Site Sol Dik Reklam (DHBT)
01 Nisan 2016, Cuma 7:42 | 7664 kez okundu | A+ | A-

Haftanın Vaazı: İman-Amel İlişkisi

Sakarya Adapazarı Muradiye Camii İmam-Hatibi Hasan Akkaya Hoca tarafından hazırlanan “İman-Amel İlişkisi” konulu Cuma vaazını sizlerle paylaşıyoruz. “İman-Amel İlişkisi” başlıklı cuma vaazını sitemizden okuyup indirebilirsiniz. Cuma'mız mübarek olsun...

Haftanın Vaazı: İman-Amel İlişkisi

KONU: İMAN-AMEL İLİŞKİSİ

الم (1) اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُوا اَنْ يَقُولُوا امَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ

İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? (Ankebut, 29/1-2)

عن أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قَالَ: ]قَالَ رَسُولُ للّهِ صَلَّي اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ اللّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأَجْسَادِكُمْ، وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ.

Hz. Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Resulullah (a.s) buyurdular ki: …Allah sizin suretlerinize ve kalıplarınıza bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar.(Buharî, Nikâh 45, Edeb 57, 58, Ferâiz 2; Müslim, Birr 28-34.)

“İmandır o cevher ki, İlâhî ne büyüktür.

  İmansız olan paslı yürek sinede yüktür."

(M.A.ERSOY)

KONUNUN İŞLENİŞ PLANI

  1. İMAN

a) İmanın sözlük ve ıstılahî manâsı

b)İman ne ile gerçekleşir?

c) Kişinin Müslüman olduğunu Dil ile ikrar etmesi niçin önemlidir?

d)İmanın geçerlilik şartları nelerdir?

e)İman artar yada eksilir mi?

2) AMEL VE SALİH AMEL

          a) Amel ve salih amel nedir?

          b) Amel niyet ilişkisi

          c) İman edip Salih Amel işleyenlerin mükafaatları

          d) İman ve salih amel insanı hüsrandan/zaradan kurtarır.

      e) Kur’an’ı Kerim’de ve Hadislerde iman amel ilişkisi

  1. İMAN NEDİR?

Sözlükte iman, ‘‘bir kişiyi söylediği sözde tasdik etmek, doğrulamak, söylediğini kabullenmek, karşısındakine güven vermek, güvenlikte olmak, şüpheye yer vermeyecek biçimde içten ve yürekten inanmak’’ anlamına gelmektedir.

Istılahta iman,  Allah'ın varlığını ve birliğini, Hz. Muhammed'in (s.a.s.) peygamberliğine ve Kur'ân’ın hak kitap olduğuna ve Kur'ân-ı Kerim’de ve mütevatir sünnette haber verilen hususların doğru olduğuna kesin olarak inanmak ve bunları tasdik etmek demektir.

Kur'an-ı Kerim'de:

امَنَ الرَّسُولُ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّه وَالْمُؤْمِنُونَ

"Peygamber ve mü'minler ona Rabbinden indirilene inandı." (Bakara, 2/285) buyurulmuştur.

İman Ne ile Gerçekleşir?

İmanda etkili olan organ kalptir. Bir kimse, Peygamberimizi, Allah tarafından getirdiği kesin olarak bilinen her şeyde kalbi ile tasdik ediyor ve doğruluğuna inanıyorsa bunu her hangi bir sebeple dili ile ikrar etmese de Allah katında mü'mindir.

Diliyle ikrar ettiği halde kalbi ile tasdik etmiyorsa, bu kimse her ne kadar insanlar yanında mü'min ise de, Allah katında gerçekten inanmış değildir.

Bununla ilgili olarak, Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur:

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ امَنَّا بِاللّهِ وَبِالْيَوْمِ الْاخِرِ وَمَاهُمْ بِمُؤْمِنينَ

"İnsanlardan öyle kimseler vardır ki Allah'a ve âhiret gününe iman ettik derler, halbuki onlar mü'min değillerdir." (Bakara, 2/8)

قَالَتِ الْاَعْرَابُ امَنَّا قُلْ لَمْ تُؤْمِنُوا وَلكِنْ قُولُوا اَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ الْايمَانُ فى قُلُوبِكُمْ

''Bedeviler, 'İman ettik' demektedirler. (Ey Muhammed) de ki, 'Siz iman etmediniz fakat İslâm olduk deyin, çünkü iman henüz kalplerinize girmedi."(Hucurat, 49/14)

Büyük Müfessir Mücahid (H.21-103) bu âyet-i kerimenin, Medine yakınında bulunan Benî Esed İbn-i Huzeyme kabilesi hakkında nâzil olduğunu söylemiştir. Bu kabile ganimet hevesiyle müslüman olduklarını söylemişlerdi. Bunlar bir kıtlık yılında Medine'ye gelmişler şehâdet kelimesini söylemişler ve Peygamberimize (s.a.s.):

- Biz, filân oğulları ve filân oğulları gibi size savaş açmadık, âilelerimizle geldik" dediler. Bu sözleri ile Peygamberimizden kendilerine sadaka yardımı yapılmasını istiyorlardı. Bunun üzerine bu âyet-i kerime indi.(Âlûsî, Ruhu'l-Meânî, Beyrut, c. XXVI, s.167, Mısır, 1353 H.)

Kişinin Müslüman olduğunu Dil ile ikrar etmesi niçin önemlidir?

Dünyada müslüman olduğunun bilinmesi ve kendisine (cenaze namazını kılmak ve müslüman mezarlığına defnetmek gibi) İslâm hükümlerinin uygulanması için, gereklidir.

İmanın Geçerli Olmasının Şartları:

İmanın sahih ve makbul olması için üç şartın bulunması gereklidir.

1. İman ümitsizlik halinde olmamalıdır.

Hayatı boyunca inanmamış olan bir insanın, yaşama ümidi kalmayıp can çekişme halinde iman etmesi geçerli değildir. Bk.(Nisa, 4/18)

2. Dinin kesin hükümlerinden, her hangi birini inkar edici söz ve davranışlarda bulunmamalıdır. Meselâ, dinin hükümlerinden olduğu kesin olan namaz, oruç, hac ve zekât gibi bir hükmü inkâr eden kimse Allah korusun imanını kaybetmiş olur. Çünkü dinin hükümleri bir bütündür, bunlardan birini inkar etmek hepsini inkar etmek demektir.

3. Mümin Allah'ın rahmetinden ne ümitsiz ne de emin olmalıdır.(Havf ve Reca’)

Korku ile ümit arasında bulunmalıdır. Müminin "Nasıl olsa imanım var, o halde muhakkak cennete giderim" düşüncesiyle kendinden emin olması veya "Çok günah işledim, ben muhakkak cehennemliğim" diye Allah'ın rahmetinden ümit kesmesi imanını kaybetmesine sebep olabilir. (Bakınız: Yûsuf 12/87), ve (elA‘râf 7/99).

İman Artar ve Eksilir mi?

İmanın artması ve eksilmesi diye bir şey olmaz. Bu noktada imanın gerçekleşmesi için hiç kimse arasında hatta peygamber olanla olmayan arasında bir fark yoktur. Bir kimse ya inanmıştır veya inanmamıştır.

Ancak imanın kuvvetli ve zayıf olması açısından farklılık vardır. Peygamberimizin imanı ile her hangi birimizin imanı kuvvetlilik açısından aynı değildir. İmanda böyle bir farklılığın bulunduğuna âyet ve hadislerde de işaret edilmiştir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de:

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذينَ اِذَا ذُكِرَ اللّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ ايَاتُهُ زَادَتْهُمْ ايمَانًا وَعَلى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

“Mü'minler ancak onlardır ki, Allah anıldığı zaman yürekleri titrer. Allah'ın âyetleri kendilerine okunduğu zaman bu, onların imanını artırır (kuvvetlendirir) ve onlar yalnız Rablerine dayanır ve güvenirler.” (Enfal, 8/2)

2 ) AMEL ve SALİH AMEL

  • Amelin Kabulü İçin;İman ve Salih amel olması  gereklidir
  •  
  • Özetle bir amelin salih amel olabilmesi için;

a)      Salih ameli yapan kişinin Müslüman olması,

b)      Salih ameli imanın gereği olarak yapması,

c)      Kur'an'a ve Sünnete uygun olması,

d)     Tam bir ihlas veya iyi bir niyyetle yapılması gerekir[2].

 

Yüce Allah, müminlerin salih ameller işlemesini emretmektedir:

وَاعْمَلُوا صَالِحًا  ”Salih ameller işleyin” (Sebe, 34/11).

Hangi amellerin "salih amel" olduğu hususunda Kuran'a baktığımızda, Allah rızasına uygun olan her türlü söz, fiiller, ibadet ve iyiliklerin "salih amel" olduğunu görmekteyiz. Namaz, oruç, zekat ve hac gibi temel ibadetlerin yapılması "salih amel" olduğu gibi iyiliği emretmek, kötülükten men etmek,, sosyal yardımlaşma ve benzeri Kur'an'a uygun olan her türlü iş ve davaranış salih ameldir.

Amel-Niyet ilişkisi

Adamın biri çölde yolculuk yaparken bir su kaynağının yanına varır ve dinlenmek için atından iner. Atının kaçmaması için yere bir kazık çakar ve atını oraya bağlar. Tekrar yola devam edeceği zaman “Benden sonra gelen bir başka yolcunun da işine yarar.” düşüncesiyle kazığı sökmeden orada bırakır. Daha sonra bir başka yolcu aynı yerde konaklar. Su kaynağına yöneldiğinde ayağı kazığa takılır ve düşer. O da “Benden sonra başka insanların canı yanmasın.” diye kazığı söküp atar. Adamlardan biri iyi niyetle kuyu yanına kazık çakmış, diğer bir kişide yine iyi niyetle başkalarının düşmemesi için söküp kaldırmıştır.

Sonucunda ortada yapılan hiçbir şey yoktur. Ama iyi niyetlerinden ve amellerinden dolayı her ikisi de sevaba nail olmuşlardır. Çünkü ameller niyetlere göredir. Bir işten maksat ne ise hüküm ona göre verilir. İyi niyetle yapılan işlerden sevap alınır. Ama iyi niyetle kötü amel yapmaya yöneliş doğru olmadığı gibi  meşru da değildir. Hem niyet iyi olacaktır. Hem de ameller meşru olacaktır.

  • Yüce Kitabımız Kur’an şöyle ifade etmektedir:

وَمَنْ يَكْفُرْ بِالْإِيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ

“Kim iman (esaslarını)inkâr ederse o kimsenin ameli boşa gider” ( Maide,5/5)

Ayet, açıkça iman olmadan yapılan iyi işlerin kabul olmayacağını kesin olarak ifade etmektedir. Ancak salih amelleri eksik olsa bile kişi mümin olabilir.

Yüce Allah inkâr edenlerin amellerini fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu küle ve seraba benzetmektedir. Mümin olmayanlar, kıyamet gününde yaptıkları amellerden hiçbir şey elde edemeyeceklerdir:Bk.(İbrahim 14/18 )

  1. İMAN ve AMEL İLİŞKİSİ

 Kuran’ı Kerim’de imanın kalbe ait bir amel olduğu, Nuh  (a.s.)’ın oğlunun Allah’ı inkâr ve isyan etmesini “salih olmayan bir amel”  işlediği ifade edilerek bildirilmiştir:

قَالَ يَانُوحُ إِنَّهُ لَيْسَ مِنْ أَهْلِكَ إِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍ

“(Allah) ey Nuh! O (gemiye binmeyen) oğlun senin ailenden değildir. O’nun yaptığı salih olmayan bir ameldir…”(Hud, 11/46).

            Kur’an’da iman ile salih ameller arasında o kadar kuvvetli bir bağ kurulmuştur ki, imanın zikredildiği yerde peşinden hemen salih amel gelmektedir. Gölgenin simayı takip ettiği gibi salih amel de Kur’an‘da imanı takip etmiş, adeta salih amel kalpteki imanın dışa yansıması olmuştur.

İman ve amel, bir bütünü oluşturan parçalar değil, ayrı ayrı şeylerdir. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de:

اِنَّ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَقَامُوا الصَّلوةَ وَاتَوُا الزَّكوةَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

"İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler."(Bakara, 2/277) buyurulmuş, amel, iman üzerine atfedilmiştir.

Arapça gramer kuralına göre ancak ayrı ayrı manada olan şeyler birbirine atfedilebilirler. Daha açık bir ifade ile eğer amel imanın bir parçası olsaydı "İman edenler" ifadesinden sonra "iyi iş yapanlar" denmesine gerek kalmazdı.

İman edip salih amel işleyenlerin mükâfatları:

اِنَّ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اِنَّا لَا نُضيعُ اَجْرَ مَنْ اَحْسَنَ  عَمَلًا

İman edip de güzel davranışlarda bulunanlar var ya, şüphe yok ki biz öyle güzel işler yapanların mükâfatını zayi etmeyiz. (Kehf, 18/30)

إِنَّ اللّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأَجْسَادِكُمْ، وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ.

Hz. Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor: "Resulullah (a.s) buyurdular ki: “…Allah sizin suretlerinize ve kalıplarınıza bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar. " [Buharî, Nikâh 45, Edeb 57, 58, Ferâiz 2; Müslim, Birr, 28-34; Ebu Dâvud, Edeb 40, 56,); Tirmizî, Birr 18.

Allah ancak olgun müminlerden razı olur. Olgun mümin olmak için de yalnız inanmak yeterli değildir. İman ile birlikte ibadet etmek ve güzel ahlâka sahip olmak gerekir. Hiç şüphe yok ki ibadet, imanın bir göstergesidir.

  • Asr Suresinde imanla beraber salih amel insanı ziyandan kurtaran unsur olarak zikredilmiştir:

وَالْعَصْرِ (1) اِنَّ الْاِنْسَانَ لَفى خُسْرٍ (2) اِلَّا الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ

Asra yemin olsun ki, İnsan mutlaka ziyandadır. Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır. (Asr, 103/1-2-3)

Sadece inandım demek yeterli değildir. Kalpteki iman ışığının sönmemesi için ibadet de gereklidir. İbadet yapmayan kimsenin kalbindeki iman yavaş yavaş zayıflar ve Allah korusun günün birinde sönebilir. Bu ise insan için en büyük bir kayıptır. İman nurunun söndüğü bir gönül, insan için bir yük olmanın ötesinde bir anlam taşımaz.

Ancak, İman ayrı Amel ayrı olduğundan dolayı Farz olan ibadetleri yapmamak ve büyük günah işlemek insanı dinden çıkarmaz, sadece günahkâr yapar.

Onun için ki Yüce Allah,  cennetin nimet ve güzelliklerini, imanla birlikte salih amelleri işleyenlerin önüne sereceğini şöyle ifade etmektedir:

وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا لَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلًّا ظَلِيلًا

 “ İnanan ve salih amelleri işleyenleri altlarından ırmaklar akan cennetleler koyacağız. Orada onlar için tertemiz eşler vardır ve onları tatlı(koyu) bir gölgeye koyarız” (Nisa, 4/57)

Mal ve Evlat İnsanı hüsrandan/ziyandan kurtarmaz.

  Bir ayette Yüce Allah, dünya nimetleri içerisinde insanın en çok değer verdiği iki nimete dikkat çekmekte ve bu nimetlerin hayatın süsü, zineti olduğunu ve bu iki nimetin de dünya ile birlikte sonuçta yok olacağını ve ahirete gidecek olanın yalnızca imanla birlikte salih amel olacağını şöyle buyurmaktadır:

الْمَالُ وَالْبَنُونَ زِينَةُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ أَمَلًا

           “Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Bakî kalacak olan iyi ameller ise, Rabbinin katında, sevapça da hayırlıdır, ümit yönünden de daha hayırlıdır.” (Kehf,18/46)

            Ayrıca salih amel işlemeden ahirete gidenlerin dünyaya dönüp salih amel işlemek için yalvaracakları Kuran’da şöyle ifade edilmektedir:

وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ فِيهَا رَبَّنَا أَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا غَيْرَ الَّذِي كُنَّا نَعْمَلُ أَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ فِيهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَاءَكُمْ النَّذِيرُ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ نَصِيرٍ

 “Onlar cehennemde, “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim” diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:) “Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.” (Fatır,35/37)

Hadislerde İman ve Salih Amel

Salih amel imanı kuvvetlendirdiği gibi günahlar ise insanı Allah korusun küfre götürebilir.

“Mü’min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta meydana gelir. Eğer o günahı hemen bırakıp tövbe ve istiğfâr ederse, kalbi eski parlaklığına kavuşur. Günah işlemeye devam ederse, siyah noktalar gittikçe çoğalır ve kalbini büsbütün kaplar. Bu siyah noktalar, Allah Teâlâ’nın: ‘hayır hayır, onların işlediği günahlar kalplerini paslandırıp köreltmiştir’ [Mutaffifîn sûresi (83), 14] diye belirttiği pastır” (İbni Mâce, Zühd 29; Ahmed İbni Hanbel, Müsned, II, 297).

            Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) birçok hadislerinde imanın salih ameller işlemeyi gerektirdiğine dikkat çekmiş ve imanın durağan, kalpte yerleşip kalan bir inanç olmadığını birçok sözlerinde vurgulamıştır.

Aslında "iman" da salih amel kavramına dahildir. İman kalbin amelidir.

            Peygamberimiz,  iman ile salih amelin birbiriyle olan bağlantısını şöyle ifade etmektedir:

« ثَلاَثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ حَلاَوَةَ الإِيمَانِ أَنْ يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُمَا ، وَأَنْ يُحِبَّ الْمَرْءَ لاَ يُحِبُّهُ إِلاَّ لِلَّهِ ، وَأَنْ يَكْرَهَ أَنْ يَعُودَ فِى الْكُفْرِ كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُقْذَفَ فِى النَّارِ »

     "Üç haslet vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tadar: Allah ve Resulünü, Allah ve Resülünden başka her şeyden fazla sevmek, Sevdiğin! Allah için sevmek, Allah kendisini küfürden kurtardıktan sonra, tekrar küfre dönmeyi ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek, asla istememek.[3]

İman;  kökü kalpte; dalları ise, insan davranışları olarak dışarıda yani hayatta olan bir tevhit ağacıdır. O halde iman ile ilgili hadis-i şeriflerin topluca ortaya koyduğu gerçek ve verdiği mesaj; İslâm'da iman ile şu ya da bu şekilde ilgisi bulunmayan hiç bir davranış yoktur.

  • Sevgili Peygamberimiz salih amellerin bizimle birlikte ölüm ötesine de gideceğini, kabirden içeri yalnız iman ile birlikte salih amellerimizin gireceğini şöyle vurgulamaktadır:

« يَتْبَعُ الْمَيِّتَ ثَلاَثَةٌ ، فَيَرْجِعُ اثْنَانِ وَيَبْقَى مَعَهُ وَاحِدٌ ، يَتْبَعُهُ أَهْلُهُ وَمَالُهُ وَعَمَلُهُ ، فَيَرْجِعُ أَهْلُهُ وَمَالُهُ ، وَيَبْقَى عَمَلُهُ »

“Ölüyü kabre kadar üç şey takip eder; ikisi geri döner ve biri onunla daima beraber olur. Ailesi, malı ve ameli onu kabre kadar takip eder, ailesi ve malı geri döner, geriye yalnızca onunla birlikte ameli kalır”[4]

ÖZETLE:

  • İmanın gereği olarak yapılan, Kur'ân ve Sünnete; Allah ve Peygamberin rızasına uygun olan ve bilinçli olarak yapılan her amel salih ameldir.
  • Salih ameller; kalbimizdeki iman ve iyi bir niyetle yapılırsa cennete girmemize ve oradaki derecelerimizin yükselmesine vesile olur.
  • Ahiret yolculuğunun geçer akçesi iman ve salih amellerimizdir.
  • İman ve salih amelle ahirete göçene arz ve sema ağlar.
  • İman ile amel, ayrı ayrı şeyler olmakla beraber aralarında çok sıkı bir ilişki vardır.
  • İman, cennete girmeye, amel ise cehennemden kurtuluşa vesiledir.
  • İman amelin makbul olma şartı, salih amel de imanın kemaline işarettir.
  • Salih Amel Güzel Bir Gelecek ve Mutlulukdur.
  • Gönüllerde sevginin oluşması  
  • İnsanların En Hayırlıları Olmak ;
  • Cenneti Kazandırması için vesiledir.

Kur’an-ı Kerîm’de Süleyman (a.s.)’ın salih amel işlemede Yüce Alah’tan yardım istemesi bize örnek olarak sunulmaktadır.  Bizler de bu duayı her zaman yapmaya gayret edelim.

وَقَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِي أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي أَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلَى وَالِدَيَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضَاهُ وَأَدْخِلْنِي بِرَحْمَتِكَ فِي عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ

“Rabb’im! Bana ve ana-babama lütfettiğin nimete şükretmemi ve senin razı olduğun salih ameller işlememi bana nasip eyle ve beni rahmetinle salih kullarının arasına dahil et”(Neml, 27/19).

Yararlanılan Kaynaklar

  1. Türkiye Diyanet Yayınları, İlmihal, c,1.
  2. Riyazu’s-sâlihîn, Erkam yayınları, c.1. (Niyet Bölümü)
  3. Kur’an’dan Öğütler, DİB Yayınları, c.1, İman ve Salih Amel başlığı
  4. DİYK Uzmanı Abdurrahman AKBAŞ, “İman Ve Salih Amel” vaaz konusu
  5. Kur’an-ı Kerim Meâl ve Tefsiri DİB Yayınları
  6. İslam İlmihali, Lütfi ŞENTÜRK, Seyfettin Yazıcı, “İman ile Amel arasındaki bağ”, s.26.

Muradiye Camii İmam-Hatib-i: Hasan AKKAYA

Moderatör: Mehmet ABAY/Adapazarı Vaizi


[1] Razi, Fahruddîn, et-Tefsiru’l Kebir, XIV,34. Tahran, tarihsiz. Ayrıca bkz. Ömer Dumlu, Kur’an’da Salah Meselesi, s. 44 vd. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 1992.

[2] İsmail Karagöz, Kur'an'a Göre İnsana Verilen Görev ve Değer, s. 218. Çelik Yay. İst. 1996. bk. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, III, 1740. Eser neşriyat, İstanbul,1971.

3 Buhârî, İlim 45, Cihad, 15, Farzu’l-humüs 10, Tevhîd 28; Müslim, İmâre 150, 151. Ayrıca bk. Tirmizî, Fezâilü’l-cihad 16; Nesâî, Cihad 21; İbni Mâce, Cihad 13

[3] Buharî, İman, 9, No: 16. I, 9-10.

[4] Buhari, Rikak, 42, III, 193.

Editör: Mihrap Haber
Yorum Yazın
CAPTCHA security code
yükleniyor

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Anket
Diyanet İşleri Başkanı kim olmalı?

yukarı çık