Site Sol Dik Reklam (DHBT)
10 Ağustos 2017, Perşembe 23:32 | 230 kez okundu | A+ | A-

Ekrem Keleş Diynet TV'ye Konuk Oldu

Diyanet TV ekranlarından canlı olarak yayınlanan ‘Hac Özel’ programına konuk olan Diyanet İşleri Başkanvekili Keleş, haccın mahiyeti ve özüne ilişkin açıklamalarda bulundu.

Ekrem Keleş Diynet TV'ye Konuk Oldu

Diyanet TV ekranlarından canlı olarak yayınlanan ‘Hac Özel’ programına konuk olan Diyanet İşleri Başkanvekili Keleş, yaklaşan hac mevsimi öncesi haccın mahiyeti ve özüne ilişkin açıklamalarda bulundu.

Kabe’nin genişletme çalışmalarından dolayı uygulanan kotanın kalkmasıyla Türkiye’den bu yıl hacca gidecek kişi sayısının 80 bini bulduğunu kaydeden Başkanvekili Keleş, başvuruda bulunan 2 milyona yakın vatandaşın Kabe özlemini içinde taşıdığını belirterek, Kabe özleminin Allah katında değerli olduğunu ifade etti.

Hacca gidemeyenlerin kalplerinde taşıdığı Kabe özleminin başlı başına bir değer olduğuna değinen Başkanvekili Keleş, “Hacca gidecek olan kardeşlerimiz bizzat bu özlemlerini hacda giderecekler ama gidemeyenlerin de özlemi çok kıymetli ve değerlidir, o özleme sahip olmak manevi açıdan başlı başına bir değerdir. Kuraya girmiş, kuradan çıkmamış olan kardeşlerimiz de ‘bana çıkmadı’ diye muhakkak üzülüyorlardır ama o üzüntüleri, o hüzünleri, o özlemleri son derece değerlidir” dedi.

Haccın bir milat, bir ömür yolculuğu olduğuna işaret eden Başkanvekili Keleş, ‘Hac Özel’ yayınında şu açıklamalarda bulundu;

“Hac, bir ömür yolculuğudur…”

Hac, aslında mümin açısından ömrün yolculuğu ve bir milattır. Dolayısıyla bu yolculuğa çok iyi hazırlanmak gerekiyor. Bu yolculuğa kalben, zihnen, fikren, bedenen kişinin bu yolculuğa hazırlıklı olması gerekiyor. Hacca gidecek olan kardeşlerimiz, yanına takvayı azık olarak alması gerekiyor. Takva, Allah’a karşı kişinin sorumluluğunun bilincinde olması ve ona karşı dini duyarlılığını muhafaza etmesi, Cenabı Hakk’ın her daim kendisini görüyormuş gibi hareket etmesi, onun bilgisinin dışında hiçbir şeyin kalmayacağının şuuruyla hareket etmesidir. Dolayısıyla kişinin böyle bir şuurla bu yolculuğa kalbini, zihnini, fikrini hazırlaması gerekiyor.

“Hacca giderken incitmemeyi gözetmek gerekir…”

Yolculuk, sefer meşakkattir. Hacca gitmeden önce yolculuğun bu meşakkatlerine, sıkıntılarına, karşılaşacağı birtakım eziyetlere hazırlıklı olmak gerekir. İster istemez milyonlarca insanın bir araya geldiği bir coğrafyada birtakım sıkıntılar yaşanabilir. Günümüz şartlarında, trafik izdihamından tutunda beşeri kitlenin izdihamına varıncaya kadar birçok sıkıntılar yaşanabiliyor. Milyonlarca müminle iç içe olunacaktır. Dolayısıyla yola çıkarken hiç kimseyi incitmeme gibi bir hassasiyeti de gözeterek yola çıkmak gerekiyor.

“Hac yolculuğunda dikkat etmemiz gereken üç husus vardır…”

Hacda dikkat etmemiz gereken üç husus vardır. Allah’ın bizlere verdiği üç talimat vardır. İnsanda üç tane potansiyel güç vardır. Ahlak alimleri bunu söylerler. Kontrol etmemiz gereken hususlardan birisi, şehvet gücünü kontrol etmek ve onu Allah’ın koyduğu sınırların dışında kullanmamayı öğrenmek. Bunun eğitimini almış olarak hacdan dönmek gerekir. İkincisi, Allah’ın koyduğu sınırların dışına çıkmamak. Hacdayken aklı Allah’ın koyduğu ölçüler içerisinde kullanmanın eğitimini alarak dönmüş olmak ve bir ömür boyu bu eğitim çerçevesinde hareket etmiş olmak. Allah akıl nimeti vermiş elbette aklımızı kullanacağız, düşüneceğiz ama bunu Allah’ın koyduğu sınırlar içerisinde hareket ederek, kullanarak sağlamış olacağız.  Üçüncüsü ise, bugünkü tabirle öfke kontrolü. Öfke kontrolü melekesi kazanarak hacdan dönmek gerekiyor. Hacla ilgili ayet-i kerimedeki bu üç husus, insani ilişkilerde nasıl hareket etmemiz gerektiğinin bize temel çerçevesini çizen bir tablo ortaya koymuş oluyor. O çerçevede hiç kimseyi incitmeme, hiç kimseyi kırmama, başkalarına karşı sevgi ve saygıda kusur etmeme, kendisinden önce başkasını düşünme, onu önceleme, gönül alma, eşitlik bilincine sahip olma bunun bir gereği olarak asansörde, yemek kuyruğunda, otobüse binerken, uçağa binerken hep başkalarını kendisine önceleme gibi ilişkilere dikkat etmek suretiyle kişi hacı olacaktır. Yoksa birisini kırarak, birisini inciterek, birisinin hakkına tecavüz ederek bu hac yolculuğu amacına ulaşmış olmaz.

“Haccı bir eğitim süreci olarak değerlendirmek gerekiyor…”

Haccın ve umrenin bir eğitim sürecine dönüştürülmesi en önemli husustur. Haccın ve umrenin bir eğitim süreci olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Hacca niyet edildiği andan itibaren bu eğitim süreci başlamış oluyor. Bu eğitime ilk önce insan kendisinden başlamalı. İç muhasebesini yaparak bu yolculuğa çıkmalı. Diyanet İşleri Başkanlığının da hac organizasyonunda irşat faaliyetleri oluyor. Bu irşat hizmeti Türkiye’de başlıyor. Türkiye’de başlayan bu eğitimler yolculuk esnasında devam ediyor. Uçakta, havaalanında, sonra havaalanından Mekke-i Mükerreme’ye veya Medine-i Münevvere’ye intikal ederken devam ediyor. Sonra otele yerleşiyoruz orada devam ediyor, oradan hareme giderken devam ediyor, haremde devam ediyor.

“Hac, sembolik anlamları olan, takva amaçlı bir yolculuktur…”

Hac, takva amaçlı bir yolculuktur. Ayet-i Kerime’de ‘Yanınıza azık alın, en hayırlı azık takva azığıdır’ buyuruyor Allah. Bu yolculukta baştan sona takvayı kuşanmış olarak gitmek ve takvayı kuşanmış olarak dönmek ve devam ettirmek gerekiyor. Hac sembollerle dolu bir ibadettir. Sembolik hareketlerle dolu bir ibadet, her hareketin bir anlamı var. Tavafın bir anlamı var, ihramın bir anlamı var, Cemerat’a taş atmanın bir anlamı var, Arafat’ta vakfenin bir anlamı var, traş olmanın bir anlamı var, kurban kesmenin bir anlamı var, saikin bir anlamı var. Hac, sembolik anlamları olan bir ibadettir. Hacla ilgili davranışların her birinin bir anlamı var.

“Hacca gidecek kardeşlerimiz, dünyadan gelen Müslümanlarla kardeşliği doyasıya yaşasınlar…”

Hac, aynı zamanda bir toplum yolculuğudur. Allah’ın son Peygambere, son hak din olan İslam’a nasip ettiği öylesine büyük toplumsal bir olay ki hac, dünyanın dört bir tarafından dilleri, renkleri, ırkları farklı milyonlarca Müslüman bir araya geliyor. Afrika’dan, Endonezya’dan, Malezya’dan, Kafkaslar’dan, Çin’den, Amerika’dan, dünyanın dört bir yanından, binlerce kilometre öteden gelen Müslümanlar orada gerçekten İslam kardeşliğini yaşıyorlar. Hacılarımıza benim tavsiyem, orada bu kardeşliği doyasıya yaşamalarıdır. Afrikalı bir mümin kardeşine tebessüm ettiği zaman onun yüzündeki sevinci görmelidir. O tebessümü gerçekleştirmeli ve o sevinci yaşamalıdır. Endonezyalı bir kardeşiyle musafaha etmenin sevincini yaşamalıdır. Velev ki dillerini bilmeseler bile o kalpten gelen iletişim gerçekten çok anlamlıdır. Ve birbirlerinin ellerini tuttukları zaman, bir hadisi şerifte de ifade buyrulduğu üzere, günahlarının dökülüp gideceğinin farkında olmalıdırlar.

“Hacca gidecekler için hac bir milada dönüşmelidir…”

Kim Allah rızasından başka hiçbir amaç gözetmeden sırf Allah rızası için hac eder ve bu hacda rafes, füsuk, cidal dediğimiz hususlardan sakınır, haccını yapar ve o şeklide hac eder dönerse, annesinden doğduğu günkü gibi günahlardan arınmış olarak döner. Böyle bir müjde veriyor Peygamber Efendimiz. Dolayısıyla buraya giden insanın hayatında haccın bir milada dönüşmesi lazım. Bunun için tabi orada kendisinde şayet var ise, kalbine yük teşkil eden ne kadar ağırlık varsa, ne kadar masiyet yükü varsa bütün onları orada bir silkelemesi gerekiyor, onlardan kurtulması gerekiyor. Yani her türlü kötü ahlaki nitelikler adına ne varsa onu orada bırakıp gelmesi gerekiyor. Hacdan döndüğü zaman artık Allah’ın kendisine nasip ettiği o manevi iklimin atmosferini bir ömür boyu hayatında bir şeref madalyası gibi taşımak suretiyle, ne zaman bir kötülükle karşılaşsa hemen orayı hatırlamalıdır.  Böyle bir şuurla hacdan dönmek gerekiyor. Ne mutlu o kişiye ki, kendi eksiklerini, kusurlarını, günahlarını, ayıplarını telafi etmek için çabalaması, o kişiyi başkalarının eksikleri ve kusurlarıyla meşgul olmaktan alıkor. Hacı kardeşlerimiz orada başkalarının eksiğiyle, kusuruyla, ayıbıyla vakit harcamamalılar, ona harcayacak bir dakikaları, bir saniyeleri yoktur. Dolayısıyla kalbini orada düzgün tutmalı, bütün mümin kardeşlerine karşı sevgi ve muhabbetle yaklaşmalı ve oradan aynen gül bahçesine giren insanın gül kokusuyla dönmesi gibi memlekete dönüp gelirken oradan böyle güzel bir manevi azıkla dönmeli ve o azığı da bir ömür boyu muhafaza etmeli.

Haber Videosu


Yorum Yazın
CAPTCHA security code
yükleniyor

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yukarı çık