02 Mayıs 2016, Pazartesi 19:23 | 16579 kez okundu | A+ | A-

2016 Yılı Miraç Kandili Vaazı (Güncel)

Din Görevlisi Süleyman Çamur tarafından hazırlanan “İsra-Miraç Mucizesi Ve Miraç’ta Teşri Kılınan Hükümler” konulu cuma vaazını, sizlerle paylaşıyoruz. 2016 yılı Miraç kandiline sayılı günler kala, hazırlanan bu güzel vaazı sitemizden okuyabilir, dilerseniz kolayca indirebilirsiniz.

2016 Yılı Miraç Kandili Vaazı (Güncel)

İSRA-MİRAC MUCİZESİ VE MİRAC’TA TEŞRİ KILINAN HÜKÜMLER

Sevgili Mihrap Haber takipçileri;

Buradaki vaazı Facebook Grubumuza katılarak PDF Formatında ve PowerPoint Sunum Formatında indirebilirsiniz. Mirah Haber Facebook Grubumuza katılmak için tıklayınız >>>

Tevbe edecek, af dileyecek kullar için af ve mağfiretin bol olduğu, birçok feyiz ve hikmetlerle dolu olan bir Miraç kandiline daha bizleri kavuşturan Allah Teala’ya hamd ediyor, şükrediyoruz.  Bu güzel zaman dilimini en güzel şekilde değerlendirmeyi rabbim cümlemize nasip eylesin!

Sözlükte gece yürüyüşü, geceleyin yaya veya binekli olarak yapılan yürüyüş anlamına gelen isra, ıstılahta; Hz. Peygamber (s.a.s)'in gece Burak isimli bir binitle Mekke'den Kudüs'teki Beyt-i Makdis'e götürülmesi hadisesidir. Buradan Hz. Peygamber (s.a.v) Mi'raca çıkmıştır.

İsrâ hadisesi Kur'an ile sabit olduğu için bu hadisenin inkârı mümkün değildir. Kur'an-ı Kerîm'de bu olay şöyle anlatılmıştır:

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَه لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِير

“Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” İsra 17/1

Ayet-i Kerimenin ifadesine göre isrâ hadisesi ruhanî bir hadise değildir. Hz. Peygamber bedeni ile birlikte Beyt-i Makdis'e götürülmüştür.

Bazı tefsirciler isrâ ve mi'rac hadisesini fiziki örneklerle, aklın anlayışına yaklaştırmaya çalışmışlardır. Fakat doğrudan doğruya ilahî bir ayet olan İsrâ'nın aklîleştirilmesi mümkün değildir. Tabiî bir tasavvur, emsâl ile tasavvur demektir. Hâlbuki benzeri görülmemiş bir olayı benzeri ile tasavvura kalkışmak tezat olur. O ancak müşahede ve haber ile bilinir. İsrâ hadisesinin, önemli bir diğer boyutu da, bu olaydan sonra Kudüs ve Mescidi Aksanın İslâm ümmetinin gözündeki öneminin daha da artmış olmasıdır.

Mirac:  Arapça'da merdiven, yukarı çıkmak, yükselmek anlamlarını dile getirir. İslam'da, Hz. Peygamber (s.a.s)' in göğe yükselerek Allah'ın huzuruna kabul edilmesi mucizesidir.

Mucizenin Meydana Geldiği Yer ve Zaman:

Mirac olayı Hz. Muhammet (s.a.v)’in Mescidi Aksa’dan  yedi kat semaya ve  öteleri arasındaki yerde, hicretten bir yıl ya da on yedi ay önce Receb ayının yirmi yedinci gecesi Milâdî 621 yılında gerçekleştiği rivayet edilmektedir. Müslümanlar bu tarihi benimsemiş bulunuyor ve bunu en doğru rivâyet kabul ediyorlar" (Zürkani, 1, 307-308)

Bu Büyük Mücizelerin Meydana Gelişi Nasıldır?

Buhârî ve Müslim'de yer alan rivâyetlere göre olay şöyle olmuştur:

Peygamberimiz Mekke'de, evinde iken veya Kâbe'de bulunduğu sırada Cebrâil (a.s) bazı meleklerle birlikte gelerek Peygamberimiz (s.a.v)’in göğsünü açmışlar, içini zemzem ile yıkadıktan sonra hikmet ve iman nuru doldurmuşlardır.

Peygamberimizle ilgili göğüs açma (şerh-i sadr) olayı budur. Ancak bu olay ne zaman ve nerede olduğu ihtilaflıdır. Bazıları bunun, sütannesi Halime'nin yanında iken çocukluğunda olduğunu söylerken, diğer bazıları ise bir defa Halime yanında, bir defa da Mi'rac'tan önce olmak üzere iki defa olduğunu söylerler.

Şah Veliyyullah ed-Dehlevî, bu olayı yani göğüs açma olayını manevî bir operasyon olarak değerlendirir ve: "Peygamberimiz (s.a.v)’in ruhunda meleklik ruhunun üstün gelmesi, tabiat özelliklerinin yok olması, tabiatın, kudsiyet âleminin ilhamlarına tabi olması" ile yorumlamaktadır. (ed-Dihlevi, Huccetü’l-Baliğa, 2, 866.)

Bir gün Peygamberimize soruldu:

– Ey Allah'ın Resulü, göğüs açılır mı? Peygamberimiz. “Evet, açılır” buyurdu.

– Nasıl olur? diye sorduklarında, Peygamberimiz: “Bir nurdur ki Allah onu mü'minin kalbine atar, o da onunla ferahlanır, açılır.” buyurdu.

– Onun alâmeti nedir? dediler. Peygamberimiz:Aldanma yurdu (dünyadan) uzaklaşmak, ebediyet yurduna (âhirete) yönelmek ve gelmeden önce ölüm için hazırlanmaktır.” buyurdu. (İbn Kesir Tefsiri, 2, 174.)

Peygamberimizin Mi'rac'tan önce göğsünün açılması, o muazzam olaya bir hazırlık, göreceği olaylar karşısında rahat olması ve kendini kaybetmemesi içindir.

Bu büyük mucizelerin isra bölümü yani Mescidi Haram’dan Mescidi Aksa’ya kadar olan bölümüne yukarıda zikredildiği üzere ayette (İsra,1)  doğrudan delalet vardır.

Necm suresindeki ayetlerde ise Hz. Peygamber (s.a.v)’in Miraca (yücelere) yükseldiği konusuna işaret vardır. O işareti de tevatür derecesine varan hadisler açıklamakta ve kuvvetlendirmektedirler. 

Necm suresinde Allah Teala:

وَالنَّجْمِ  اِذَا هَوٰىۙ   ﴿١﴾   مَا ضَلَّ  صَاحِبُكُمْ  وَمَا غَوٰىۚ   ﴿٢﴾   وَمَا يَنْطِقُ  عَنِ الْهَوٰىۜ   ﴿٣﴾   اِنْ هُوَ  اِلَّا  وَحْيٌ  يُوحٰىۙ   ﴿٤﴾   عَلَّمَهُ  شَد۪يدُ  الْقُوٰىۙ   ﴿٥﴾   ذُومِرَّةٍۜ  فَاسْتَوٰىۙ   ﴿٦﴾   وَهُوَ  بِالْاُفُقِ  الْاَعْلٰىۜ   ﴿٧﴾   ثُمَّ  دَنَا  فَتَدَلّٰىۙ   ﴿٨﴾   فَكَانَ  قَابَ  قَوْسَيْنِ  اَوْ  اَدْنٰىۚ   ﴿٩﴾   فَاَوْحٰٓى  اِلٰى عَبْدِه۪  مَٓا اَوْحٰىۜ   ﴿١٠﴾   مَا كَذَبَ  الْفُؤٰ۬ادُ  مَا رَاٰى   ﴿١١﴾   اَفَتُمَارُونَهُ  عَلٰى مَا يَرٰى   ﴿١٢﴾   وَلَقَدْ  رَاٰهُ  نَزْلَةً  اُخْرٰىۙ   ﴿١٣﴾   عِنْدَ  سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى   ﴿١٤﴾   عِنْدَهَا  جَنَّةُ  الْمَأْوٰىۜ   ﴿١٥﴾   اِذْ  يَغْشَى  السِّدْرَةَ  مَا يَغْشٰىۙ   ﴿١٦﴾   مَا زَاغَ  الْبَصَرُ  وَمَا طَغٰى   ﴿١٧﴾   لَقَدْ  رَاٰى  مِنْ  اٰيَاتِ  رَبِّهِ  الْـكُبْرٰى   ﴿١٨﴾  

“Andolsun batan yıldıza ki, arkadaşınız (Muhammed) ne saptı, ne de azıttı.  O, hevadan konuşmaz. O, kendisine vahyolunan, vahiyden başka bir şey değildir. Onu çok kuvvetli (Cebrail ) öğretti. Kamil akıl sahibi (Cebrail ) hemen doğruldu (kendi suretinde göründü.) O en yüksek ufukta idi. Sonra (Cebrail ) yaklaştı ve sarktı (daha da yaklaştı). İki yay kadar veya daha da yakın oldu. (Allah’ın) kuluna vahy ettiğini vahy etti.  Sidret’ül – Münteha’nın yanında. Cennetül Me’va, onun (Sidre’nin) yanındadır. Sidre’yi bürüyen bürüyordu. Göz ne kaydı ne de saptı. And olsun O, Rabbi’nin büyük ayetlerini gördü.”  (Necm, 1-18) buyurmaktadır.

Peygamber Efendimizin birçok hadis-i şerifinde Miraç hususu bizlere aktarılmıştır. Bu hadislerin bazıları şöyledir:

  عن أنسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه عَنْ مَالِكِ بْنِ صَعْصَعةَ رَضِيَ اللّهُ عَنه: أنَّ رَسُولَ اللّهِ  حَدَّثَهُمْ عَنْ لَيْلَةِ أُسْرِيَ بِهِ. قَالَ: بَيْنَا أنَا في الْحَطِيمِ، وَرُبَّمَا قَالَ في الْحِجْرِ مُضْطَجِعاً، زَادَ في رِوَايَةٍ: بَيْنَ النَّائِمِ وَالْيَقْظَانِ إذْ أتَانِي آتٍ فَشَقَّ مَا بَيْنَ هذِهِ. يَعْنِى ثُغْرَةَ نَحْرِهِ الى شِعْرَتِهِ؛ قَالََ: فَاسْتَخْرَجَ قَلْبِي، ثُمَّ أُتِيتُ بِطِسْتَ مِنْ ذَهَبِ مَمْلُوءٍ إيمَاناً. فَغُسِلَ قَلْبِي، ثُمَّ حُشِيَ، ثُمَّ أُعِيدَ، ثُمَّ اُتِيتُ بِدَابَّةٍ دُونَ الْبَغْلِ وَفَوْقَ الْحِمَارِ أبْيَضَ، هُوَ الْبُرَاقُ. يَضَعُ خَطْوَهُ عِنْدَ أقْصى طَرْفِهِ، فَحُمِلْتُ عَلَيْهِ. فَانْلَطَقَ بِى جِبْرِيلُ عَلَيْهِ اﻟﺴﻻمُ حَتّى أتَى السَّمَاءَ الدُّنْيَا فَاسْتَفْتَحَ     فإذَا فِيهَا آدَمُ عَلَيْهِ اﻟﺴﻻمُ َ  ،....) ثُمَّ (   ؛ بِيَحْيَى عَلَيْهِ اﻟﺴﻻمُ وَعِيسَى اﻟﺴﻻمُ ثُمَّ صَعِدَ بِي إلى السَّمَاءِ الثَّالِثَةِ   فإذَا يُوسُفُ عَلَيْهِ اﻟﺴﻻمُ...  ... )ثُمَّ (..إدْرِيسُ عَلَيْهِ اﻟﺴﻻمُثُمَّ(  هَارُونَ عَلَيْهِ اﻟﺴﻻمُ.  ... )ثُمَّ( مُوسى عَلَيْهِ اﻟﺴﻻمُ،  ، ... )ثُمَّ(   إبْرَاهِيمُ عَلَيْه  اﻟﺴﻻمُ،  ثُمَّ رُفِعْتُ الى سِدْرَةِ الْمُنْتَهى فَرَجَعْتُ فَمَرَرْتُ عَلى مُوسى عَلَيْهِ اﻟﺴﻻمُ. فَقَالَ: بِمَ أُمِرْتَ فَقُلْتُ....   أُمِرْتُ بِخَمْسِ صَلَوَاتٍ ...   

     Hz. Enes (r.a)  Malik İbnu Sa'saa (r.a)'dan naklen anlatıyor: Resulullah (s.a.v) onlara, Mirac'a götürüldüğü geceden anlatarak demiştir ki,"Ben Ka'be'nin avlusundan Hatim kısmında belki de Hıcr'da demişti- yatıyordum, -bir rivayette şu ziyade var: Uyku ile uyanıklık arasında idim-  Derken bana biri geldi,   şuradan şuraya kadar (göğsümü)  yardı. -Bu sözüyle boğaz çukurundan kıl biten yere kadar olan kısmı kasdetti.- Kalbimi çıkardı. Sonra bana, içerisi imanla [ve hikmetle] dolu, altından bir kap getirildi. Kalbim [çıkarılıp su ve zemzem ile] yıkandı. Sonra içerisi (imanla)  doldurulup tekrar yerine kondu. Sonra merkepten büyük katırdan küçük beyaz bir hayvan getirildi. Bu Burak'tı. .... Ben onun üzerine bindirilmiştim. Böylece Cibril aleyhisselam beni götürdü. Dünya semasına kadar geldik. Kapının açılmasını... (takiben)  Hz. Adem aleyhiselam'ı gördüm.(Daha sonra)  Hz. Yahya ve Hz. İsa aleyhimasselam ile karşılaştım.  Sonra Cebrail beni üçüncü semaya çıkardı.(Orada) Hz. Yusuf aleyhiselam'la karşılaştık. (Daha sonra) Hz. İdris, Hz Harun ,   Hz. İbrahim,  (aleyhimüsselam)  ile karşılaştım. ...  Sonra   Sidretü'l-Münteha'ya çıkarıldım.  .... Oradan  geri döndüm. Hz. Musa aleyhisselam'a uğradım. Ne ile emredildin?" dedi."Her gün beş vakit namazla!" dedim.”    (Buhari, Bed’ül- Halk, 6 (IV/77) , Müslim, İman, 264 (I/140-150)

  وعن جابرٍ رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: قَالَ رَسُولُ اللّهِ: لَمَّا كَذَّبَتْنِى قُرَيْشٌ قُمْتُ في الْحِجْرِ فَجَلَّى اللّهُ لِى بَيْتَ الْمَقْدِسِ فَطَفِقْتُ أُخْبِرُهُمْ عَنْ آيَاتِهِ وَأنَا أنْظُرُ إلَيْهِ

  Hz. Cabir (r.a) anlatıyor: "Resulullah (s.a.v) buyurdular ki:"Kureyş beni tekzib ettiği vakit, Hıcr'da doğruldum. Allah Teala Hazretleri  Beytu'l-Makdis'i bana tecelli ettirdi. Ben onlara onun alâmetlerini birer birer haber vermeye başladım. Ben Beytu'l-Makdis'e  bakıyor hem de haber veriyordum." (Buharî,   Tefsir, İsra 3; V / 224)  

وَعَنْ أنسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّهِ: مَرَرْتُ لَيْلَةَ الْمِعْرَاجِ بِقَوْمٍ لَهُمْ أظْفَارٌ مِنْ نُحَاسٍ يَخْمِشُونَ بِهَا وُجُوهَهُمْ. فَقُلْتُ: مَنْ هؤُﻵَءِ يَا جِبْرِيلُ؟ فَقَالَ: هؤُﻵءِ الَّذِﻳنَ يَأكُلُونَ لُحُومَ النَّاسِ وَيَقَعُونَ فِى أعْرَاضِهِمْ.

Hz. Enes (r.a) anlatıyor: "Resulullah (s.a.v) buyurdular ki: "Mîrac gecesinde,  bakır tırnakları olan bir kavme uğradım. Bunlarla yüzlerini (ve göğüslerini) tırmalıyorlardı."Ey Cebrâil! Bunlar da kim?" diye sordum:"Bunlar, dedi, insanların etlerini yiyenler ve ırzlarını (şereflerini) payimal edenlerdir." (Ebû Dâvud, Edeb 40, H.No:4878, ).( V/194)

Miraçta, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in Allah Teala’nın huzurunda iken konuşmalarının başlangıcını oluşturan ve namazlarımızda her oturuşta okuduğumuz “ettehiyyatü” duası da miracın bir hediyesidir; Efendimiz (s.a.v)’in Miraç anını yaşama zamanımızdır:

Peygamber efendimiz miracda yüce Yaradan'a şunu söylemiştir:

التَّحِيَّاتُ لِلَّهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ

“Hayat sahibi varlıkların hayatlarıyla sundukları ibadetler, dualar ve bütün güzel söz ve davranışlar Allah'a mahsustur.”

Ve ALLAH'tan O’na:

السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ

“Ey nebî, Selâm, Allah’ın rahmeti ve bereketleri senin üzerine olsun.”

Peygamber efendimiz de şu şekilde karşılık vermiş:

السَّلامُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللَّهِ الصَّالِحِينَ

“Selâm bize ve Allah’ın salih kullarının üzerine olsun.”

Bu konuşmaya tanık olan melek Cebrail (a.s)  Kelime-i şehadet getiriyor:

أَشْهَدُ أَنْ لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ  وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ

“Şehadet ederim ki ALLAH'tan başka ilâh yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve elçisidir.”

Mirac Gecesinde Peygamber Efendimizin Diğer Bazı Müşahedeleri:

Ebu Hureyre’den Rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Miraç gecesi Hz. Peygamber (s.a.v) başlarını taşla ezen bir kavme rastladığını ve Cebrail’e bunlar kimdir diye sorduğunu Cebrail (a.s)’da, başları secdeye gitmeyenlerdir diye buyurmuştur.( (Askalanî, Fethu’l-Bari, Menakıbu’l-Ensar:41; 7/597)

Ebu Said el Hudri’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (S.A.V) söyle buyurmuştur: Miraç gecesi bir toplum gördüm ki dudakları deve dudağı gibiydi onların dudaklarını kesiyorlar ağızlarına ateşten bir taş koyuyorlar, Ey Cibril bunlar kimlerdir diye sordum, onlar yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenlerdir buyurdu. Sonra baktım bir toplum vardı ki derilerinden kesiliyor ağızlarına tıkılıyor ve yediğiniz gibi yiyiniz deniliyor Cebrail’e bunlar kimlerdir dedim, bunlar koğucular, fitneciler, insanların ırz ve namusuna saldıranlardır dedi.Sonra baktım bir toplum daha vardı ki, önlerine bir sofra kurulmuş güzel etleri bırakıp leş yiyorlar, bunlar kimlerdir ey Cibril dedim , bunlar zinakârlardır, Allahın helal kıldığı zevcelerini bırakıp haram yola sapanlardır dedi. Sonra bir takım toplum vardı ki; karınları evler gibi firavun ve ailesinin bunları ayakları ile çiğnerken gördüm, bunlar kim ya Cibril dedim, bunlar faiz yiyenlerdir dedi. (Askalanî, Fethu’l-Bari, Menakıbu’l-Ensar:41; 7/598, İbn-i Cerir et-Taberi; Tehzibü’l-Âsar, No:727; 1/433)

İsra-Mirac, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Mekke'de Karşılaştığı Çilelere Karşı Sabretmesinin Büyük Bir Hediyesiydi; Yüce Allah Efendimiz (s.a.v.)’i Huzuruna Eriştirerek Bazı Dinî Talimatları Bildirmenin Yanı sıra, Onun Üzüntüsünü ve Sıkıntısını Hafifletmişti. Yüce Allah’ın Desteğinin Her Zaman İnananların Üzerinde Olduğunun En Önemli İspatıydı:

Müşrikler Hz. Peygamber'i (s.a.v.) iyice bunaltmışlardır, çevresini boşaltmış, Hz. Peygamber (s.a.v.)’i yalnızlaştırmışlardır. Peygamberliğin 10. yılında Peygamberimizin amcası ve himayecisi olan Ebu Talip ve Hz. Peygamber'in (s.a.v.) vefakâr ve fedakâr eşi Hz. Hatice vefat ediyorlar. Bu yıla "Hüzün yılı" deniliyor. Peygamberimiz Mekke'deki bütün desteklerini kaybedince Taif'e gidip İslam'ı anlatmak istiyor. Taifliler onu taşlarla karşılıyor. Hz. Peygamber (s.a.v.) yaralı bir şekilde Mekke'ye geliyor. Ama Mekke'ye sokulmuyor. Dağlarda geceliyor. Her taraf, tam bir ateş çemberi. İyice daralıyor. Kimsesiz ve sahipsiz. Derken birilerinin araya girmesiyle Mekke'ye girebiliyor. Bu esnada erkek çocukları birbiri ardınca vefat etmişler. Kalbi yaralı. Gözleri semada. Bir çıkış kapısı arıyor. Ve bir aralık ellerini göklere kaldırıp Yüce Allah'a sesleniyor: "Beni kime terk ediyorsun. Halden anlamayanlara mı? İnsafsızlara mı. Ey zayıfların Rabbi. Ey biçarelerin Rabbi." Peygamber'e (s.a.v.) bir teselli lazımdı. Rabbi O'nunla beraberdi. Zaten hiç onu terk etmedi ki! Ama bu teselliyi göstermeliydi Rabbı. İşte bu teselli, isra-miraç yolculuğuydu.

Mi'rac hadisesinden çıkaracağımız daha nice dersler vardır:

Mirac için diyeceğimiz söz şudur ki, bu hadise akla ve mantığa uzak değildir. İçinde bulunduğumuz 21. yüz yılda, bilimin ulaştığı noktaya baktığımızda peygamber mucizelerini daha iyi anlıyoruz. İnsanoğlu, kendi eli ile yaptığı bir makinenin içine binerek, uzaya çıkıyor. Atmosferi geçerek uzayın derinliklerinde yol alıyorlar. Aya ayak bastıkları bilinmektedir. Şifa Tefsirinde (Mahmut Toptaş) anlatılan bir hadiseyi sizinle paylaşacağım. Bundan birkaç yıl önce İstanbul'da ki bir özel lisede, İtalyan papaz hocalık yapmaktadır. Öğrencilerden biri ders sırasında Papaza şöyle bir soru sorar: Hocam! Hazreti Muhammed'in göğe çıktığı söylenir, siz buna inanıyor musunuz? Papaz: 21. Yüzyıl insanı aya defalarca giderde, Allah'ın peygamberi daha ötesine niçin gitmesin?

Kalbi,  iman ve hikmetle dolu Allah Rasulü,  Rabbi `nin istemesi üzerine yaptığı bu İsra ve Mirac `ın gerçekten meydana geldiğine yürekten inanıyoruz.

Hayatında hiç kuş görmemiş bir adama kuşu tarif etseniz ve `Havada uçar` deseniz, bizim bu miracı inkâr edenler gibi direnecektir. Mülk suresinde  ‘O kuşları havada tutan Rahman’dır’ (Mülk, 19) diyor. Kuşları havada uçuran Rabbim, Rasulünü yedi kat semanın ötesine de götürür, hatta daha fazlasını da yapar.

En zor zamanda insanlık ailesinin aklına gelmeyeceği, yirmi birinci asırda yaşayanların aklının bile alamayacağı ve Ebucehille aynı aklı paylaştıklarını ortaya koyacağı bir mucize gerçekleşir.

Ebucehil : ‘Olmaz öyle şey’ derken, Hz. Ebubekir (r.a): ‘O söylemişse doğrudur’ demiş. Biz, bu gün Hz. Ebubekir (r.a)nün yolunda yürümeye çalışıyoruz. İnkâr edenler de kimin yanında olduklarına dikkat etsinler.

En zor zamanlarda Allah’a güvenen Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i, yedi kat semanın üstüne çıkarmış, Cenneti, Cehennemi, cennetlikleri ve azap görenleri göstermiş. O Cenneti gören gözler, bütün insanlığın yolunun cehenneme gitmemesi, bu adımların cennete doğru gitmesi için gece gündüz çalışmış.

Müşrikler, Peygamberimizin ve arkadaşlarının canına kastettiği bir zamanda Allah’ın yardımından hiç şüphe etmeyen Efendimiz, Miracla mükâfatlandırılır ve o günden bu güne kadar o gecenin bereketiyle bizler azmimizi, ümidimizi ve tevekkülümüzü bileriz.

Miraçta Teşri Kılınan Hükümler:

1-Miraç olayının, Müslümanlar için en önemli sonuçlarından birisi hiç şüphe yok ki, İslâm dininin temel direği ve müminlere bir Miraç hediyesi olan namazdır.

Allah Teala Kur’ân-ı Kerim’de:

يَٓا اَيُّهَا  الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  ارْكَعُوا  وَاسْجُدُوا  وَاعْبُدُوا  رَبَّكُمْ  وَافْعَلُوا  الْخَيْرَ  لَعَلَّكُمْ  تُفْلِحُونَۚ

“Ey inananlar! Rükû edin, secdeye varın, Rabbinize kulluk edin ve iyilik yapın ki, başarıya erişesiniz” (Hac, 77) buyurmaktadır.

Onun içindir ki, "Namaz mü’minin miracı" olmuştur.

Nasıl ki, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), Miraç'ta vasıtalardan arınmış olarak, Mevlâsı ile buluştu ise; müminler de namazda vasıtasız olarak, doğrudan doğruya Rabbinin huzuruna çıkar. Sadece O'na kulluk etme ve sadece O'ndan yardım isteme fırsatı bulur.

Öyle ise, bir mümin günde beş vakit namazını dikkatle ve huşu içerisinde kılacak olursa, o namaz onun için bir miraç olur ve kul onunla Hakk'a yol bulur.

2-Miraç'ın diğer bir önemli sonucu, Bakara sûresinin son iki ayetinin nazil oluşudur.

"Amenerrasûlü" diye de anılan ve yatsı namazlarından sonra okunan bu mübarek ayetlerdir:

اٰمَنَ  الرَّسُولُ  بِمَا اُنْزِلَ  اِلَيْهِ  مِنْ رَبِّه  وَالْمُؤْمِنُونَ  كُلٌّ  اٰمَنَ  بِاللّٰهِ  وَمَلٰئِكَتِه  وَكُتُبِه  وَرُسُلِه  لَا نُفَرِّقُ  بَيْنَ  اَحَدٍ  مِنْ رُسُلِه  وَقَالُوا  سَمِعْنَا  وَاَطَعْنَا  غُفْرَانَكَ  رَبَّنَا  وَاِلَيْكَ  الْمَصيرُ لَا يُكَلِّفُ  اللّٰهُ  نَفْساً  اِلَّا  وُسْعَهَا  لَهَا  مَا كَسَبَتْ  وَعَلَيْهَا  مَا اكْتَسَبَتْ  رَبَّنَا  لَا تُؤَاخِذْنَا  اِنْ نَسينَا  اَوْ  اَخْطَأْنَا  رَبَّنَا  وَلَا تَحْمِلْ  عَلَيْنَا  اِصْراً  كَمَا  حَمَلْتَهُ  عَلَى  الَّذينَ مِنْ قَبْلِنَا  رَبَّنَا  وَلَا تُحَمِّلْنَا  مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِه  وَاعْفُ  عَنَّا  وَاغْفِرْ  لَنَا وَارْحَمْنَا  اَنْتَ  مَوْلٰينَا  فَانْصُرْنَا  عَلَى  الْقَوْمِ  الْكَافِرينَ

“Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.” “Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” Bakara, 285-286

Burada, İlâhî emirler karşısında mutlak itaate yönelen müminlerin inançlarındaki sadakatleri ifade edilmektedir.

3-Miraç'ın bir başka sonucu ise, Hz. Peygamber'in ümmetinden, Allah'a şirk koşanlar dışındakilerin affedilebileceklerinin va'dedilmiş olmasıdır.

اِنَّ  اللّٰهَ  لَا يَغْفِرُ  اَنْ يُشْرَكَ  بِه  وَيَغْفِرُ  مَا دُونَ  ذٰلِكَ  لِمَنْ يَشَاءُۚ  وَمَنْ يُشْرِكْ  بِاللّٰهِ  فَقَدِ  افْتَرٰى  اِثْماً  عَظيماً

"Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz, bunun dışında kalan (günahlar)ı ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah'a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur." (Nisa, 4/48)

İnsan bilerek ya da bilmeyerek günah işleyebilir. İşlenen günahlardan dolayı pişmanlık duymak ve Allah'tan af dilemek, bir daha günah işlememeye azmetmek kaydıyla, Allah Teâlâ işlenen günahları affedebilir.

Vaazımızı Kur’an-ı Kerim’de İsra Süresinde bulunan, dünya ve ahretimizi huzura ve mutluluğa kavuşturacak olan tavsiyeler ile sonlandırıyoruz. Yüce Rabbimiz bizlere şöyle buyurmaktadır:

 لاَّ تَجْعَل مَعَ اللّهِ إِلَهًا آخَرَ فَتَقْعُدَ مَذْمُومًا مَّخْذُولاً

“Allah ile birlikte başka bir tanrı edinme, yoksa kınanmış ve yalnızlığa itilmiş olarak kalırsın.” İsra, 22

وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً إِمَّايَبْلُغَنَّ عِندَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُل لَّهُمَاأُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلاً كَرِيماً {} وَاخْفِضْلَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُل رَّبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِيصَغِيراً

 “Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim!, Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” Rabbiniz içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye yönelenleri çok bağışlayandır.” İsra, 23-24

وَآتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُوَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَلاَ تُبَذِّرْ تَبْذِيراً {} إِنَّ الْمُبَذِّرِينَكَانُواْ إِخْوَانَ الشَّيَاطِينِ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّهِ كَفُوراً {}وَإِمَّا تُعْرِضَنَّ عَنْهُمُ ابْتِغَاء رَحْمَةٍ مِّن رَّبِّكَ تَرْجُوهَا فَقُل لَّهُمْ قَوْلاًمَّيْسُوراً {} وَلاَ تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَى عُنُقِكَ وَلاَ تَبْسُطْهَاكُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُوماً مَّحْسُوراً {} إِنَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ الرِّزْقَلِمَن يَشَاءُ وَيَقْدِرُ إِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهِ خَبِيراً بَصِيراً

 “Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.” “Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti istemek için onlardan yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak bir söz söyle. Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın. Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir.”İsra, 25-30

وَلاَ تَقْتُلُواْأَوْلادَكُمْ خَشْيَةَ إِمْلاقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَإِيَّاكُم إنَّ قَتْلَهُمْ كَانَخِطْءاً كَبِيراً

 “Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır.” İsra, 31

وَلاَ تَقْرَبُواْ الزِّنَى إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاءسَبِيلاً

 “Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.” İsra, 32

وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّهُ إِلاَّ بِالحَقِّ وَمَنقُتِلَ مَظْلُوماً فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّهِ سُلْطَاناً فَلاَ يُسْرِف فِّيالْقَتْلِ إِنَّهُ كَانَ مَنْصُوراً

 “Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.” İsra, 33

وَلاَ تَقْرَبُواْ مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِيهِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ وَأَوْفُواْ بِالْعَهْدِ إِنَّ الْعَهْدَ كَانَمَسْؤُولاً

“Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur.” İsra, 34

وَأَوْفُوا الْكَيْلَ إِذا كِلْتُمْ وَزِنُواْ بِالقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً

“Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir.” İsra, 35

وَلاَ تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌإِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولـئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولاً

“Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.” İsra, 36

وَلاَ تَمْشِ فِي الأَرْضِ مَرَحاً إِنَّكَ لَن تَخْرِقَ الأَرْضَ وَلَن تَبْلُغَالْجِبَالَ طُولاً

 “Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin.” İsra, 37

كُلُّ ذَلِكَ كَانَ سَيٍّئُهُ عِنْدَ رَبِّكَ مَكْرُوهاً {}ذَلِكَ مِمَّا أَوْحَى إِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِ وَلاَ تَجْعَلْ مَعَ اللّهِ إِلَهاًآخَرَ فَتُلْقَى فِي جَهَنَّمَ مَلُوماً مَّدْحُوراً

 “Bütün bu sayılanların kötü olanları Rabbinin katında sevimsiz şeylerdir. Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği bazı hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilah edinme. Sonra kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.” İsra, 38-39

Özetle:

-Mîrac; insanlığın kurtuluşu için gönderilen Sevgili Peygamberimizin, Cenab-ı Hakk’ın sonsuz kudretinin ürünü olan eserlerini temâşa etmesidir. Yüce Allah’ın huzuruna yükseldiği mukaddes ve manevî bir yolculuktur.

-Kâinatın yüce yaratıcısının daveti üzerine gerçekleşen mucizevî bir buluşmadır.

-Resulullah’ın şahsında insanlığın önüne açılmış sınırsız bir yükseliş ufkudur.

-Maddî ve manevî yükselişe bir örnektir,

-Bütün süflî duygulardan, her türlü kötülüklerden arınarak gerçek kulluğa, en yüce mertebeye erişmeye işarettir,

-Çalıştığı zaman insanın maddî ve dünyevî mesafeleri kısaltabileceğine bir delildir,

-Allah’ın, insanoğlunun hizmetine sunmuş olduğu yerleri, gökleri ve denizleri insanların en faydalı bir şekilde kullanabileceğine bir örnektir.

* Miraç Kandili aydınlığını fırsat bilerek çeşitli sebeplerle lekelenen kalplerimizi önce tevbe ve istiğfar ile temizleyelim.

* Aramızdaki dargınlık ve kırgınlıkları ortadan kaldırarak;  "Müminler ancak kardeştirler." (Hucurat, 10) âyetine uyalım.

* Bu mübarek gecede mü’minlerin miracı olan namazı bolca kılalım.

*En azından Miraç'ın önemli sonuçlarından biri olan, Bakara sûresinin son iki ayetini (Âmenerrasûlü)’yü okuyarak ne anlam ifade ettiğini düşünelim.

*Miraç gecesinde Yüce Allah’ın; “Hz. Peygamber'in ümmetinden, Allah'a şirk koşanların dışındakileri affedilebileceği va'dine”  mazhar olabilmek için bu mübarek gecede çokça tevbe istiğfarda bulunalım.

*Bu duygularla hepinizin Mi'rac kandilini kutlar, bu mübarek gecenin hepimiz için hayra vesile olmasını yüce Mevlâ'dan dilerim.

Kaynak Okumaları:

1-Elmalı'lı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili , V, 3140-3216,   VII. 4568- 4616

2-Ansiklopedi ve kaynak hadis kitaplarının İsrâ ve Mi'rac maddeleri.

3-İsra ve Mirac Hususunda Hazırlanmış Vaazlar

Hazırlayan: Süleyman ÇAMUR (Din Görevlisi)
Moderatör: Haydar BEKTAŞOĞLU (İl Vaizi)

Editör: Mihrap Haber
Yorum Yazın
CAPTCHA security code
yükleniyor

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yukarı çık