı ve sevgi artarak devam eder.

BORÇLANMANIN DİNİ SORUMLULUĞU

Toplumda birçok kardeşimiz borç vermek istiyor. Ancak borç verdiği zaman alamama ya da zamanında tahsil edememe endişesinden dolayı bu güzel ve sevaplı amelden mahrum oluyorlar.  Nitekim Allah Rasulü şöyle buyurmaktadır:

‘’ Sizin en hayırlınız, ödeme bakımından en güzel olanınızdır.” [6]

*Borçluya Allah Teala yardım edecektir. Yeter ki iyi niyetli olsun.

قَالَ رَسُولُ للّهِ صَلَّي اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: كَانَ اللّهُ مَعَ الدَّائِنِ حَتَّى يَقْضِيَ دَيْنَهُ. مَا لَمْ يَكُنْ فِيمَا يَكْرَهُ اللّهُ. 

Abdullah İbnu Cafer radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Borç, Allah'ın hoşlanmadığı bir şeye ait olmadığı müddetçe, Allah-u Zülcelal hazretleri, borcunu ödeyinceye kadar borçlu ile birliktedir.[7]

*İmrân İbnu Huzeyfe (rahimehullah) anlatıyor: "Meymüne (radıyallâhu anha) fazlaca borca giriyordu. Ailesi bu meselede müdâhale edip ayıpladılar. Şu cevabı verdi: "Borcu bırakmayacağım. Ben dostum ve can yoldaşım aleyhissalâtu vesselâm'ı şöyle söylerken dinledim: "Bir borçla borçlanan bir kimsenin ödeme niyetinde olduğunu Allah bilince, onun borcunu Allah mutlaka dünyada iken öder."[8]

*Kur’an ve sünnette, imkân sahiplerinin ihtiyaçlı kimselere borç vermesi; borçluya mühlet tanıması, gereksiz yere onu sıkıştırmaması tavsiye edilirken, borçluya da borcunu zamanında en güzel bir şekilde ödemesi, imkânı olduğu halde ödemeyi geciktirmenin zulüm,

 مَطْلُ الْغَنِىِّ ظُلَمٌ ödeme niyeti olmadan borç almanın hırsızlık olduğu belirtilmiştir. [9]

Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Borcunu ödeyecek durumda olan kimsenin ödemeyi geciktirmesi zülümdür’’ [10] buyurmuşlardır.

Burada matl مَطْلُ (geciktirme): bir kimsenin borcunu vermeyi geciktirmesi, alacaklıyı oyalaması, savsaklaması karşılığında kullanılmıştır. Kurtûbi bu kelimenin, "ödemesi gereken borcu, imkânı varken ödememek" manasına olduğunu söyler.

*Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kim, ödemek arzusu iIe insanların malını alır ise, Allah (onun borcunu) ona bedel eda eder. Kim de telef etmek niyetiyle halkın malını alırsa Allah onu telefeder."[11]

*Kişi borçlu olarak vefat ederse, kul hakkı olması hasebiyle ahiret vebalinden kurtulması için varisleri onun borcunu ödemelidir.

*Ebü Müsa (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "AIIahu Teala nazarında, bir kulun Allah tarafından yasaklanan kebirelerden sonra, beraberinde getirebileceği en büyük günahlardan biri, kişinin ödenecek karşılık bırakmadan üzerinde borç olduğu halde ölmesidir. "[12]

*İbnu Ömer radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Üzerinde bir dinar veya bir dirhemlik borçla ölen kimsenin borcu, onun hayır ve hasenatından ödenir. Orada (mahşer yerinde) ne dinar ne de dirhem vardır."[13]

Borçlunun borcunu zamanında ödememesi, onu âhiret felâketine sürükler.

Çünkü Peygamberimiz'in açıklamalarına göre şehitlik üzere ölüm bile kul hakkı olan borcun vebalini düşürmez.

Kişi cennetliklerden olsa bile borcu vârisler tarafından ödeninceye kadar ruhu kabir hapsolunur:

"Borçlu ölen kimse kabirde bağlıdır, rehinlenmiş gibidir. Onu kurtaracak tek şey borcunun ödenmesidir." [14]

"Nefsimi elinde tutan Zât'a kasem olsun, bir adam Allah yolunda öldürülse, sonra diriltilse, tekrar öldürülse, sonra diriltilip tekrar öldürülse, üzerindeki borcu ödenmedikçe cennete giremez."[15]

*Rasûlullah (s.a.s.) borçlu olarak ölenin cenazesini kılmazdı. (Bir gün) bir cenaze getirildi.

Rasûlullah (s.a.s.):

- " Onun borcu var mı?" diye sordu.

-          Evet iki dinar borcu var, dediler. "- Arkadaşınızın namazını kılınız, " buyurdu.

-          Bunun üzerine, Ensâr'dan olan Ebû Katâde;

-          O iki dinarı ben yükleniyorum, Ya Rasûlullah, dedi. Hz. Peygamber de adamın namazını kıldı. [16]

*Allah (c.c.), Rasûlüne fetihler müyesser buyurunca, efendimiz:

“Ben her mümine kendi nefsinden daha evlâyım. Her kim borç bırakırsa (borçlu ölürse) onu ödemek bana aittir. Kim de mal bırakırsa varislerine aittir.” buyurdu. [17]

Rasulullah (S.A.V.) burada kul hakkının ne kadar önemli olduğunu vurgulamak ve borçlanma işleminde su-i istimalin önüne geçmek istemiştir.

Sahabe efendilerimiz borçlarını ödeme ve öteye kul hakkıyla gitmeme hususunda her zaman büyük bir hassasiyet ortaya koymuşlardır.

Mesela, Hazreti Ömer (radıyallahu anh), vefatına sebep olan hançer darbesini alır almaz, "Bakın bakalım, malım borcumu ödemeye yetecek mi?" demiş ve "Şayet yetmeyecekse, Adiyy oğullarından, onlarda da yoksa Kureyş'ten alıp borcumu ödeyin!" vasiyetinde bulunmuştur.

BORCUMUZU ÖDERKEN DAHA GÜZELİ İLE ÖDEMEK YA DA KÜÇÜK BİR HEDİYE VERMEK

Borçlanma öncesi şart koşulmaksızın, ödeme sırasında hediye veya daha güzelini vermede bir sakınca görülmemiştir.

Nitekim Rasul-i Ekrem 3 yaşında bir deve ödünç almış ödeme zamanında daha değerli 6 yaşında olan bir deve vermişti. Olay şöyledir:

* Rasûlullah (s.a.s.) genç bir deve borç almıştı. Kendisine, zekat develeri geldi. Bana, (alacaklı) adama genç devesini ödememi emretti. Ben efendimize: “Develer arasında altı yaşını doldurmuş güzel bir deveden başkasını bulamadım” dedim. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz:

“-Adama onu ver, şüphesiz insanların en hayırlısı borcunu en iyi ödeyendir. ” buyurdu.[18]

Sahip olduğumuz imkânlar dünya ve ahiret mutluluğu için birer vesiledir. Rabbimizin kat kat mükâfat vaad ettiği karz-ı hasen için daha duyarlı olmamız lazımdır. Çünkü fertlerin, ailelerin, toplumun mutluluğu karşılıklı yardımlaşma ve kaynaşmayla mümkündür.  Sosyal bir yardımlaşma olan karz-ı hasen sayesinde insanlar ihtiyaçlarını giderir ve faize girme külfet ve günahından kurtulmuş olurlar.

Kendimizi mutlu kılmanın sırrı, başkalarını mutlu kılmakta ve sıkıntılarına merhem olmaktadır. Hiç olmazsa kolaylaştırıcı yolu takip etmektedir.

* Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

مَنْ نَفَّسَ عَنْ مُؤْمِنٍ كُرْبَة َمِنْ كُرَبِ ا لدُّنْيَا نَفَّسَ اللّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرَب ِيَوْم ِالْقِيَامَة ِ،وَمَن ْيَسَّرَ عَلى مُعْسِرٍ يَسَّرَ اللّهُ عَلَيْهِ في الدُّنْيَا

  “Kim bir müslümanın dünya sıkıntılarından birini giderirse, Allah da kıyamet günü onun sıkıntılarından birini giderir. Kul kardeşinin yardımında olduğu sürece Allah da onun yardımcısı olur.’’ [19] Buyurmaktadır.

* Diğer bir rivâyette şöyle gelmiştir: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Bir adam hiç hayır amelde bulunmadı. Ancak halka borç verir ve borcunu toplayan elçisine: "Kolay ödeyecekten (zenginden) al, zor ödeyecekten (fakirden) alma, vazgeç Ola ki Allah da bizim günahlarımızdan vazgeçer" derdi. Allahu Teâla hazretleri bunun üzerine: "Haydi senin günahlarından vazgeçtim" buyurdu."[20]

* Ebü Katâde (radıyallâhu anh)'nin anlattığına göre, Ebü Katâde, bir boçlusunu (para taleb etmek üzere) aramıştı. O, kendisinden gizlendi. Bilahare adamı buldu. Ancak: "Dardayım" dedi. Bunun üzerine:

"Allah'a yemin eder misin?" diye sordu.

Borçlu: "Vallahi" diye yemin etti.

Ebü Katâde: "Ben Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın, "Kim Allah'ın kendisini kıyamet gününün sıkıntısından kurtarmasını isterse darda olana nefes aldırsın veya tamamen bağışlayıversin" dediğini işittim" dedi."[21]

* Büreyde el-Eslemî radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim bir borçluya mühlet verirse, her gün için bir sadaka sevabı kazanır. Kim onun borcunu vadesi geldikten sonra tehir ederse, tehir ettiği müddetçe, her geçen gün (alacağı mal kadar) sadaka yazılır."[22]

Dinimizde tefecilik ve faizcilik her türüyle men edilmiştir.

Hatta Borç alan kimse, borç verene bir hediye veremez.

Çünkü  Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurmuştur.

Yahya İbnu Ebi İshak el-Hünâi anlatıyor: "Hz. Enes radıyallahu anh'a: "Bizden bir adam, (din) kardeşine borç olarak mal verir. Sonra malı alan kimse borç verene bir hediyede bulunur (bu hususta ne dersin?)" diye sordum. Enes bana şu cevabı verdi:

"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Biriniz bir malı borç verse, sonra alan da veren kimseye bir hediye vermek veya bineğine bindirmek istese, sakın o hediyeyi almasın, bineğine de binmesin. Eğer aralarında borç alıp-vermezden önce böyle (dostane) muameleler olmuşsa o başka."[23]

Artma, çoğalma, nema, yükseğe çıkma, büyüme, fazlalık anlamlarına gelen ribâ kelimesi, belli malların değişiminde elde edilen fazlalığı veya verilen borca karşılık alacaktaki artışı ifade etmektedir.4

Bu artış, câhiliye döneminde yaygın olan şekliyle alacaklının borca veya borcun vadesinin uzatılmasına karşılık olarak alacağı fazlalıktır. Allah Resûlü, verilen borçta alacaklının hakkının yalnız anapara olduğunu belirtmiştir.5

 Bu şekilde faizin eklenmediği anaparalar kişiye ait olmakla birlikte, borca karşılık anaparaya eklenecek olan her türlü ilâvenin faiz kapsamına girdiği de anlaşılmış olmaktadır.

 Hz. Peygamber, böylece kişinin borcunun karşılığında birkaç kat fazlasını ödemek durumunda kalmasını önleyerek, insanların hem haksızlık yapmasının hem de haksızlığa uğramasının önünü kapatmak istemiştir.

Câhiliye döneminde âdet hâline dönüşmüş ve borcun ayrılmaz parçası hâline gelmiş olan faiz uygulamasını Zeyd b. Eslem, şöyle tarif etmektedir:

“Bir kimsenin diğer bir kimse üzerinde, belli vadede tahsil edilmesi gereken bir borcu olurdu. Borcun vadesi dolunca, alacaklı borçlusuna, 'İster borcunu öde, ister ribâ muamelesini işletelim.' derdi. Borçlu borcunu öderse iş biterdi. Aksi takdirde borcunun artmasını kabul eder, diğer taraf da vadeyi uzatırdı.”6

 Böylece Kur'ân-ı Kerîm'in ifadesiyle “kat kat faiz” oluşurdu.7

 Allah Resûlü, “Kim bir satış içinde iki satış yaparsa, ya az olan bedeli alır yahut faiz olur.” 8 şeklindeki hadisiyle vade farkının faize yol açabileceğine işaret etmekteydi. Zira vadeli satılan bir malın bedelinin vade dolduğunda ödenememesi üzerine vade yeniden uzatılıyor,(gecikme faizi) karşılığında da fiyat arttırılıyordu. Bunun sonucunda biri vadesi dolmuş olan ilk fiyat, diğeri de ikinci ve daha yüksek fiyat üzerinden olmak üzere iki satış ortaya çıkıyordu. Buna göre bu ikinci fiyattaki fazlalık faizdi.9

“Bir dinarı iki dinara, bir dirhemi iki dirheme satmayın!” 10 buyuran Hz. Peygamber (sav) faiz uygulanan bu işlemlerdeki haksız uygulamayı ve çarpıklığı dile getirmişti. Bu tür alışverişler, faiz alan kişi açısından fırsatçılık ve sömürü anlamına gelmekteydi.

Gerçekten de bugün olduğu gibi câhiliye döneminde de faiz uygulaması, zenginlerin (tefecilerin) elinde çok etkili bir istismar aracıydı. Çünkü borçlunun alacaklısına ödemek zorunda olduğu fazlalık, bir süre sonra borcun kat kat çoğalmasına neden oluyor ve borç ödenemez hâle geliyordu. Gerçek borcun çok üstündeki bu miktar, sadece borçlunun tüm mallarının elinden çıkmasına değil, aynı zamanda borçlunun alıkonulması veya alacaklının kölesi hâline gelmesine de neden olabiliyordu.[24]

Allah Teâlâ, faizin oldukça yaygın olduğu bu toplumda, faiz yasağını bildiren âyetleri aşama aşama indirerek toplumu bu hastalıktan temizlemek istemiştir.

Faizle ilgili ilk âyet, maddî bir artış sebebi imiş gibi görünen faizin bereketsizliğine, Allah rızası için verilen zekâtın ise faziletine değinmektedir:

“İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.” 11

Böylece faizin karşılığında zikredilen zekât kavramıyla, insanların borç vermede küçük kârları değil de Allah'ın rızasını gözetmeleri gerektiği mesajı verilmektedir. Zira maddî ve mânevî anlamda yardımlaşmayı teşvik eden İslâm dini, borç verme konusunda da borçludan yararlanmayı ve onun durumunu suistimal etmeyi değil de, muhtaç kimselere borç vermeyi teşvik etmiş, hatta borçlunun ödeyemeyecek durumda olması hâlinde borcu hibe ederek bağışlamayı önermiştir:“Eğer (borçlu) darlık içinde ise eli genişleyinceye kadar ona mühlet vermek gerekir. Eğer bilirseniz bunu sadakaya saymak sizin için daha hayırlıdır.” 12

İslâm dininde, bir câhiliye geleneği olan faizin yerine, “karz-ı hasen” yani ihtiyaç sahibi bir Müslüman'a Allah rızası için borç verme teşvik edilmiş, O'nun rızasını kazanmak için verilenlerin karşılığının Allah tarafından kat kat ödeneceği bildirilmiştir.13

 Böylece borca karşılık faiz alarak borçluyu sömürmenin İslâm'ın genel ilkeleriyle, zekât, sadaka, infak anlayışıyla zıtlığı gözler önüne serilmiştir.

Asırlar önce birçok ayette Allah’a borç vermenin faziletleri ve insana kazandıracakları anlatılsa da, günümüzde ne yazık ki unutulmaya yüz tutan önemli bir konudur. En küçük ihtiyaçlarını bile karşılayamadığı için bunalıma girenleri, çocuğunu tedavi ettiremeyen gözü yaşlı anaları, konu komşunun gözü önünde evine icra gelenleri, kış ortasında yuvasından atılanları ve bir anda iflas edenleri bu hayatın içinde hep görmekteyiz. Peki, gözlerimizin önünde bunca olumsuzluk yaşanırken ‘ah, vah’ etmekten öte ne yapabiliyoruz?

Günümüz dünyası tüketmeye endeksli. Her şeyin daha iyisine, daha özeline, daha güzeline sahip olmak istiyoruz. Var gücümüzle bu amaca yönelik çalışıyoruz. Yardımlaşmayı ibadet kabul eden bir dine inansak da arzularımızın hedefine bu kadar kilitlenmişken mazlumların, ihtiyaç sahiplerinin sesini pek duyamıyoruz. Veya “Ben ay sonunu zaten zor getiriyorum, kimseye de yardım edemem.” diyoruz. Bazen çok yakınımızdaki komşumuzun bile muhtaç durumda olduğunun farkına varamayabiliyoruz.

Batı felsefesine göre insanlar ancak alarak kazanıyor. Oysa İslam felsefesine göre ise inananlar ancak vererek kazanırlar. Zira inananlar; asıl paylaştıklarının gerçekten ona ait olduğunu ve verdiklerini çok sağlam bir hesaba yatırdığını biliyor. Üstelik verdiği şey öyle büyük bir kârla çalışıyor ki dünyadaki hiçbir finans kurumunun veremeyeceği kadar kârlı bir yatırım hesabında. Hâsılı tüm bu cümleler karz-ı hasenin varoluş felsefesini açıklıyor.

(Allah’a güzel borç verme) Karz-ı hasen : Yardımlaşma Sandığı

 Allah için veren kişi, alandan daha çok mutlu olur.  “Mademki Allah’tan gelen bu ilahi mesaj bir mutluluk reçetesidir, öyleyse bunu dertlere derman edecek şekilde, imkânlar ölçüsünde hayata geçirmeliyiz. Büyük çapta değilse bile arkadaş, eş-dost, akraba gibi küçük topluluklarda bir uygulama yapılamaz mı? Elbette yapılabilir. Zor zamanlarımızda kullanmak üzere bir karz-ı hasen sandığı oluşturulabilir.

 Karz-ı hasen sandığının teşekkülü: Bu sandık bir ya da birkaç kişinin veya grubun sandık için belli bir süre veya süresiz ayıracakları paralardan teşekkül eder. Bu paralar koyanlarındır. Sadece bir süre kullanmak üzere vermişlerdir. Hibe edilmiş değildir. Taahhüt edilen zaman dolunca paralarını geri alacaklardır.

قَال َرَسُول ُللّهِ صَلَّي اللّهُ عَلَيْه ِوَسَلَّمَ: رَأيْت ُلَيْلَةَ أُسْرِي َبِي عَلَى بَابِ الْجَنَّةِ مَكْتُوباً: الصَّدَقَةُ بِعَشْرِأمْثَالِهَا. وَالْقَرْضُ بِثَمَانِيَةَ عَشَر َفَقُلْتُ: يَاجِبْرُيلُ! مَا بَال ُالْقَرْضِ أفْضَلُ مِنَ الصَّدَقَةِ؟ قَالَ: إنَّ السَّائِل َيَسْألُ وَعِنْدَهُ. وَالْمُسْتَقْرِضُ َ يَسْتَقْرِضُ مِن ْحَاجَةٍ

Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Miraç gecesinde cennetin kapısı üzerinde şu ibarenin yazılı olduğunu gördüm: "Sadaka on misliyle mükâfatlandırılacaktır. Ödünç para onsekiz misliyle mükâfatlandırılacaktır."

Ben: "Ey Cibril! Ödünç verilen şey ne sebeple sadakadan daha üstün oluyor?" diye sordum. "Çünkü dedi, dilenci (çoğu kere) yanında para olduğu halde sadaka ister. Borç isteyen ise, ihtiyacı sebebiyle talepte bulunur."[25]

“İki defa borç vermek bir defa sadaka vermek gibidir.” (İbn-i Mâce) hadisleri genel veya özel olarak ödünç vererek insanlara yardımcı olmanın dindeki yerine ve erdemli bir davranış olduğuna işaret etmektedir.

KARZ-I HASEN İŞLEYENLERE VA’D EDİLEN MÜKÂFATLAR

Allah ü Teâlâ karz-ı hasen verenin günahlarını bağışlayacağını ve cennete koyacağını va’dediyor.

Allâhü Teâlâ Mâide Suresi 12. Ayette şöyle buyuruyor:

وَلَقَدْ اَخَذ َاللهُ مِيثَاقَ بَنِى اِسْرَائِيل َوَبَعَثْنَا مِنْهُمُ ا ثْنَىْ عَشَر َنَقِيبًا وَقَال َاللهُ اِنِّى مَعَكُمْ لَئِنْ اَقَمْتُمُ الصَّلوَةَ وَاَتَيْتُمُ الزَّكَوةَ وَاَمَنْتُمْ بِرُسُلِى وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَاَقْرَضْتُمُ اللهَ قَرْضًا حَسَنًا لاُكَفِّرَنَّ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَلاُدْخِلَنَّكُم ْجَنَّاتٍ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَااْلاَنْهَارُفَمَنْ كَفَر َبَعْد َذَلِك َمِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَالسَّبِيلِ

“Andolsun ki Allah, israiloğullarından söz almıştı. (Kefil olarak) içlerinden oniki de başkan seçmiştik. Allah onlara şöyle demişti: “Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberime inanır, onları desteklerseniz ve Allah’a güzel bir şekilde borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için faizsiz borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur.” [26]

Rabbimiz Hadid Suresi 18. Ayet-i Kerimesinde şöyle buyuruyor.

اِنَّ الْمُصَّدِّقِين َوَالْمُصَّدِّقَاتِ وَاَقْرَضُوااللهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ اَجْرٌ كَرِيم  

Şüphesiz ki sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah’a güzel bir borç verenler var ya, (verdikleri) onlara kat kat ödenir. Ayrıca onlara çok değerli bir mükâfat da vardır.[27]

KARZ-I HASEN CİMRİLİK HASTALIĞINI TEDAVİ EDER

İnfak eden veya Allah için bir kardeşine güzel bir şekilde, yani dünyevî bir karşılık beklemeden borç veren kimse, başta cimrilik olmak üzere birçok kötü huy ve alışkanlıktan arınır.

Cimrilik, fert ve toplum için kötü bir hastalıktır. Bu hastalık kişiyi mal uğruna kan dökmeye, kul haklarına tecavüz etmeye, haramlarla da olsa mala hırs göstermeye götürür. İnfak ve güzel borç verme, mü'mini mala tutkunluk zilletinden temizler, paraya kulluk bağından kurtarır. İslâm, insanın sadece Allah'a kul olmasını, Allah'tan başka her şeyin esâretinden kurtulmasını, yaratılmışların efendisi olma özelliğini korumasını arzu etmektedir. Bunun bir yolu da, zenginin infak ederek ya da karz-ı hasen vererek hem Allah'ın emrine boyun eğmesi, hem de dünya malının kendisine geçici bir süre için tevdi edilmiş bir emânet olduğunun bilincine varmasıdır.

KARZ-I HASEN CENÂB-I HAKKA BİR ŞÜKÜRDÜR

İnfak gibi karz-ı hasen de, Allah'ın verdiği nimetlere şükürdür. Namaz, oruç gibi bedenî ibadetler, Allah'ın ihsan ettiği vücut sıhhat ve selâmetinin şükrüdür. Her çeşit infakı ve karz-ı haseni içeren malî ödemeler de mal nimetinin şükrüdür. Bu duygularla infak eden mü'min, her nimetin, meselâ sağlığın, ilmin, sanatın şükürlerinin de o nimetlerle, o nimetleri Allah yolunda kullanarak ödeneceğinin şuuruna varır.

Karşılıksız ve sırf Allah için borç vermek; ihtiyaçlarını haram yollardan karşılamaya engel olur. Allah için verilen karşılıksız borç fakirin umut kapısı olur. Kapkaççılık, hırsızlık, soygun, terör gibi olaylara geçit vermez. İntihara kadar varan bunalımlar çoğunlukla ihtiyaçlarını karşılayacak çözümler bulamamayla ilgilidir. Toplumu etkileyen ahlâksızlıkların, sahtekârlık ve hırsızlıkların önemli bir kısmı ihtiyaçlarını karşılayamama belâsı yüzündendir. Karnı aç olan bir insan, hele imanı da sağlam değilse, her suçu işleyebilir. Günümüzdeki suçların artışında ekonomik problemlerin yeri hayli önemlidir.

KARZ-I HASEN RUH DÜNYAMIZI TEMİZLER VE CEHENNEM AZABINDAN KORUNMAYA KAPI AÇAR

Rabbimiz yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Leyl Suresi (17-18)

18- الَّذِي يُؤْتِي مَالَهُ يَتَزَكَّى / 17- وَسَيُجَنَّبُهَا الْأَتْقَى 

 “Temizlenmek için malını hayra veren en muttekî (Allah’a karşı gelmekten en çok sakınan) kimse o ateşten uzak tutulacaktır”.[28]

 Sadaka vermek güzel bir ibadettir. Ancak ihtiyaçlının onurunu incitmemek için, ödünç vermek daha da güzeldir.

وَاِنْ كَانَ ذُوعُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ اِلَى مَيْسَرَةٍ وَاَنْ تَصَدَّقُواخَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

“Eğer (borçlu) darlık içinde ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet vermek (gerekir). Eğer (gerçekleri) anlarsanız bunu sadaka (veya zekat) saymak sizin için daha hayırlıdır.” [29] buyrulmaktadır.

İmam Ahmed Bureyde'den rivayetle: "Peygamber (s.a.s.)'in şöyle buyurduğunu dinledim: "Borcunu ödemekte zorluk çeken birisine mühlet veren bir kimse her gün için onun gibi bir sadaka vermiş gibi olur." Bureyde devamla dedi ki: Sonra da onun şöyle buyurduğunu dinledim: "Borcunu ödemekte zorluk çeken birisine mühlet veren bir kimseye, mühlet verdiği her gün için iki katı sadaka yazılır."

Bunun üzerine ben:

"-Ey Allah'ın Rasûlü, seni, borcunu ödemekte zorluk çeken birisine mühlet verene her gün için onun gibi sadaka vardır, derken dinledim; sonra da yine seni, borcunu ödemekte zorluk çeken birisine mühlet veren kişiye her gün için iki kat sadaka verilmiş gibi olur buyurduğunu işittim"

Hz. Peygamber şu cevabı verdi:

"Borcun vadesi gelmeden önce verdiği her bir mühlet için onun gibi bir sadaka vardır. Borcun vadesi geldiğinde ona mühlet verecek olursa iki katı sadaka vermiş gibi olur." [30]

İslâm'ın insanlığa getirdiği güzel mesajlardan biri müsamaha ve sevimliliktir. İslâm, tamahkârlık, bencillik, egoistlik ve cimrilik sahrasında, insanoğlunun sığınabileceği yegane gölgeliktir. Bu din hem borçlanan, hem de borç veren için ve gölgesine sığınan bütün topluluklar için bir rahmet ve şefkat kucağıdır.

Çağdaş cahiliyyenin bencil duygularıyla yetişmiş olan kimselere bu kelimeler bir mana ifade etmez. Bilhassa faizle beslenmiş kapitalistlerin dünyasında bu güzel duyguların hiç yeri yoktur.

Allah Teala (c.c.) bizlere hakiki mü’min kardeşliğini tesis etmek nasip eylesin. Kardeşçe yaşamayı, yardımlaşmayı, birbirimize sadece Allah rızası için borç vermeyi, borç verdiğimiz kardeşlerimize anlayışla davranmayı nasip eylesin. Borç alan kardeşlerimize de borcunu helal yollardan ödemede Rabbimiz yardım eylesin.

Hazırlayan: Sıtkı Duman
Federal Elektrik Mescidi İmam-Hatibi - Arifiye / SAKARYA


[1] Müzzemmil, 73/20; Bakara, 2/245, 261; (34/Sebe', 39)
[2] Müslim, “Birr”, 43
[3] Tirmizi, Sünen, Kitâbu’l- İlim, bölüm: 39/16 hds. 2818
[4] Ebu Dâvud, Büyü 11, 3346; Tîrmizî, Büyü 75, 1318; Nesâî, Büyü 62; İbn Mâce, Ticarat 2285; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 6/390.
[5] Buhârî, Selem, 7 hadisinin şerhi; İslam Fıkıh Ansiklopedisi / B harfi ile başlayan fıkıh konuları / Borç
[6] Buhârî, İstikraz 7
[7] Nesâi, Büyü 99
[8] Nesâi, Büyü 99, (7, 315); İbnu Mâce, Sadakât 10, (2408).
[9] İbnu Mâce, Sadakât 18, (2427); Buhâri de bâb başlığında kaydetmiştir. İstikrâz 13.
[10] Buharî, havale 1, 2, istikraz 12; Müslim, müsâkât 33; Nesâî, büyü 100, 101; Tirmizî, büyü 68; İbn Mâce, sadaka 8; Muvatta, büyü 84; Dârimî, büyü 48; Ahmed b. Hanbel, II, 71, 245, 254, 260. ; Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 12/356-357.
[11] Buhâri, İstikrâz 2.
[12] Ebü Davud, Büyü 9, (3342).
[13] (Kütüb-i Sitte Terc ve Şerhi, c. 17, s. 288)
[14] (Kütüb-i Sitte Terc. ve Şerhi, c. 7, s. 179, 180)
[15] (Kütüb-i Sitte Terc. ve Şerhi, c. 7, s.179).
[16] Tirmizi, Cenâiz 69, (1069); Nesâi, Cenâiz 67, (4, 65).
[17] Buhârî, Ferâiz 15; Müslim, Ferâiz, 16; Ebû Davûd, Buyû, 9; Tirmizî, Cenâiz, 69; Ibn Mâce, Mukaddime,11; Sadakat 13; Nesâi, Cenâiz, 67; Iydeyn, 22).
[18] ; Buharî, İstikraz, 4-7, No: 2260-2263; Müslim, Musâkât, 118- 122; Tirmizî, Buyû`, 73; Nesâi, Buyû`, 64; Ibn Mâce, Ticaret, 62; Dârimî, Buyû`, 31; Mâlik, Buyû`, 89; Ahmed b. Hanbel, VI, 375, 390
[19] Buhârî, Mezalim, 4, No: 2310 ; İbn Mâce, Sadakat, 14, No:2417; Müslim, Zikir, 38
[20] Buhâri, Büyü 18, Enbiyâ 50; Müslim, Müsakât 31, (1562); Nesâi, Büyü 104, (7, 318).
[21] Müslim, Kasame 32, (1563).
[22] (İbn-i Mâce, Sadakât, 14/2418)
[23] İbn Mâce, Sadakat,19
[24] Hadislerle İslam, TDV. , Sayfa:171-173
[25] (İbn Mâce, Sadakat, 19, No: 2430)
[26] (Maide 12)
[27] Hadid Suresi 18
[28] Leyl Suresi (17-18)
[29] (Bakara 280)
[30] (Ahmed b. Hanbel, IV, 442-443, V, 300, 308)

Editör: Mihrap Haber
Yorum Yazın
CAPTCHA security code
yükleniyor

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yukarı çık